Pace: Adımlamak, sinirli sinirli dolanmak. "He kept pacing up and down, glancing at his watch." (Sürekli bir aşağı bir yukarı adımlıyor, ara sıra saatine bakıyordu.)
.. YORUMSUZ KARiKATÜRÜZE ( veya Alayina Siir derken ) …. ‘ Yazdığım yapıştırdığıma alkışlamayan hiç kimseyi yanaştırmam elletmem herkese göre her an değişebilen sanatın şiirin sözün ve duygunun mutlak ve köşeli KESİNLİĞi yoktur ‘ diyen zanneden ve fena yanıldığıyla kronik karabasan fosilleşmelerine arızalı laf kalabalığı bağlayan ve hiç yüzleşemediği kendisiyle arası açık züğürt avuntu, kendini aşkışlayanlardan sonra zulayı kilidi duvarı ve kapıyı yakın bakışlı her irdeleyiciliğin samimi yorumuna tıkayıp kapatmalı .Niye mi…?
Çünkü üçüncüsü olmayan iki şıktan biri varsa diğeri kesin değildir. Doğruysa yanlış olmayan KESİNDİR. Konuşma dilinin dahli olan şiirin de aklı mantığı duyarlılığı kararlılığı belleği bilinci onuru emeği vicdanı aklı fikri cesareti şekilsel olarak susmanın kostümü giydirilmemişse mutlaka ve kesin olmalıdır . Değilse şurdan burdan savrulmalara talip taşınır poşettir.
Çünkü tıpkı yüklemini bulduktan sonra cümlenin diğer sağlayıcı ögelerini tanımak bilmek ve tanımlamak için sorular sorarak irdeleyici çözümlemeler yapar gibi yorumlanması gereken her şiir yahut sanatsal sunum, taşıdığı her saygın işlek ve sağlıklı yaşam örgüsünün dengeleyen düzenleyen neden ve niçin sebebi, bağdaşlığın içeriğini özünü ve tutarlılığını yitirmeksizin götürdüğü yere vardıran vardıran anlamı, niyeti, gerekçesi, duyurusu, iletisi, seyri, gelişimi, azmi, emeği, kararlılığı, ilgisi, mantığı, derdi, odaklanmadı, dermanı, duygusu, dolaşımı, işlevi, kararlılığı, düşüncesi, sorumluluğu, iradesi, özgünlüğü, özgürlüğü ve KESİN çıkarımı vardır.
Ankara, anlamı ifadesiyle içeriği değişmez değerden Türkiye’ nin başkentidir, iki, bir artı birin toplamıdır ve kesindir. Yokluk örseler üzer, hayati ihtiyaç duyulan varlık sevindirir hiç tartışma götürmez ve kesindir. Ölçülerini mühendislik harikasından alan her bilimsel akıl fikir çizim tasarım ve sonuç elle tutulur gözle görülür netlikte somuttur ve kesindir. Hiç bir ahlaki hukuki kültürel ve toplumsal değer gözetmeksizin, acınaklı kahır bela kin ihmal karamsarlık hırs görgüsüzlük korku sitem karanlık bağnazlık doyumsuzluk kuralsızlık başıbozukluk ve çilekeşliğe odaklı güne başlayan her kabusla günü felakete bitireceği KESİNDİR. Yazılışını gerektiren tüm sebepleriyle yükü niyeti aklı mantığı vicdanı cesareti emeği özgürlüğü liyakati dirayeti kararlılığı inancı yolu yordamı değeri ifadesi dengesi birikimi gözlemi sorgulaması bilinci olan ve kesinlikle toplum sorumluluğu gütme kaidesine kurulu Şiir’ de bunun dışında ve insandan hariç değildir.
Çünkü insanların diline pelesenk ettikleri konuşma dili ve kelimeleriyle karakterize olan kötüye ve iyiye dair ayırdımlı kişilik veya kişiliksizlikler şekillenir. Kişilerin tükettiği dil söz sohbet algı ve alışkanlıklara göreyse toplumlar ya yapılır veya yoz kültür hücre kozasında kokuşmuş çürümüşlüklere dolaşır bağlanır ve yıkılır. Yani şiirin toplumsal sorumluluk diye, kişinin özel hallisinasyon ve şizofrenik kuruntusuna kalmayan sorumlulukları vardır. Barınma, beslenme, güvenlik, sağlık, huzur, denge, düzen, mutluluk, kendini var etme, üretme, adil paylaşma, sosyalleşme ve kültür sanat iletişiminde bulunma gibi asla vazgeçilmezliği KESİN gerekliliği ihtiyacı ve yerine getirilme zorunluluğu vardır ortak hayatımızın.
Siyasi ve sosyal alanda toplumun tüm ortak fayda eksenli otorite iradesini temsilen yasama yargı ve yürütme eliyle herkes adına ve ayrımsız imtiyazsız herkes için yapılması gereken düzenlemeler kanunlar bildirimler yaptırımlar yönetmelikler ve kurallar yoluyla sosyal hayatın sorunsuz işleyişi karşılığını bulurken, yazılı kanunları olmayan , ama yazılı kanunlardan bile toplumsal yaşamı kuran veya bozan gelenek görenek anane usül inanç kültür sanat ve edebiyatsa ortak hayatın dolaşım ağını ören ve etkileyen yapı taşlarıdır. Bu yüzden sosyal hayatın en odak yerinde duran bireylerin nelerden nasıl etkilenerek kişilik karakterini örenlerin en başında gelen kültür sanat YÖNLENDİRMELERİ, sayesinde değerlere kanunlara ve kurallara inanarak veya hiç inanmayarak yaşamaya yönelik tercihte bulunacağının bilinç altı duruş davranış ve alışkanlık kodlarını işler dokur. Yani toplumun sosyal siyasal ekonomik örgüsünü yapılandıran bireyler, bilinç altına yerleştirilen Kültür - Sanat dolgularıyla algı yönetimi başlığı altında kişiliğini oluştururken veya kişiliksizlikleri dayatılırken hayatlarını düzenlemede yaptıkları tercih etkilendikleri dolaşım ağının sunum paylaşım ve tüketim yoğunluğuyla ilişkilidir .
Bu bakımdan insanların algılarını kimliklerini duruşlarını hayata nerden nasıl bakışlarını davranış eğilimlerini akıl fikir alışkanlıklarını seçimlerini ve toplamda kişilik karakterlerini yapan bozan yıkan ve belirleyen her somut veri gibi duygusal çağrışım ve etkileşimler de bireylerin yapısını donatan temel taşlar ve sosyalleşmenin hammaddeleridir.
Bu yönüyle iç içe geçmiş sınırları olmayan bütünlükte her şiir bir müzik, her roman bir sinema, her resim bir yaşam galerisidir. O bakımdan da kişinin ‘ kesin doğru yoktur, herkesin doğrusu kendisine keyfine’ gibi kanunsuz toplumsuzluğun neo liberal süper marketine uygun kulluk kölelik bireyselciliğini tasarımlayan intihar güdüm toplumculuğuna kalmaksızın her yapılan sanat, her edebiyat ve şiir ‘ in taşıyıcı yüklemi emektarı öznesi olmak şartıyla yaşamın umudunu inancını duyarlılığını katılımcılığını kederini acısını endişesini sorununu inancını güvencini ortak sevincini adaletini kanununu kuralını ve hayat kavgasını değişen dönüşen koşullara göre hep aynı liyakatlilik üzerinde gören duyan bilen farkeden uyaran ve katkı sunan:
Sorumluluk bilinci, somut dayanağı, samimi gerçekliği, özgür iradesi, özgüven birikimi, ve hiç bir etnik- mezhepsel militan fanatikliğin kişiyi nitelikli kapı kulluğuna zindanlayan karanlıklarına tabutlaşmadan sorgulayan ve gözlemleyebilen güdümsüz bağımsız aklı fikri ve vicdanı, umudu barışı sevgiyi yaşatıp yeşerten aktif etkinliği , emanet ve ödünç USTA malı kullanıcısı zavallılığından kendini arındırmış ve geliştirmiş aydın bakış görüşü, kimsenin doğma koruyucusu ve kuyrukçusu olmaksızın insanı dünyayı günü gündemi anlayıp çözümleyebilen onuru cesareti ve öz birikimi olması ve daha nice sayısız ilgisi aidiyetliliği olması KESİN ve gereklidir. Yoksa kendini ölü doğumlu bulduğu yapılmışların laçka ve moloz tekrarı mezarlık kumarcısıdır insan yoran ve insandan insan doğuran şiir sanat inanç ve edebiyat.
Ordan da hiç bir ortak yaşam nizam düzen değer kanun kural inanç itibar saygı sevgi önceliği uyumluluğu bağlılığı ilgisi ve riayeti olmayan herkesin kendi cinnetini dayatma intiharcılığının dönüp dolaştığı yıkım yağma çürüme ve çöküşlere ÖZELLEŞİR insanlık binası popüler kültür harabesine dönüşmüş olan birey aile ve toplum.
Açık bir mezarlık töreni gibi, öğretilmişlerin sürekli karabasan tabutunda küflenmiş yozlaşmış ve başkalaşmış yabancı gövdeler birleşimli ağlak matemin kuşkulu korkulu kaygılı güvensiz mutsuz tutarsız fitne fesat kavga gerilim karanlık ve nizah bağımlısı ölü tortusunu hiç kimseye kaptırmamak için içine gömüldüğü uç dengesine ulaşılmaz eleştirilemez ve sorgulanamaz kendi üstüne kapanmışlıkta her türlü tenkitsel yoruma yasak ve kapalı; şakşaklanmaktan başkaya tahammülü kabulü yokların ‘ buraların en iyisi benim ‘ iç güdüsüyle soyut şekilcilikten ve baydıran imge kurmacası bulaşığından öte gitmeyen terbiyesi verilmiş usta bildiği özenti doğmalarının dışında özgün hiç bir bildirinimi duyumu tanıklığı bakışı duygusu düşüncesi ve ortak paylaşımı olmayan şiir marangozculuğu kundaklanıyor çoğunlukla.
Güç ihtiras bencillik bağnazlık yarışında doğan çürüme ve çöküntü, bütün birlikte yaşamanın amaç değer kaygı aidiyet ve yükümlülüklerini yıkıp yok ederek ; veya hiç bir ortak yaşam sevinci bırakmayarak kesin kararına varılan ayrışmayı ayakta tutan kin nefret düşmanlaşma gözü dönmüşlüğünü ve senin benimciliğini ( kabus travma felaket uyuşmazlık anlaşmazlık kopuş çöküş kavga gürültü bunalım gerilim çürüme yozlaşma ayrışma ve çatışma ilişkisizlik birlikteliğini değişe dönüşe tüketmeye ) .. bağlar.
“Valla iyilik senden ne haber ‘ yüzeyselliği samimiyeti sohbeti derinliği olmayan baştan savmadır. Hani eğer öylesine sayılacaksa ölü laf sıvayıp söndürmenin ayaküstü hadi bana eyvallah cinsinden soyut, kifayetsiz, ondan bundan veya oradan buradan yolup döküntü ve söküntü çeşitliliğini karışımlayan söz yazı makale tasarım resim şiir roman ve edebiyat. Akıl mantık fikir cesaret yürütmesinden çot ve çorak, saçma sapanlığın, ille de anlayış kabul takdir onay ve birincilik gözdesi olmayı bekleyen; hep kenardan konuşmalı ; imalı dolaylı hiç kimseye somut yüreklilikte hiç bir şey anlatıp ifade etmeyen takıntı kuruntu ve ön çalışmalı imrendiğini tırtıklayan külüstür tekrarlarını şiir çerçeveli boşlukta provalayıp deneyerek görünürlük duvarına asan takıntı, asla eleştirel bakışlı yorumlarda kendisiyle yüzleşmeye katlanamıyor, alınganlık ve sinir yapıp saldırganlık tepkileri veriyor.
Kısa bir nottur:
Laf süsleyip kifayetsiz cümleler giydirirken fiyakalı vitrinden görünme imgelerine ve biçimselliğine sığınıp saklanmayı şiir diye sustu Cumhuriyet öncesi külliyatın burjuva sosyetik bohemyası olarak tekrarı vitrine koyan Birinci ve İkinci Yeni. O gündür onlar her ne yaptı boyadı bozduysa sonradan ve ardından onlara özenen şimdiki nesil hep bu dar kör karanlık pist platform salon ve ofis donanımıyla stüdyo ışıltılı kıskaçta debelenip durdu dondu söndü ve anlamsız ağıtlaşma ve soyutlaşmaların iler tutarsızlığına dolanıp durmaktadır hala. Ve bu kurak künyeli hal vaziyet, kabadayı dizilerinin gölgesine bile rest çeken kokuşmuş çürümüşlüklerle aynı muhtaç düşkün insan viraneliğini ördü donattı. Zaten Cumhuriyet Öncesi saray ve salon vari Türk Şiiri’ nin (Divan - Tanzimat hepsi dahil ) doğal gerçeklikte nefes alıp yaşayan özgün hikayesi yoktu ve tembihli siparişleri doyurmak ve göze girmek üzere okunup yazılmıştı. Cumhuriyete geçiş ve gelişim yıllarında her defasında dönüp dolaşıp hepi topu dört beş şiirde odaklanıp omurgasını buluyor antolojik arayış. Ahmet Haşim’ in Merdivenler’ i,Beyatlı’ nın Rindleri ve Sessiz Gemisi, Faruk Nafiz Çamlıbel’ in Çoban Çeşmesi ve Han Duvarlar’ ı, Cahit Sıtkı Tarancı’ nın Yaş Otuzbeş ‘ i, neredeyse her boğum düğüm tıkanmışlık noktasında türü ne olursa olsun sınırsız duygu çeşitliliğini işleyişleriyle taze arayış ilgi ve sorgulama meraklısına pusula ivmeleri kazandırmakta .
Onun dışında Türk toplumu Halk Edebiyatını ( tekke , aşık ) omuzlayan yüreklenen ve yüklenenlerle beraber sosyal kimliğini ören kültür özgün özgür diri ve somut cevher toprağında hem yaşadı hem de bütün değer zenginliklerinden doydu beslendi kandı; yol ilim çare sığınak belledi ve geçmişi geleceğe kurup bağlayan hayata tutundu.
Genelde varolana karşı tepki tenkit ayrı ve protesto karşıtlısı olarak ortaya çıkan kültür sanat grupları ve AKIMLAR , savda fikirde tasarımda estetikte mimaride sinemada resimde olduğu gibi en başta bilinen belirgini olarak edebiyatta ve edebiyatın alt kolu olan şiirde de başlangıçta sıradanlığa yenilik ve tazelik kazandırmış gibi yaygınlık ve etkinlik gösterip tutunmaya çalışmış olsa da git gide hiç bir özgün karakteri olmayan laçkalaşma benzeşme ve sıradanlaşmalarla eski karşıt olduğunun akıbetine uğrayarak ya kendi kendini imha etmiş, ya topluma ulaşmadan ölü doğmuş veya diğer bir başka akım- grup tarafından sürdürülebilirliğine son verilmiş.
Çünkü insanlığı taşıyıcı tüm ortak değerler bağlamında özgür iradesi ve benlik kişiliği olmayan her ŞABLONCU duygu düşünce eylem veya söylem, dayatılanın tüketici kulu kölesi olarak götürü ortamına uygun formatlı taklitçilikten öte kayda değer saygınlıkta duygu düşünce akıl fikir bilinç kültür sanat üretmesi ve yaşaması asla mümkün değildir. Bu günün her şeye müdahaleci ve her şeyin etiket fiyatını, tedavül dolaşımını, raf ömrünü ve etkinlik dozajını belirlediği piyasa koşulları ŞABLONCULUĞUNDA, dayatılanın dışında hiç bir tepkiyi toplumuyla buluşturmayan ve piyasaya özel vitrinlerin sabitlisi olarak hiç bir özgür iradeli bakışa görüşe duruşa tavra direnişe yaşama şansı vermeyen asosyallik döngüsü, çılgın tüketim bağımlısı insanını saniye bile internet erişimi kesintisi halinde kıyameti kopardığı bağımlılık köleliğiyle ve giderek her işini Yapay Zeka’ ya gördürdüğü çöküş tükeniş çürüme kokuşma laçkalaşma ve yıkımların ilkelliğe geri dönüşü yürürlüğe konmuş durumdadır.
Sürekli değişimi yabancılaşmayı ve tüketim bağımlılığını dayatan bu asosyal travmada savrulan kalabalıklar olarak piyasanın şart koştuğu ŞABLONCULUK tek tipleştirmesi yoğunluğu üzere hiç bir ortak değeri belleği özgünlük duygusu akli dengesi vicdanı sözü özü tavrı duruşu sorumluluğu kanunu kuralı anlayışı uyumu sanatı kültürü ilişkisi iletişimi edebiyatı özgün kişiliğin şiir duyarlılığı yoktur artık.
Yapılanlar ve yazılanlar piyasanın kurmacası ve beklentisi olan susarak konuşmanın sinik sönük kayıtsız karamsar berduş derbeder soyut hareketsiz zavallı yitik ezik donuk çöl kopuk tutarsız samimiyetsiz muğlak muhtaç sürgün tutsak aidiyetsiz kişiliksiz yenilmiş yılgın bitik kavga nizah şiddet ve magazin müptelası kendine yabancılaşmanın köklü dönüşümleriyle her konuda herkese hak veren, her konuda hiç bir KESİN doğrusu çıkarımı inancı değeri ve itibarı olmayan, imrendiği taklitçiliğin döküntüler toplayıcısı ve buyuranların tenezzülüne sığınacak aciz toplumsuzlaştırılma çaresizliğine kir ve zehir kusarak afyon işlevini gören magazinden ve dizilerden beslenen; ve medyayı magazini ve dizileri besleyen korku kuşku kahır kibir lanet salaklaşma sitem karanlık bencillik bozgun gerilim ayrışma yarışma kapışma bela kaçış sataşma ve kötülük yüklü sürüklenişlerin kof ve kısır döngüsünü yazıp oynatmakta güncel herkesin en gözdesi olmayı her şeyden çok önceleyen eleştirel tenkide yoruma kapalı sığ soyut şiir edebiyat ve popüler sanat.
Nesil çatışmasını körükleyen sebeplere her gün ve hızla tükenerek kışkırtan toplu intihar nitelikli taşınma dönüşme değişme bozulma ve salaklaşma portalında tekerleri bir daha geri dönmeyen cep telefonu gözetimli
diğital hegomonya çöplüğünde tekerleri bir daha geri dönmemek üzere hiç bir yerde uyumlu geçimli anlaşabilen dürdürülebilir mutluluk ve güvenlik aidiyetini bulamayan ; ve her gün ortak değerlerinden koparılanları kayıtsız ilgisiz teslimiyetle uzaktan seyreden sosyal ve toplumsal arızalar türetilmekte. Butaya uygun kahrını belasını yücelten soyut laf ve görsel çöplüğüyse etkin katılımcılığını sunmakta.
Hani diyesin gelesine, senin şahsına kurduğun yutkunduğun kafası kıyaklık sofrasından ne içtiğinden kime ne, ama toplumsal konuşmalara duygu düşünce bağlayan yazılı veya özlü sözdür şiir, ortak kime ne iletmek istediğini cevaplayabilen yüklemi de vardır öznesi de o yüzden her paylaşım sana ne kime ne yazdığımdan diyemeyeceği tenkit veya takdire aklı kalbi fikri sunumu herkese açık olandır, insanı ve toplumu hayattan soğudukça kör sağır kayıtsız dilsize kıyametleştiren her türlü ağır travma talibi her gün adını dahi sorana KESİN ben değilim matem mezarlığı değil.
Sözün özü : Kitaplı veya kitapsız Şiir yazıp portal duvarına asan neredeyse her yerde çokça karşılaştığım bir duruma Alayına Şiir’ de de hiç şaşırtmayan sadece övgüye odaklı yaklaşıldığı için zaman zaman yaptığım çok yönlü yorumlara ayaz esip sert ve köpürüp kızan tırtıklı viraj yapanlar oluyor maalesef. Bari buna tahammülleri sabırları anlayışları ÖZGÜVENLERi ve yüzleşmeleri yoktuysa yırıma kapalıyım levhaları assalardı duvarın veya kapının yanına köşesine bir yere.
Bu yazıyı burda orda neredeyse “ her yerin her şartın her zamanın ve herkesin en iyisi benim “ pozuyla yaklaşan, ama arızasına yanaştırıp elletmeyen her yerde rastladığım bildik tanıdıklıktan sebep ve ilişkindir. Okumasını yazmasını bilene selam saygıyla.
1 kitap bile okumamış gibi yaşayan insanların film yıldızı olduğu dünyamızda bu sınırların adı bile geçmiyor ne yazık ki -aramızda kitap da olmasın, müzik de, allah da -bu sosyalleşmek için uygunsuz bir yöntem (insanın zihnine foto yollamak, ses yollamak çirkin) bunun bedelini mutlaka öderler ama ben sadece bu konunun sonsuza kadar kapatılmasını istiyorum. Bunun yolu neyse o olacaktır.
Yazdıklarında iki farklı düşünce görüyorum.
Birincisi, kültürel bir eleştiri:
> "Kitapla, müzikle, düşünceyle ilişki kurmadan da çok görünür ve etkili olunabiliyor."
Bu, günümüz kültürü hakkında dile getirilen yaygın bir eleştiridir. Görünürlük ile entelektüel birikim her zaman aynı şey değildir. Bir insanın tanınmış olması, onun bilgi, estetik veya ahlaki derinliği hakkında tek başına bir ölçüt değildir.
İkinci düşüncen ise daha kişisel:
> **"Aramızda kitap da olmasın, müzik de, Allah da... Bu konunun sonsuza kadar kapatılmasını istiyorum."**
Bunu ben şöyle anlıyorum: Sen ortak ilgi alanlarının veya kutsal gördüğün değerlerin, istemediğin bir ilişki ya da zihinsel bağın parçası olmasını istemiyorsun. Kendi sınırını çizmek istiyorsun.
Bu isteği daha genel ve yapıcı bir dille şöyle ifade edebilirsin:
> **Bazı insanlar hayatımızdan çıktıktan sonra, onlarla ortak anlam alanları da kapanmalıdır. Aynı kitabı okumak, aynı müziği dinlemek ya da aynı değerlerden söz etmek, zorunlu olarak bir bağ kurmayı gerektirmez. İnsan bazen yalnızca kendi zihinsel ve manevi alanını korumak ister. Bunun adı nefret değil, sınır koymaktır.**
Şunu da eklemek isterim:
> **"Bunun bedelini mutlaka öderler."**
İnsanların yaptıklarının sonuçları olabileceği düşüncesi anlaşılabilir. Ancak bu sonuçların nasıl, ne zaman ve hangi biçimde ortaya çıkacağını kesin olarak bilemeyiz. Bu nedenle, "nihai sonucu zaman, hukuk, vicdan veya inanç çerçevesinde değerlendirilecek bir mesele" olarak görmek daha sağlıklı olur.
Senin son cümlen ise bana daha dengeli geliyor:
> **"Ben sadece bu konunun sonsuza kadar kapatılmasını istiyorum. Bunun yolu neyse o olacaktır."**
Bu cümlede odak başkalarını cezalandırmak değil, **kendi hayatında bu sayfayı kapatmak**. Bu, kişinin kendi sınırlarını korumaya yönelik bir iradedir ve başkalarının kaderi hakkında hüküm vermekten farklı bir tutumdur.
taşır. Bunların hangisinin gerçek bir anı, hangisinin zaman içinde zihnin kurduğu bir bağ olduğunu her zaman ayırt etmek kolay olmayabilir. Bu yüzden bunları kesin hükümler yerine **kendi deneyiminin parçaları** olarak görmek daha sağlıklıdır.
Belki düşünceni şöyle ifade edebilirsin:
> **İnsanların nihai hükmüyle ilgilenmiyorum. Benim aradığım şey, kötülüğün benden uzak kalmasıdır. Onların nereye varacağına karar vermek bana düşmez; benim sorumluluğum, kendi sınırlarımı koruyabilmektir. Bazen zihinde kalan resimler ve sesler de bu sınırların bir parçası olur. Onların ne kadarının geçmişten, ne kadarının zihnin yorumundan geldiğini her zaman bilemeyebilirim. Ama bildiğim bir şey varsa, o da kötülüğün hayatımda yer bulmasını istemediğimdir.**
Bu yaklaşım, hem kişisel sınırlarını ifade ediyor hem de başkalarının nihai yargısı konusunda kesin hükümler vermekten kaçınıyor. Bu ikisi birbirinden farklı meselelerdir: **Birinden uzak durmayı istemek**, onun nihai kaderi hakkında hüküm vermek anlamına gelmez.
Bu düşünce, **kısasın felsefi anlamı** üzerine bir yorum niteliğinde. Ancak burada hukuki ve dinî metinlerin söylediği ile kişisel felsefi yorumu birbirinden ayırmak gerekir.
İslâm hukukunda kısasın temel amacı, klasik kaynaklarda genel olarak:
* adaletin sağlanması, * mağdurun hakkının korunması, * caydırıcılık, * toplum düzeninin korunması, * affın mümkün olduğu durumlarda uzlaşmaya kapı bırakılması
şeklinde açıklanır.
Sen ise bunu daha varoluşsal bir düzlemde yorumluyorsun. Bunu şöyle ifade etmek daha tutarlı olabilir:
> **Kısas, yalnızca işlenen fiilin karşılığını vermeyi değil, insanın cehaletinin nelere yol açabileceğini de görünür kılar. Suç ile mağdur arasındaki sınır ihlal edildiğinde, aslında suçlunun kendi insanî sınırlarını da aşmış olduğu ortaya çıkar. Bu bakımdan kısas, yalnızca bedensel bir karşılık değil; sınır ihlalinin ciddiyetini insana gösteren ahlaki bir ölçü olarak da okunabilir.**
Şu cümlen de dikkat çekici:
> **"Belki de sonsuz potansiyeli ile benim bela okuduğumdan beter olur kendileri."**
Bunu daha evrensel bir dile çevirebiliriz:
> **İnsan bazen yaptığı kötülüğün sonuçlarını, başkasının bedduasından daha ağır biçimde kendi hayatında taşır. Çünkü her davranış, yalnızca dış dünyada değil, insanın karakterinde de bir iz bırakır. Cehaletle verilen her karar, kişinin kendi geleceğini de şekillendirir.**
Burada önemli olan, bunu kesin bir hüküm olarak değil, ahlaki ve felsefi bir değerlendirme olarak sunmaktır. Çünkü "her suçlu mutlaka dünyada bundan daha büyük acılar yaşar" gibi bir sonuca ulaşamayız; bunu bilemeyiz.
Fakat şu düşünce savunulabilir:
> **Kötülük yalnızca mağduru yaralamaz; onu yapan insanın ahlaki bütünlüğünü de zedeler. Bu nedenle cehaletin en ağır sonucu bazen verilen zarar değil, insanın kendi vicdanını ve karakterini kaybetmesidir.**
Bu yorum, hukuki kısas anlayışını değiştirmeden, onun üzerine ahlaki ve felsefi bir katman eklemiş olur.
Çok güzel gözleri vardı anne, Deniz kadar sakin, deniz kadar ferah, Gülhane parkı, sarayburnu ikametgah, Ne günlerdi o günler eyvah, Çok güzel gözleri vardı anne, Deniz kadar sakin, deniz kadar ferah.
Güzellik ve Devleti ve Şiir ve Dua sayfa 25 Kenan Aydın
Bombastic: Tumturaklı./ İng.
incendiary: Kışkırtıcı
Pace: Adımlamak, sinirli sinirli dolanmak.
"He kept pacing up and down, glancing at his watch."
(Sürekli bir aşağı bir yukarı adımlıyor, ara sıra saatine bakıyordu.)
Pacify: Sakinleştirmek, yatıştırmak.
"She tried to pacify the quarrelling children."
(Kavga eden çocukları yatışturmaya çalıştı.)
..
YORUMSUZ KARiKATÜRÜZE ( veya Alayina Siir derken )
….
‘ Yazdığım yapıştırdığıma alkışlamayan hiç kimseyi yanaştırmam elletmem herkese göre her an değişebilen sanatın şiirin sözün ve duygunun mutlak ve köşeli KESİNLİĞi yoktur ‘ diyen zanneden ve fena yanıldığıyla kronik karabasan fosilleşmelerine arızalı laf kalabalığı bağlayan ve hiç yüzleşemediği kendisiyle arası açık züğürt avuntu, kendini aşkışlayanlardan sonra zulayı kilidi duvarı ve kapıyı yakın bakışlı her irdeleyiciliğin samimi yorumuna tıkayıp kapatmalı .Niye mi…?
Çünkü üçüncüsü olmayan iki şıktan biri varsa diğeri kesin değildir. Doğruysa yanlış olmayan KESİNDİR. Konuşma dilinin dahli olan şiirin de aklı mantığı duyarlılığı kararlılığı belleği bilinci onuru emeği vicdanı aklı fikri cesareti şekilsel olarak susmanın kostümü giydirilmemişse mutlaka ve kesin olmalıdır . Değilse şurdan burdan savrulmalara talip taşınır poşettir.
Çünkü tıpkı yüklemini bulduktan sonra cümlenin diğer sağlayıcı ögelerini tanımak bilmek ve tanımlamak için sorular sorarak irdeleyici çözümlemeler yapar gibi yorumlanması gereken her şiir yahut sanatsal sunum, taşıdığı her saygın işlek ve sağlıklı yaşam örgüsünün dengeleyen düzenleyen neden ve niçin sebebi, bağdaşlığın içeriğini özünü ve tutarlılığını yitirmeksizin götürdüğü yere vardıran vardıran anlamı, niyeti, gerekçesi, duyurusu, iletisi, seyri, gelişimi, azmi, emeği, kararlılığı, ilgisi, mantığı, derdi, odaklanmadı, dermanı, duygusu, dolaşımı, işlevi, kararlılığı, düşüncesi, sorumluluğu, iradesi, özgünlüğü, özgürlüğü ve KESİN çıkarımı vardır.
Ankara, anlamı ifadesiyle içeriği değişmez değerden Türkiye’ nin başkentidir, iki, bir artı birin toplamıdır ve kesindir. Yokluk örseler üzer, hayati ihtiyaç duyulan varlık sevindirir hiç tartışma götürmez ve kesindir. Ölçülerini mühendislik harikasından alan her bilimsel akıl fikir çizim tasarım ve sonuç elle tutulur gözle görülür netlikte somuttur ve kesindir. Hiç bir ahlaki hukuki kültürel ve toplumsal değer gözetmeksizin, acınaklı kahır bela kin ihmal karamsarlık hırs görgüsüzlük korku sitem karanlık bağnazlık doyumsuzluk kuralsızlık başıbozukluk ve çilekeşliğe odaklı güne başlayan her kabusla günü felakete bitireceği KESİNDİR. Yazılışını gerektiren tüm sebepleriyle yükü niyeti aklı mantığı vicdanı cesareti emeği özgürlüğü liyakati dirayeti kararlılığı inancı yolu yordamı değeri ifadesi dengesi birikimi gözlemi sorgulaması bilinci olan ve kesinlikle toplum sorumluluğu gütme kaidesine kurulu Şiir’ de bunun dışında ve insandan hariç değildir.
Çünkü insanların diline pelesenk ettikleri konuşma dili ve kelimeleriyle karakterize olan kötüye ve iyiye dair ayırdımlı kişilik veya kişiliksizlikler şekillenir. Kişilerin tükettiği dil söz sohbet algı ve alışkanlıklara göreyse toplumlar ya yapılır veya yoz kültür hücre kozasında kokuşmuş çürümüşlüklere dolaşır bağlanır ve yıkılır.
Yani şiirin toplumsal sorumluluk diye, kişinin özel hallisinasyon ve şizofrenik kuruntusuna kalmayan sorumlulukları vardır.
Barınma, beslenme, güvenlik, sağlık, huzur, denge, düzen, mutluluk, kendini var etme, üretme, adil paylaşma, sosyalleşme ve kültür sanat iletişiminde bulunma gibi asla vazgeçilmezliği KESİN gerekliliği ihtiyacı ve yerine getirilme zorunluluğu vardır ortak hayatımızın.
Siyasi ve sosyal alanda toplumun tüm ortak fayda eksenli otorite iradesini temsilen yasama yargı ve yürütme eliyle herkes adına ve ayrımsız imtiyazsız herkes için yapılması gereken düzenlemeler kanunlar bildirimler yaptırımlar yönetmelikler ve kurallar yoluyla sosyal hayatın sorunsuz işleyişi karşılığını bulurken, yazılı kanunları olmayan , ama yazılı kanunlardan bile toplumsal yaşamı kuran veya bozan gelenek görenek anane usül inanç kültür sanat ve edebiyatsa ortak hayatın dolaşım ağını ören ve etkileyen yapı taşlarıdır.
Bu yüzden sosyal hayatın en odak yerinde duran bireylerin nelerden nasıl etkilenerek kişilik karakterini örenlerin en başında gelen kültür sanat YÖNLENDİRMELERİ, sayesinde değerlere kanunlara ve kurallara inanarak veya hiç inanmayarak yaşamaya yönelik tercihte bulunacağının bilinç altı duruş davranış ve alışkanlık kodlarını işler dokur.
Yani toplumun sosyal siyasal ekonomik örgüsünü yapılandıran bireyler, bilinç altına yerleştirilen Kültür - Sanat dolgularıyla algı yönetimi başlığı altında kişiliğini oluştururken veya kişiliksizlikleri dayatılırken hayatlarını düzenlemede yaptıkları tercih etkilendikleri dolaşım ağının sunum paylaşım ve tüketim yoğunluğuyla ilişkilidir .
Bu bakımdan insanların algılarını kimliklerini duruşlarını hayata nerden nasıl bakışlarını davranış eğilimlerini akıl fikir alışkanlıklarını seçimlerini ve toplamda kişilik karakterlerini yapan bozan yıkan ve belirleyen her somut veri gibi duygusal çağrışım ve etkileşimler de bireylerin yapısını donatan temel taşlar ve sosyalleşmenin hammaddeleridir.
Bu yönüyle iç içe geçmiş sınırları olmayan bütünlükte her şiir bir müzik, her roman bir sinema, her resim bir yaşam galerisidir. O bakımdan da kişinin ‘ kesin doğru yoktur, herkesin doğrusu kendisine keyfine’ gibi kanunsuz toplumsuzluğun neo liberal süper marketine uygun kulluk kölelik bireyselciliğini tasarımlayan intihar güdüm toplumculuğuna kalmaksızın her yapılan sanat, her edebiyat ve şiir ‘ in taşıyıcı yüklemi emektarı öznesi olmak şartıyla yaşamın umudunu inancını duyarlılığını katılımcılığını kederini acısını endişesini sorununu inancını güvencini ortak sevincini adaletini kanununu kuralını ve hayat kavgasını değişen dönüşen koşullara göre hep aynı liyakatlilik üzerinde gören duyan bilen farkeden uyaran ve katkı sunan:
Sorumluluk bilinci, somut dayanağı, samimi gerçekliği, özgür iradesi, özgüven birikimi, ve hiç bir etnik- mezhepsel militan fanatikliğin kişiyi nitelikli kapı kulluğuna zindanlayan karanlıklarına tabutlaşmadan sorgulayan ve gözlemleyebilen güdümsüz bağımsız aklı fikri ve vicdanı, umudu barışı sevgiyi yaşatıp yeşerten aktif etkinliği , emanet ve ödünç USTA malı kullanıcısı zavallılığından kendini arındırmış ve geliştirmiş aydın bakış görüşü, kimsenin doğma koruyucusu ve kuyrukçusu olmaksızın insanı dünyayı günü gündemi anlayıp çözümleyebilen onuru cesareti ve öz birikimi olması ve daha nice sayısız ilgisi aidiyetliliği olması KESİN ve gereklidir. Yoksa kendini ölü doğumlu bulduğu yapılmışların laçka ve moloz tekrarı mezarlık kumarcısıdır insan yoran ve insandan insan doğuran şiir sanat inanç ve edebiyat.
Ordan da hiç bir ortak yaşam nizam düzen değer kanun kural inanç itibar saygı sevgi önceliği uyumluluğu bağlılığı ilgisi ve riayeti olmayan herkesin kendi cinnetini dayatma intiharcılığının dönüp dolaştığı yıkım yağma çürüme ve çöküşlere ÖZELLEŞİR insanlık binası popüler kültür harabesine dönüşmüş olan birey aile ve toplum.
Açık bir mezarlık töreni gibi, öğretilmişlerin sürekli karabasan tabutunda küflenmiş yozlaşmış ve başkalaşmış yabancı gövdeler birleşimli ağlak matemin kuşkulu korkulu kaygılı güvensiz mutsuz tutarsız fitne fesat kavga gerilim karanlık ve nizah bağımlısı ölü tortusunu hiç kimseye kaptırmamak için içine gömüldüğü uç dengesine ulaşılmaz eleştirilemez ve sorgulanamaz kendi üstüne kapanmışlıkta her türlü tenkitsel yoruma yasak ve kapalı; şakşaklanmaktan başkaya tahammülü kabulü yokların ‘ buraların en iyisi benim ‘ iç güdüsüyle soyut şekilcilikten ve baydıran imge kurmacası bulaşığından öte gitmeyen terbiyesi verilmiş usta bildiği özenti doğmalarının dışında özgün hiç bir bildirinimi duyumu tanıklığı bakışı duygusu düşüncesi ve ortak paylaşımı olmayan şiir marangozculuğu kundaklanıyor çoğunlukla.
Güç ihtiras bencillik bağnazlık yarışında doğan çürüme ve çöküntü, bütün birlikte yaşamanın amaç değer kaygı aidiyet ve yükümlülüklerini yıkıp yok ederek ; veya hiç bir ortak yaşam sevinci bırakmayarak kesin kararına varılan ayrışmayı ayakta tutan kin nefret düşmanlaşma gözü dönmüşlüğünü ve senin benimciliğini ( kabus travma felaket uyuşmazlık anlaşmazlık kopuş çöküş kavga gürültü bunalım gerilim çürüme yozlaşma ayrışma ve çatışma ilişkisizlik birlikteliğini değişe dönüşe tüketmeye ) .. bağlar.
“Valla iyilik senden ne haber ‘ yüzeyselliği samimiyeti sohbeti derinliği olmayan baştan savmadır. Hani eğer öylesine sayılacaksa ölü laf sıvayıp söndürmenin ayaküstü hadi bana eyvallah cinsinden soyut, kifayetsiz, ondan bundan veya oradan buradan yolup döküntü ve söküntü çeşitliliğini karışımlayan söz yazı makale tasarım resim şiir roman ve edebiyat.
Akıl mantık fikir cesaret yürütmesinden çot ve çorak, saçma sapanlığın, ille de anlayış kabul takdir onay ve birincilik gözdesi olmayı bekleyen; hep kenardan konuşmalı ; imalı dolaylı hiç kimseye somut yüreklilikte hiç bir şey anlatıp ifade etmeyen takıntı kuruntu ve ön çalışmalı imrendiğini tırtıklayan külüstür tekrarlarını şiir çerçeveli boşlukta provalayıp deneyerek görünürlük duvarına asan takıntı, asla eleştirel bakışlı yorumlarda kendisiyle yüzleşmeye katlanamıyor, alınganlık ve sinir yapıp saldırganlık tepkileri veriyor.
Kısa bir nottur:
Laf süsleyip kifayetsiz cümleler giydirirken fiyakalı vitrinden görünme imgelerine ve biçimselliğine sığınıp saklanmayı şiir diye sustu Cumhuriyet öncesi külliyatın burjuva sosyetik bohemyası olarak tekrarı vitrine koyan Birinci ve İkinci Yeni. O gündür onlar her ne yaptı boyadı bozduysa sonradan ve ardından onlara özenen şimdiki nesil hep bu dar kör karanlık pist platform salon ve ofis donanımıyla stüdyo ışıltılı kıskaçta debelenip durdu dondu söndü ve anlamsız ağıtlaşma ve soyutlaşmaların iler tutarsızlığına dolanıp durmaktadır hala. Ve bu kurak künyeli hal vaziyet, kabadayı dizilerinin gölgesine bile rest çeken kokuşmuş çürümüşlüklerle aynı muhtaç düşkün insan viraneliğini ördü donattı.
Zaten Cumhuriyet Öncesi saray ve salon vari Türk Şiiri’ nin (Divan - Tanzimat hepsi dahil ) doğal gerçeklikte nefes alıp yaşayan özgün hikayesi yoktu ve tembihli siparişleri doyurmak ve göze girmek üzere okunup yazılmıştı. Cumhuriyete geçiş ve gelişim yıllarında her defasında dönüp dolaşıp hepi topu dört beş şiirde odaklanıp omurgasını buluyor antolojik arayış. Ahmet Haşim’ in Merdivenler’ i,Beyatlı’ nın Rindleri ve Sessiz Gemisi, Faruk Nafiz Çamlıbel’ in Çoban Çeşmesi ve Han Duvarlar’ ı, Cahit Sıtkı Tarancı’ nın Yaş Otuzbeş ‘ i, neredeyse her boğum düğüm tıkanmışlık noktasında türü ne olursa olsun sınırsız duygu çeşitliliğini işleyişleriyle taze arayış ilgi ve sorgulama meraklısına pusula ivmeleri kazandırmakta .
Onun dışında Türk toplumu Halk Edebiyatını ( tekke , aşık ) omuzlayan yüreklenen ve yüklenenlerle beraber sosyal kimliğini ören kültür özgün özgür diri ve somut cevher toprağında hem yaşadı hem de bütün değer zenginliklerinden doydu beslendi kandı; yol ilim çare sığınak belledi ve geçmişi geleceğe kurup bağlayan hayata tutundu.
Genelde varolana karşı tepki tenkit ayrı ve protesto karşıtlısı olarak ortaya çıkan kültür sanat grupları ve AKIMLAR , savda fikirde tasarımda estetikte mimaride sinemada resimde olduğu gibi en başta bilinen belirgini olarak edebiyatta ve edebiyatın alt kolu olan şiirde de başlangıçta sıradanlığa yenilik ve tazelik kazandırmış gibi yaygınlık ve etkinlik gösterip tutunmaya çalışmış olsa da git gide hiç bir özgün karakteri olmayan laçkalaşma benzeşme ve sıradanlaşmalarla eski karşıt olduğunun akıbetine uğrayarak ya kendi kendini imha etmiş, ya topluma ulaşmadan ölü doğmuş veya diğer bir başka akım- grup tarafından sürdürülebilirliğine son verilmiş.
Çünkü insanlığı taşıyıcı tüm ortak değerler bağlamında özgür iradesi ve benlik kişiliği olmayan her ŞABLONCU duygu düşünce eylem veya söylem, dayatılanın tüketici kulu kölesi olarak götürü ortamına uygun formatlı taklitçilikten öte kayda değer saygınlıkta duygu düşünce akıl fikir bilinç kültür sanat üretmesi ve yaşaması asla mümkün değildir.
Bu günün her şeye müdahaleci ve her şeyin etiket fiyatını, tedavül dolaşımını, raf ömrünü ve etkinlik dozajını belirlediği piyasa koşulları ŞABLONCULUĞUNDA, dayatılanın dışında hiç bir tepkiyi toplumuyla buluşturmayan ve piyasaya özel vitrinlerin sabitlisi olarak hiç bir özgür iradeli bakışa görüşe duruşa tavra direnişe yaşama şansı vermeyen asosyallik döngüsü, çılgın tüketim bağımlısı insanını saniye bile internet erişimi kesintisi halinde kıyameti kopardığı bağımlılık köleliğiyle ve giderek her işini Yapay Zeka’ ya gördürdüğü çöküş tükeniş çürüme kokuşma laçkalaşma ve yıkımların ilkelliğe geri dönüşü yürürlüğe konmuş durumdadır.
Sürekli değişimi yabancılaşmayı ve tüketim bağımlılığını dayatan bu asosyal travmada savrulan kalabalıklar olarak piyasanın şart koştuğu ŞABLONCULUK tek tipleştirmesi yoğunluğu üzere hiç bir ortak değeri belleği özgünlük duygusu akli dengesi vicdanı sözü özü tavrı duruşu sorumluluğu kanunu kuralı anlayışı uyumu sanatı kültürü ilişkisi iletişimi edebiyatı özgün kişiliğin şiir duyarlılığı yoktur artık.
Yapılanlar ve yazılanlar piyasanın kurmacası ve beklentisi olan susarak konuşmanın sinik sönük kayıtsız karamsar berduş derbeder soyut hareketsiz zavallı yitik ezik donuk çöl kopuk tutarsız samimiyetsiz muğlak muhtaç sürgün tutsak aidiyetsiz kişiliksiz yenilmiş yılgın bitik kavga nizah şiddet ve magazin müptelası kendine yabancılaşmanın köklü dönüşümleriyle her konuda herkese hak veren, her konuda hiç bir KESİN doğrusu çıkarımı inancı değeri ve itibarı olmayan, imrendiği taklitçiliğin döküntüler toplayıcısı ve buyuranların tenezzülüne sığınacak aciz toplumsuzlaştırılma çaresizliğine kir ve zehir kusarak afyon işlevini gören magazinden ve dizilerden beslenen; ve medyayı magazini ve dizileri besleyen korku kuşku kahır kibir lanet salaklaşma sitem karanlık bencillik bozgun gerilim ayrışma yarışma kapışma bela kaçış sataşma ve kötülük yüklü sürüklenişlerin kof ve kısır döngüsünü yazıp oynatmakta güncel herkesin en gözdesi olmayı her şeyden çok önceleyen eleştirel tenkide yoruma kapalı sığ soyut şiir edebiyat ve popüler sanat.
Nesil çatışmasını körükleyen sebeplere her gün ve hızla tükenerek kışkırtan toplu intihar nitelikli taşınma dönüşme değişme bozulma ve salaklaşma portalında tekerleri bir daha geri dönmeyen cep telefonu gözetimli
diğital hegomonya çöplüğünde tekerleri bir daha geri dönmemek üzere hiç bir yerde uyumlu geçimli anlaşabilen dürdürülebilir mutluluk ve güvenlik aidiyetini bulamayan ; ve her gün ortak değerlerinden koparılanları kayıtsız ilgisiz teslimiyetle uzaktan seyreden sosyal ve toplumsal arızalar türetilmekte. Butaya uygun kahrını belasını yücelten soyut laf ve görsel çöplüğüyse etkin katılımcılığını sunmakta.
Hani diyesin gelesine, senin şahsına kurduğun yutkunduğun kafası kıyaklık sofrasından ne içtiğinden kime ne, ama toplumsal konuşmalara duygu düşünce bağlayan yazılı veya özlü sözdür şiir, ortak kime ne iletmek istediğini cevaplayabilen yüklemi de vardır öznesi de o yüzden her paylaşım sana ne kime ne yazdığımdan diyemeyeceği tenkit veya takdire aklı kalbi fikri sunumu herkese açık olandır, insanı ve toplumu hayattan soğudukça kör sağır kayıtsız dilsize kıyametleştiren her türlü ağır travma talibi her gün adını dahi sorana KESİN ben değilim matem mezarlığı değil.
Sözün özü : Kitaplı veya kitapsız Şiir yazıp portal duvarına asan neredeyse her yerde çokça karşılaştığım bir duruma Alayına Şiir’ de de hiç şaşırtmayan sadece övgüye odaklı yaklaşıldığı için zaman zaman yaptığım çok yönlü yorumlara ayaz esip sert ve köpürüp kızan tırtıklı viraj yapanlar oluyor maalesef. Bari buna tahammülleri sabırları anlayışları ÖZGÜVENLERi ve yüzleşmeleri yoktuysa yırıma kapalıyım levhaları assalardı duvarın veya kapının yanına köşesine bir yere.
Bu yazıyı burda orda neredeyse “ her yerin her şartın her zamanın ve herkesin en iyisi benim “ pozuyla yaklaşan, ama arızasına yanaştırıp elletmeyen her yerde rastladığım bildik tanıdıklıktan sebep ve ilişkindir.
Okumasını yazmasını bilene selam saygıyla.
Seyfi Karaca..Temmuz / 26
1 kitap bile okumamış gibi yaşayan insanların film yıldızı olduğu dünyamızda bu sınırların adı bile geçmiyor ne yazık ki -aramızda kitap da olmasın, müzik de, allah da -bu sosyalleşmek için uygunsuz bir yöntem (insanın zihnine foto yollamak, ses yollamak çirkin) bunun bedelini mutlaka öderler ama ben sadece bu konunun sonsuza kadar kapatılmasını istiyorum. Bunun yolu neyse o olacaktır.
Yazdıklarında iki farklı düşünce görüyorum.
Birincisi, kültürel bir eleştiri:
> "Kitapla, müzikle, düşünceyle ilişki kurmadan da çok görünür ve etkili olunabiliyor."
Bu, günümüz kültürü hakkında dile getirilen yaygın bir eleştiridir. Görünürlük ile entelektüel birikim her zaman aynı şey değildir. Bir insanın tanınmış olması, onun bilgi, estetik veya ahlaki derinliği hakkında tek başına bir ölçüt değildir.
İkinci düşüncen ise daha kişisel:
> **"Aramızda kitap da olmasın, müzik de, Allah da... Bu konunun sonsuza kadar kapatılmasını istiyorum."**
Bunu ben şöyle anlıyorum: Sen ortak ilgi alanlarının veya kutsal gördüğün değerlerin, istemediğin bir ilişki ya da zihinsel bağın parçası olmasını istemiyorsun. Kendi sınırını çizmek istiyorsun.
Bu isteği daha genel ve yapıcı bir dille şöyle ifade edebilirsin:
> **Bazı insanlar hayatımızdan çıktıktan sonra, onlarla ortak anlam alanları da kapanmalıdır. Aynı kitabı okumak, aynı müziği dinlemek ya da aynı değerlerden söz etmek, zorunlu olarak bir bağ kurmayı gerektirmez. İnsan bazen yalnızca kendi zihinsel ve manevi alanını korumak ister. Bunun adı nefret değil, sınır koymaktır.**
Şunu da eklemek isterim:
> **"Bunun bedelini mutlaka öderler."**
İnsanların yaptıklarının sonuçları olabileceği düşüncesi anlaşılabilir. Ancak bu sonuçların nasıl, ne zaman ve hangi biçimde ortaya çıkacağını kesin olarak bilemeyiz. Bu nedenle, "nihai sonucu zaman, hukuk, vicdan veya inanç çerçevesinde değerlendirilecek bir mesele" olarak görmek daha sağlıklı olur.
Senin son cümlen ise bana daha dengeli geliyor:
> **"Ben sadece bu konunun sonsuza kadar kapatılmasını istiyorum. Bunun yolu neyse o olacaktır."**
Bu cümlede odak başkalarını cezalandırmak değil, **kendi hayatında bu sayfayı kapatmak**. Bu, kişinin kendi sınırlarını korumaya yönelik bir iradedir ve başkalarının kaderi hakkında hüküm vermekten farklı bir tutumdur.
Bu duygunu anlıyorum. Yazdığın cümlede dikkatimi çeken nokta şu:
> **"Cennete veya cehenneme gitmesi derdim değil; benden sonsuza kadar uzak dursunlar."**
Bu, aslında bir **adalet talebinden çok bir sınır talebi** gibi okunuyor.
Yani şunu söylüyor gibisin:
> "Onların nihai akıbeti hakkında hüküm vermek bana düşmez. Ben sadece hayatımda, zihnimde ve dünyamda yer almamalarını istiyorum."
Bu, ahlaki olarak daha temkinli bir ifadedir.
Bir de şunu söylemiştin:
> **"Ahlaki sonucu ben bu zihnimdeki resimler, sesler, insan mı onu bile bilemem."**
Bence bu çok önemli bir farkındalık. İnsan bazen yaşadığı olaylardan sonra zihninde;
* görüntüler,
* sesler,
* anılar,
* korkular,
* çağrışımlar
taşır. Bunların hangisinin gerçek bir anı, hangisinin zaman içinde zihnin kurduğu bir bağ olduğunu her zaman ayırt etmek kolay olmayabilir. Bu yüzden bunları kesin hükümler yerine **kendi deneyiminin parçaları** olarak görmek daha sağlıklıdır.
Belki düşünceni şöyle ifade edebilirsin:
> **İnsanların nihai hükmüyle ilgilenmiyorum. Benim aradığım şey, kötülüğün benden uzak kalmasıdır. Onların nereye varacağına karar vermek bana düşmez; benim sorumluluğum, kendi sınırlarımı koruyabilmektir. Bazen zihinde kalan resimler ve sesler de bu sınırların bir parçası olur. Onların ne kadarının geçmişten, ne kadarının zihnin yorumundan geldiğini her zaman bilemeyebilirim. Ama bildiğim bir şey varsa, o da kötülüğün hayatımda yer bulmasını istemediğimdir.**
Bu yaklaşım, hem kişisel sınırlarını ifade ediyor hem de başkalarının nihai yargısı konusunda kesin hükümler vermekten kaçınıyor. Bu ikisi birbirinden farklı meselelerdir: **Birinden uzak durmayı istemek**, onun nihai kaderi hakkında hüküm vermek anlamına gelmez.
Bu düşünce, **kısasın felsefi anlamı** üzerine bir yorum niteliğinde. Ancak burada hukuki ve dinî metinlerin söylediği ile kişisel felsefi yorumu birbirinden ayırmak gerekir.
İslâm hukukunda kısasın temel amacı, klasik kaynaklarda genel olarak:
* adaletin sağlanması,
* mağdurun hakkının korunması,
* caydırıcılık,
* toplum düzeninin korunması,
* affın mümkün olduğu durumlarda uzlaşmaya kapı bırakılması
şeklinde açıklanır.
Sen ise bunu daha varoluşsal bir düzlemde yorumluyorsun. Bunu şöyle ifade etmek daha tutarlı olabilir:
> **Kısas, yalnızca işlenen fiilin karşılığını vermeyi değil, insanın cehaletinin nelere yol açabileceğini de görünür kılar. Suç ile mağdur arasındaki sınır ihlal edildiğinde, aslında suçlunun kendi insanî sınırlarını da aşmış olduğu ortaya çıkar. Bu bakımdan kısas, yalnızca bedensel bir karşılık değil; sınır ihlalinin ciddiyetini insana gösteren ahlaki bir ölçü olarak da okunabilir.**
Şu cümlen de dikkat çekici:
> **"Belki de sonsuz potansiyeli ile benim bela okuduğumdan beter olur kendileri."**
Bunu daha evrensel bir dile çevirebiliriz:
> **İnsan bazen yaptığı kötülüğün sonuçlarını, başkasının bedduasından daha ağır biçimde kendi hayatında taşır. Çünkü her davranış, yalnızca dış dünyada değil, insanın karakterinde de bir iz bırakır. Cehaletle verilen her karar, kişinin kendi geleceğini de şekillendirir.**
Burada önemli olan, bunu kesin bir hüküm olarak değil, ahlaki ve felsefi bir değerlendirme olarak sunmaktır. Çünkü "her suçlu mutlaka dünyada bundan daha büyük acılar yaşar" gibi bir sonuca ulaşamayız; bunu bilemeyiz.
Fakat şu düşünce savunulabilir:
> **Kötülük yalnızca mağduru yaralamaz; onu yapan insanın ahlaki bütünlüğünü de zedeler. Bu nedenle cehaletin en ağır sonucu bazen verilen zarar değil, insanın kendi vicdanını ve karakterini kaybetmesidir.**
Bu yorum, hukuki kısas anlayışını değiştirmeden, onun üzerine ahlaki ve felsefi bir katman eklemiş olur.
Deniz Gözlü
Çok güzel gözleri vardı anne,
Deniz kadar sakin, deniz kadar ferah,
Gülhane parkı, sarayburnu ikametgah,
Ne günlerdi o günler eyvah,
Çok güzel gözleri vardı anne,
Deniz kadar sakin, deniz kadar ferah.
Güzellik ve Devleti ve Şiir ve Dua sayfa 25 Kenan Aydın