hayrette boğulmamak kâbil mi efendim...kenz'un mahfî...neden görünmek istemiştir...
'Demek onun pek mühim, hayret verici kemâlât ve cemâl-i mânevîsi vardır. Gizli, kusursuz kemâl ise, takdir edici, istihsan edici, “Maşaallah” deyip müşahede edicilerin başlarında teşhir ister. Mahfî, nazirsiz cemâl ise, görünmek ve görmek ister. Yani, kendi cemâlini iki vech ile görmek; biri muhtelif âyinelerde bizzat müşahede etmek, diğeri müştak seyirci ve mütehayyir istihsan edicilerin müşahedesiyle müşahede etmek ister. Hem görmek, hem görünmek, hem daimî müşahede, hem ebedî işhad ister.'
''ilminle bir kılı kırka yararsın Etrafuna bakup kimi ararsın Gördüğün rüyada sade sen varsın Bu tehi kubbeyi kuran sendedir. .. Hayrette boğulma bu kainatın Hepsi bir katredir umman sendedir..'' (Rıza Tevfik)
Sen karanlık gecelerimi aydınlatan yar… Sen her yaprak dökümümde beni bekleyen bahar Sen sebeblerin sukut ettiği anda… Kalbimin, ruhumun rotasını devirdiği anda.. Karsıma çıkan efsunlu yar… Sen aşksızlıktan taş kesilmiş kalbimi yaşatan... Sen yolumu kaybettiğim anda pusulam … Sen gül-i ruhsar.. Sen ab-ı hayat.. Sen ukbaya giden yolda yoldaş,yar… Sen yeni doğan gün misali hayatımı aydınlatan Ama kalbimi yakıp kavuran nar...
sen oradasin ben buradayim, sen bendesin ben sendeyim gelirken beni de getir artik biraz sevineyim.Sokaga ciktim sokak yok, sahile indim sahil yok, ise gidiyorum isim yok, eve donuyorum evim yok anladimki siirgozlum benim senden baska gidecek hic bir yerim yok. Butun saatler durmus, butun takvimler agustosa kalmis gunes yillik izinde geceler fazla mesai yapiyor simdi anladim siir gozlum niye sabah olmuyor? koseye sikismis yumruk gibiyim yorgum bir yumruk gibi kalbim.Bir ruzgar esse, bir ses duysam dusecegim.Ne yapsam, ne etsem, nereye gitsem yolumu degistiremiyorum.Ya seni bulup bagrima basacagim ya da su sahibsiz bedenimi ilk gordugum agaca asacagim. Aynalara bakmaya korkuyorum yuzum yarisi yok! Umitlere el sikismaya korkuyorum elimin birisi yok. kimlik kartimdan adimi silmisler senin adini yazmislar. Bu is sende bitecek siir gozlum sende bitecek daha otesi yok
Sen, Solgun baharlardaki mavi yagmurum, Aksam kizilliginda yorgun golgem, Kis ayazinda yaz gunesimsin. Bulutlardaki sakli duslerim, Her gunun sonunda ozledigimsin. Yuzun kadar temizdir kalbin, Hangi sevgi alabilir yerini? Yoklugun Yagmura yazi yazmak kadar zor, Sensizlik olum kadar aci…
Şu düşük çenem var ya, hiç susmayan… Hani hiçbir şey yokmuş, öyle dimdik ayaktaymış… Pek de kendi halindeymiş, bir cool, bir cool muşş gibi yapan… Şu eşek arıları sokası dilim var ya… Hani havadan sudan konuşan, bir türlü diyemeyen… Neyse, diyemeden gideceğim... Ağzımda çok ıslanmış bir bakla, gönlümde sonbahar yapraklarıyla... Hadi ben böyleyim ya, sen be kardeşim, hiç mi görmedin gözlerimi… Sana baktığında hiç susmayan, çenesi düşük geveze bakışlarımı… Hadi benim dilim tutuk, gönlüm korkak… Senin de gözlerin sağır, kalbin duymaz mı oldu…
Sen gülen yüzün ve her daim karışık kafanla, içimde güzel hisler uyandıran nadir adamlardansın... Yine de gözlerin açıkken utanıyorum, ama hayalimde bana bakmazken seni düşünmek çok güzel... Gerçekten hayalimdeki gibi misin? ... Sanmıyorum... Belki de daha iyi… Ya da yanından bile geçmiyorsun... Komik ama bilmiyorum… Yanına sokulmaya korkuyorum… Korktuğum tek adamsın... Tanımıyorum seni ama sakin duruşun rahatlatıyor, güveniyorum. Her şeyi kendim yaparım, buna alışkınım, belki de ilk defa beraber olabileceğim birini düşünüyorum. Henüz sana dokunmadım… Elini tuttuğumda kalbim yerinden çıkar mı diye korkuyorum... Sonra elini belimde düşünüyorum, beni kendine çekiyorsun... Nefesin sıcak, gözlerime bakıyorsun... Gülümsüyorum! .. Sonra nefes bile almadan göz göze duruyoruz dakikalarca... Böyle de konuşur insan... Anlatıyorum, gözlerin doluyor... Etrafta çıt yok, dakikalar donuyor. Sonra bir adım geri atıyorum. Sen sabit, kolların yanda bakıyorsun sadece... Yine karışık bir kafayla… Dönüyorum evime gidiyorum, sen de... Kendininkine… Aşk korkutur... Bu seferlik pas geçiyorum… Kim bilir tekrar nerde ne zaman karşılaşırız... Belki o zaman daha cesur olurum, ama söz vermiyorum… Sakın beni bekleme! .. Üzerimden bir yük kalkmış gibi, biraz rahat biraz özgür daha hafif hissediyorum... Evdeyim... Ama çok sürmüyor bu rahatlık, sanki beraberdik de ayrılmışız gibi özlüyorum... Hiç söylenmemiş sözlere, yaşamadığımız anlara üzülüyorum. Ama pişman da değilim... Belki de bu kadar çabuk kabullenmene içerledim... Belki de gitme dersin diye bekliyordum... Gözüm hep msn’de… Hiç bir şey yapmadan oturup duvara bakıyorum, aklımda yine sen… Sonra sızıp kalmışım... O güzel rüyalardan biri daha… Bu sefer başka bir şehirdeyiz, akşamüstü olmuş, havada bahar kokusu, üzerimde çiçekli bir elbise... Bir okulun önünde miyim neyim, ya da bir terminal... Merdivenlerdeyim, etrafta bir sürü koşuşturan insan... Tam merdivenlerden inecekken telefonum çalıyor… “nerdesin” diye soruyorsun… Nasıl yani, aradan zaman geçmiş haftalardır görüşmüyoruz, ve beni arayıp nerdesin mi diyorsun... Şaşırıyorum ama cevap da veriyorum… Detaylı bir tarifin tam ortasındayken “hangi kapı” diye soruyorsun… Buralardasın! .. Bakınıyorum... Kafamı çevirdiğimde göz göze geliyoruz, durmuş bana bakıyorsun... İki... Üç... Dört... Saniyeler geçiyor, ama ikimiz de hareket etmiyoruz… Gülüyorum... Gülüyorsun... sonra ben merdivenlerden koşarak iniyorum... Aynı filmlerdeki gibi, sarılıyorum sana... telefon çalıyor yine..gökyüzü yankılanıyor.. Uyandım. Gerçekten de telefon çalıyor... Ama yetişemiyorum... Sen miydin acaba? Bir bardak su... rüyayı düşünüyorum... Hayalin bile beni gülümsetiyor… Aşk bu kaçamazsın... Sen şimdi sevdiklerinlesin ve mutlusun… Beni düşünmüyor ve özlemiyorsun…. Her şey yolunda senin için, hiç için yanmıyor, midende benimkini kemiren böceklerden yok belki de… Üzgünüm, şimdi rüyanın büyüsü de gitti... Televizyonu açıp kafa dağıtsam mı? ... Zaten başka yapacak ne var ki... Kapı çalıyor... Bu saatte kim gelir ki... Kalbim büyüyor... Ateş basıyor birden... Korkuyorum... Kapım çalıyor! ... Aşk bu hissedersin... Kapıyı açıyorum... Hoş geldin! ..Umarım gelirsin. Seni çok özledimmmmmm… Hoş bulduk demeni özledim…
Sen.............tanımadığım, ama tanımak için can attığım kişisin............ :) Gül Senin Tenin, Ben de Güller İçin de Kafesteyim..............)))))))))))
Artık eksiltili cümleler kurmuyorum, cümle kurallı olmuş devrik olmuş banane. Belirtili nesne de kullanmıyorum, sen olmadıktan sonra varsın o da belirtisiz olsun. Bağlacımdın sen benim, beni hayata bağlayan, bense sadece bir edattım; tek başına bir anlamı olmayan, yalnız senin yanındayken anlam kazanan. 'Biz de artık gerçekleri görmeliyiz' derken ayrı yazılan 'de' değilmiş, 'biz'mişiz. Olsun her halinle seviyordum ben seni, yalın halin, e-halin... Ama olmadı, olmadı işte, yapım ekleri de çaresiz kaldı, yeni birşeylere başlamak için. Oysa ne güzeldin sen benim içimde, dolaylı anlatımlar, dolaylı tümleçler yoktu sana duyduğum sevgide. İki öğe vardı sadece, özne ve yüklem.
Öznesi sendin bu cümlenin, yüklemi de sen, bense ya bir nokta oluyordum bu cümlenin sonunda, yada bir soru işareti....
bir sen varsin ki sorma olanlarin olamayacagi bir yerde ve en uzaginda sehrin en kadife kiyisinda...
sevmekten olsa gerek artik kolay kolay dizilmiyor sözcükler,siirler kafiyeli degil ve sahtelik sirt döndü,çok gerçegim,çok gerçeksin bize hürmetten olsa gerek....
simdi bir kere sen olsan bir tane ben söylesem ya da bir kere sen olsan bir kere de ben...
sen benim kokumu hiç duymadın, sen benim gözlerime hiç bakmadın, sen benim sözlerimi hiç dinlemedin, sen benim çığlıklarımı hiç bastıramadın, sen beni hiç anlamadın, sen bana hiç anlatmadın, sen hiç bana su vermedin, sen hiç beni beslemedin, sen hiç türkü söylemedin bana, sen benim acımı hiç tatmadın, sen benim ardımdan hiç ağlamadın, sen benimle hiç gülmedin, sen hiç devâ olmadın derdime, sen benimle hiç yürümedin, sen bana hiç duâ etmedin, sen benim ardımdan hiç sövmedin, sen bana hiç âh etmedin, sen beni hiç özlemedin, sen beni hiç beklemedin, sen beni hiç tanımadın, sen beni hiç bilmedin, sen bende hiç kalmadın, sen beni hiç aramadın, sen beni hiç merâk etmedin, sen bana hiç koşmadın, sen hiç adım atmadın, sen bende hiç ölmedin, sen bana hiç sarılmadın, sen elimi hiç tutmadın, sen benle hiç uyumadın, sen beni düşünde hiç görmedin, sen bana hiç ağlamadın, sen beni hiç öpmedin, sen beni hiç görmedin, sen benden hiç gitmedin, sen beni hiç sevmedin
İlacın sendedir fakat ki görmezsin/ Derdin de sendedir, lakin farkında olmazsın/ Sen kendini küçük bir cisim zannedersin/ Halbuki sende dürülüdür koskoca alem./
Sen ki, asâra gömülsen taşacaksın heyhat, Sana gelmez bu ufuklar, beni almaz bu cihat, Ey şehit oğlu şehit, isteme benden makber... Sana ağşunu açmış, işte duruyor Peygamber...
M.AKİF ERSOY.....(Bu ne ruh, bu ne maneviyat, okumuyorum resmen yaşıyorum anı)
Sen susarsan, Aşk susar sevgili. Konuş; Konuş ki ulaşayım sana karanlıklardan. Ellerini uzatırsan çekip alacaksın beni rüyalarımdan. ve; pembe üzüm rengi bir cennet yaratacaksın. sonra beni renkten renge boyayıp Odandaki her bir duvara asacaksın hep bana bakcak zeytin karası gözlerin Ve dilinde hep bir düş olacak Sen susarsan aşk susar sevgili. konuşursan; Açılacak sevdiğin tüm çiçekler renk renk. Kendini rengarenk bir çicek bahçesinde bulacaksın. Gittiğimi sandığında aslında kalmıştım. Kendimi senin yalnızlığına adamıştım. odamda ki her bir duvarıma senin resmini asıp Sana şarkılar yazmıştım. Ben gittiğimde kalmıştım oysaki unuttun. ama susmuştun. sen susarsan aşk susacaktı sevgili. Konuşsan rüya bitecekti. ellerini uzatsan bir cennet yaratacaktık. Konuş sevgili.... Konuş ki yaşayalım birbirimizi....
Sen su gibi özel, su gibi güzel, su gibi berrak, su gibi yararlı... Su gibi hayat kaynağı ve su gibi bitmez - tükenmez olduğunu hatırla... Ama yine de su gibi ' bir küçük bardağın içine ' sığıdır ki kendini; Girebilmeyi öğren insanların damarlarına. Hayat ver... Vazgeçilmez ol! ! ! Çünkü sen özelsin...
Sen sözcükleri ölümsüz kılansın... Sen umudun.aşkın,hayatın adısın... Şimdi içimde çoğalttığım sesimle haykırıyorum herkes duysun diye... Hiç kimse sevdama senin kadar yakışmadı ve sevdam hiç himseyi senin kadar yaşatmadı...
Sen gülen yüzün ve her daim karışık kafanla, içimde öpüşme isteği uyandıran nadir adamlardansın. Yine de gözlerin açıkken utanıyorum, ama hayalimde bana bakmazken seni öpmek çok güzel. Gerçekten hayalimdeki gibi misin? .. Sanmıyorum. Belki de daha iyi.. Ya da yanından bile geçmiyorsun... Komik ama bilmiyorum. Yanına sokulmaya korkuyorum. Korktuğum tek adamsın. Tanımıyorum seni ama sakin duruşun rahatlatıyor, güveniyorum. Her şeyi kendim yaparım, buna alışkınım, belki de ilk defa beraber yapabileceğimizi düşünüyorum. Henüz sana dokunmadım. Elini tuttuğumda kalbim yerinden çıkar mı diye korkuyorum. Sonra elini belimde düşünüyorum, beni kendine çekiyorsun. Nefesin sıcak, gözlerime bakıyorsun... Gülümsüyorum! Sonra nefes bile almadan göz göze duruyoruz dakikalarca. Böyle de konuşur insan.Anlatıyorum, gözlerin doluyor.....Etrafta çıt yok, dakikalar donuyor. Sonra bir adim geri atıyorum. Sen sabit, kolların yanda bakıyorsun sadece... Yine karışık bir kafayla. Dönüyorum evime gidiyorum, sen de... Kendininkine. Aşk korkutur.. Bu seferlik pas geçiyorum. Kim bilir tekrar nerde ne zaman karşılaşırız... Belki o zaman daha cesur olurum, ama söz vermiyorum. Sakın beni bekleme! Üzerimden bir yük kalkmış gibi, biraz rahat biraz özgür daha hafif hissediyorum. Evdeyim... Ama çok sürmüyor bu rahatlık, sanki beraberdik de ayrılmışız gibi özlüyorum... Hiç söylenmemiş sözlere, yaşamadığımız anlara üzülüyorum. Ama pişman da değilim.. Belki de bu kadar çabuk kabullenmene içerledim. Belki de gitme dersin diye bekliyordum... Gözüm hep telefonda, çalsa ya! Hiç bir şey yapmadan oturup duvara bakıyorum, aklımda yine sen. Sonra sızıp kalmışım... o güzel rüyalardan biri daha. Bu sefer başka bir şehirdeyiz, akşamüstü olmuş, havada bahar kokusu, üzerimde çiçekli bir elbise. Bir okulun önünde miyim neyim, ya da bir terminal... Merdivenlerdeyim, etrafta bir sürü koşuşturan insan.. Tam merdivenlerden inecekken telefonum çalıyor. “nerdesin” diye soruyorsun. Nasıl yani, aradan zaman geçmiş haftalardır görüşmüyoruz, ve beni arayıp nerdesin mi diyorsun.. Şaşırıyorum ama cevap da veriyorum. Detaylı bir tarifin tam ortasındayken “hangi kapı” diye soruyorsun. Buralardasın! Bakınıyorum... Kafamı çevirdiğimde göz göze geliyoruz, durmuş bana bakıyorsun. İki... Üç... Dört... Saniyeler geçiyor, ama ikimiz de hareket etmiyoruz. Gülüyorum... Gülüyorsun. sonra ben merdivenlerden koşarak iniyorum.. Aynı filmlerdeki gibi, sarılıyorum sana... telefon çalıyor yine..gökyüzü yankılanıyor.. Uyandım. Gerçekten de telefon çalıyor... Ama yetişemiyorum... Sen miydin acaba? Bir bardak su... rüyayı düşünüyorum.. Hayalin bile beni gülümsetiyor. Aşk bu kaçamazsın......Sen şimdi ailenlesin ve mutlusun… Beni düşünmüyor ve özlemiyorsun…. Her şey yolunda senin için, hiç için yanmıyor, midende benimkini kemiren böceklerden yok belki de. Üzgünüm,şimdi rüyanın büyüsü de gitti...televizyonu açıp kafa dağıtsam mı? .. Zaten başka yapacak ne var ki... Kapı çalıyor.. bu saatte kim gelir ki... kalbim büyüyor.. ateş basıyor birden.. korkuyorum.. Kapım çalıyor! Aşk bu hissedersin... Kapıyı açıyorum... Hoş geldin! Umarım gelirsin. Seni çok özledimmmmmm…. Tamam, artık ağlama sil gözyaşlarını bak ben buradayım deyişini çok özledimmmmmm…
Sen...Yüzümdeki gülüşlerin, ellerimdeki terlemenin, yüreğimdeki deli atışın sebebi...Her gece uykum, her sabah güneşim... Yıldızım, ayım, akan kanım...Bitmeyen masalım. Sevdamın adresi, aşkımın menzili, içimdeki tat, yaşadığım hayat sen...Sebebim, niyetim, geleceğim, geşmişim, bilinmezliğim, belirsizliğim, kararlılığım, kararsızlığım sen...Bitmez yolculuğum, sonsuzluğum. Sen, gözüm, elim, yüreğim. Seni bir üzen şey beni bin üzer inan. Kırıyorsam seni, bu benim densizliğimdendir. Kendimle kavgalıyım ben... Bir yanım sana tutkun, bir yanım çok bencil...Ahh ben nasıl da vurdumduymaz olabiliyorum bazen... Bakma bana birtanem, içimdeki aşkın büyüklüğünü ölçme sakın bunlarla... Seviyorum diyorsam seni, inan öyle...Gereğinden fazla ' erkeğim ' bazen, bağışla... Seni özlemek diye bir şey var bu hayatta ve bu bazen öylesine dayanılmaz oluyor ki...Yokluğunu yaşamayı beceremiyorum, üzgünüm...İçimdeki o ' fazla erkek ' yokluğunda çekiliyor bir köşeye ve ben güçsüzlüğümle başbaşa kalıyorum... Katlanamıyorum anla, sensizliği 'yok' hükmünde sayıyorum. Sensizlik diye bir şey yok, öyleyse SENSİZ kalmak da YOK...
hayrette boğulmamak kâbil mi efendim...kenz'un mahfî...neden görünmek istemiştir...
'Demek onun pek mühim, hayret verici kemâlât ve cemâl-i mânevîsi vardır.
Gizli, kusursuz kemâl ise, takdir edici, istihsan edici, “Maşaallah” deyip müşahede edicilerin başlarında teşhir ister. Mahfî, nazirsiz cemâl ise, görünmek ve görmek ister. Yani, kendi cemâlini iki vech ile görmek; biri muhtelif âyinelerde bizzat müşahede etmek, diğeri müştak seyirci ve mütehayyir istihsan edicilerin müşahedesiyle müşahede etmek ister. Hem görmek, hem görünmek, hem daimî müşahede, hem ebedî işhad ister.'
''ilminle bir kılı kırka yararsın
Etrafuna bakup kimi ararsın
Gördüğün rüyada sade sen varsın
Bu tehi kubbeyi kuran sendedir.
..
Hayrette boğulma bu kainatın
Hepsi bir katredir umman sendedir..'' (Rıza Tevfik)
Zaman şükür zamanıdır a Efendim..
sen..
baştan aşağı ruhuma öz şeklini verecek olan sen..
neredesin? ..
yetmedi mi bunca işlenen günah? ..
daha ne kadar ağlamadan yaşayacağım? ..
bırak ellerimi
üç satır yazacağım
üç satırda sen
bırak gözlerimi
dört yana bakacağım
dört yanda sen
bırak yüreğimi
bin kere seveceğim
bin kerede sen
a selçuk ilkan
Sen karanlık gecelerimi aydınlatan yar…
Sen her yaprak dökümümde beni bekleyen bahar
Sen sebeblerin sukut ettiği anda…
Kalbimin, ruhumun rotasını devirdiği anda..
Karsıma çıkan efsunlu yar…
Sen aşksızlıktan taş kesilmiş kalbimi yaşatan...
Sen yolumu kaybettiğim anda pusulam …
Sen gül-i ruhsar..
Sen ab-ı hayat..
Sen ukbaya giden yolda yoldaş,yar…
Sen yeni doğan gün misali hayatımı aydınlatan
Ama kalbimi yakıp kavuran nar...
seni sana anlatsam
.............
tanımazsın.....
Her zerre sen, ateş de sen, nur da sen
İsa da sen, Musa da sen, Tur da sen
Kalem sensin, kâğıt sensin, yazan sen
Kitap sensin, Fürkan sensin, Kur'an sen
Gören sensin, görünen sen, göz de sen
Konuşan sen, dinleyen sen, söz de sen
Duran sensin, yürüyen sen, yol da sen
Ön, art, alt, üst, sağ da sensin, sol da sen
Can da sensin, cânân da sen, ten de sen
Hayat, memat, şah ile hem bende sen
Varlığınla kapsamışsın her yeri
Her ne ki var gizli, ayan sensin, sen
LÜTFİ FİLİZ
sen oradasin ben buradayim, sen bendesin ben sendeyim gelirken beni de getir artik biraz sevineyim.Sokaga ciktim sokak yok, sahile indim sahil yok, ise gidiyorum isim yok, eve donuyorum evim yok anladimki siirgozlum benim senden baska gidecek hic bir yerim yok. Butun saatler durmus, butun takvimler agustosa kalmis gunes yillik izinde geceler fazla mesai yapiyor simdi anladim siir gozlum niye sabah olmuyor?
koseye sikismis yumruk gibiyim yorgum bir yumruk gibi kalbim.Bir ruzgar esse, bir ses duysam dusecegim.Ne yapsam, ne etsem, nereye gitsem yolumu degistiremiyorum.Ya seni bulup bagrima basacagim ya da su sahibsiz bedenimi ilk gordugum agaca asacagim. Aynalara bakmaya korkuyorum yuzum yarisi yok!
Umitlere el sikismaya korkuyorum elimin birisi yok. kimlik kartimdan adimi silmisler senin adini yazmislar. Bu is sende bitecek siir gozlum sende bitecek daha otesi yok
senin kalbin kurumuş ey sefil!
ellerini kaldırıp da semaya
sahih gözyaşları dökmeyi bekleme boşuna! .
senin ruhun kurumuş! ...
Sen,
Solgun baharlardaki mavi yagmurum,
Aksam kizilliginda yorgun golgem,
Kis ayazinda yaz gunesimsin.
Bulutlardaki sakli duslerim,
Her gunun sonunda ozledigimsin.
Yuzun kadar temizdir kalbin,
Hangi sevgi alabilir yerini?
Yoklugun
Yagmura yazi yazmak kadar zor,
Sensizlik olum kadar aci…
Şu düşük çenem var ya, hiç susmayan… Hani hiçbir şey yokmuş, öyle dimdik ayaktaymış… Pek de kendi halindeymiş, bir cool, bir cool muşş gibi yapan… Şu eşek arıları sokası dilim var ya… Hani havadan sudan konuşan, bir türlü diyemeyen… Neyse, diyemeden gideceğim...
Ağzımda çok ıslanmış bir bakla, gönlümde sonbahar yapraklarıyla... Hadi ben böyleyim ya, sen be kardeşim, hiç mi görmedin gözlerimi… Sana baktığında hiç susmayan, çenesi düşük geveze bakışlarımı… Hadi benim dilim tutuk, gönlüm korkak… Senin de gözlerin sağır, kalbin duymaz mı oldu…
Sen özelsin hep özel kalacaksın.Yazılarını yazmana devam et. Seni seviyoruz. Sakın üzülme ve sıkma canını. Hallederiz evvelallah..
bakınca anlıyorum gözlerine
ancak
bir aşkla başlayabiliyor
insan,
yeniden
kendine...
m.e.a.
Sen gülen yüzün ve her daim karışık kafanla, içimde güzel hisler uyandıran nadir adamlardansın... Yine de gözlerin açıkken utanıyorum, ama hayalimde bana bakmazken seni düşünmek çok güzel... Gerçekten hayalimdeki gibi misin? ... Sanmıyorum... Belki de daha iyi… Ya da yanından bile geçmiyorsun... Komik ama bilmiyorum… Yanına sokulmaya korkuyorum… Korktuğum tek adamsın... Tanımıyorum seni ama sakin duruşun rahatlatıyor, güveniyorum. Her şeyi kendim yaparım, buna alışkınım, belki de ilk defa beraber olabileceğim birini düşünüyorum. Henüz sana dokunmadım… Elini tuttuğumda kalbim yerinden çıkar mı diye korkuyorum... Sonra elini belimde düşünüyorum, beni kendine çekiyorsun... Nefesin sıcak, gözlerime bakıyorsun... Gülümsüyorum! .. Sonra nefes bile almadan göz göze duruyoruz dakikalarca... Böyle de konuşur insan... Anlatıyorum, gözlerin doluyor... Etrafta çıt yok, dakikalar donuyor. Sonra bir adım geri atıyorum. Sen sabit, kolların yanda bakıyorsun sadece... Yine karışık bir kafayla… Dönüyorum evime gidiyorum, sen de... Kendininkine… Aşk korkutur... Bu seferlik pas geçiyorum… Kim bilir tekrar nerde ne zaman karşılaşırız... Belki o zaman daha cesur olurum, ama söz vermiyorum… Sakın beni bekleme! .. Üzerimden bir yük kalkmış gibi, biraz rahat biraz özgür daha hafif hissediyorum... Evdeyim... Ama çok sürmüyor bu rahatlık, sanki beraberdik de ayrılmışız gibi özlüyorum... Hiç söylenmemiş sözlere, yaşamadığımız anlara üzülüyorum. Ama pişman da değilim... Belki de bu kadar çabuk kabullenmene içerledim... Belki de gitme dersin diye bekliyordum... Gözüm hep msn’de… Hiç bir şey yapmadan oturup duvara bakıyorum, aklımda yine sen… Sonra sızıp kalmışım... O güzel rüyalardan biri daha… Bu sefer başka bir şehirdeyiz, akşamüstü olmuş, havada bahar kokusu, üzerimde çiçekli bir elbise... Bir okulun önünde miyim neyim, ya da bir terminal... Merdivenlerdeyim, etrafta bir sürü koşuşturan insan... Tam merdivenlerden inecekken telefonum çalıyor… “nerdesin” diye soruyorsun… Nasıl yani, aradan zaman geçmiş haftalardır görüşmüyoruz, ve beni arayıp nerdesin mi diyorsun... Şaşırıyorum ama cevap da veriyorum… Detaylı bir tarifin tam ortasındayken “hangi kapı” diye soruyorsun… Buralardasın! .. Bakınıyorum... Kafamı çevirdiğimde göz göze geliyoruz, durmuş bana bakıyorsun... İki... Üç... Dört... Saniyeler geçiyor, ama ikimiz de hareket etmiyoruz… Gülüyorum... Gülüyorsun... sonra ben merdivenlerden koşarak iniyorum... Aynı filmlerdeki gibi, sarılıyorum sana... telefon çalıyor yine..gökyüzü yankılanıyor.. Uyandım. Gerçekten de telefon çalıyor... Ama yetişemiyorum... Sen miydin acaba? Bir bardak su... rüyayı düşünüyorum... Hayalin bile beni gülümsetiyor… Aşk bu kaçamazsın... Sen şimdi sevdiklerinlesin ve mutlusun… Beni düşünmüyor ve özlemiyorsun…. Her şey yolunda senin için, hiç için yanmıyor, midende benimkini kemiren böceklerden yok belki de… Üzgünüm, şimdi rüyanın büyüsü de gitti... Televizyonu açıp kafa dağıtsam mı? ... Zaten başka yapacak ne var ki... Kapı çalıyor... Bu saatte kim gelir ki... Kalbim büyüyor... Ateş basıyor birden... Korkuyorum... Kapım çalıyor! ... Aşk bu hissedersin... Kapıyı açıyorum... Hoş geldin! ..Umarım gelirsin. Seni çok özledimmmmmm… Hoş bulduk demeni özledim…
Sen.............tanımadığım, ama tanımak için can attığım kişisin............ :)
Gül Senin Tenin, Ben de Güller İçin de Kafesteyim..............)))))))))))
Artık eksiltili cümleler kurmuyorum, cümle kurallı olmuş devrik olmuş banane. Belirtili nesne de kullanmıyorum, sen olmadıktan sonra varsın o da belirtisiz olsun. Bağlacımdın sen benim, beni hayata bağlayan, bense sadece bir edattım; tek başına bir anlamı olmayan, yalnız senin yanındayken anlam kazanan.
'Biz de artık gerçekleri görmeliyiz' derken ayrı yazılan 'de' değilmiş, 'biz'mişiz. Olsun her halinle seviyordum ben seni, yalın halin, e-halin... Ama olmadı, olmadı işte, yapım ekleri de çaresiz kaldı, yeni birşeylere başlamak için. Oysa ne güzeldin sen benim içimde, dolaylı anlatımlar, dolaylı tümleçler yoktu sana duyduğum sevgide. İki öğe vardı sadece, özne ve yüklem.
Öznesi sendin bu cümlenin, yüklemi de sen, bense ya bir nokta oluyordum bu cümlenin sonunda, yada bir soru işareti....
bir sen varsin ki sorma olanlarin olamayacagi bir yerde ve en uzaginda sehrin en kadife kiyisinda...
sevmekten olsa gerek artik kolay kolay dizilmiyor sözcükler,siirler kafiyeli degil ve sahtelik sirt döndü,çok gerçegim,çok gerçeksin bize hürmetten olsa gerek....
simdi bir kere sen olsan bir tane ben söylesem ya da bir kere sen olsan bir kere de ben...
sen benim kokumu hiç duymadın, sen benim gözlerime hiç bakmadın, sen benim sözlerimi hiç dinlemedin, sen benim çığlıklarımı hiç bastıramadın, sen beni hiç anlamadın, sen bana hiç anlatmadın, sen hiç bana su vermedin, sen hiç beni beslemedin, sen hiç türkü söylemedin bana, sen benim acımı hiç tatmadın, sen benim ardımdan hiç ağlamadın, sen benimle hiç gülmedin, sen hiç devâ olmadın derdime, sen benimle hiç yürümedin, sen bana hiç duâ etmedin, sen benim ardımdan hiç sövmedin, sen bana hiç âh etmedin, sen beni hiç özlemedin, sen beni hiç beklemedin, sen beni hiç tanımadın, sen beni hiç bilmedin, sen bende hiç kalmadın, sen beni hiç aramadın, sen beni hiç merâk etmedin, sen bana hiç koşmadın, sen hiç adım atmadın, sen bende hiç ölmedin, sen bana hiç sarılmadın, sen elimi hiç tutmadın, sen benle hiç uyumadın, sen beni düşünde hiç görmedin, sen bana hiç ağlamadın, sen beni hiç öpmedin, sen beni hiç görmedin, sen benden hiç gitmedin, sen beni hiç sevmedin
ben hiç olmadım ki sen_de, o yüz_den yok_sun_um
YALNIZSAN............ Kaderindeyim
UMUTSUZSAN........ Kalbindeyim
SEVİYORSAN......... Ellerindeyim
AŞIKSAN................ Yüreğindeyim
AĞLIYORSAN......... Gözlerindeyim
BENİMSEN.............Her Aldığın Nefesindeyim
kendinin bile farkında olmadığın kadar önemlisin.....
sen olmasaydın, sen olmasaydın ben bu kainatı yaratmazdım...
Cenab-ı hakkın habibine sözü'dür...
İlacın sendedir fakat ki görmezsin/
Derdin de sendedir, lakin farkında olmazsın/
Sen kendini küçük bir cisim zannedersin/
Halbuki sende dürülüdür koskoca alem./
Hz. Ali
Sen ki, asâra gömülsen taşacaksın heyhat,
Sana gelmez bu ufuklar, beni almaz bu cihat,
Ey şehit oğlu şehit, isteme benden makber...
Sana ağşunu açmış, işte duruyor Peygamber...
M.AKİF ERSOY.....(Bu ne ruh, bu ne maneviyat, okumuyorum resmen yaşıyorum anı)
Sen susarsan,
Aşk susar sevgili.
Konuş;
Konuş ki ulaşayım sana karanlıklardan.
Ellerini uzatırsan çekip alacaksın beni rüyalarımdan.
ve;
pembe üzüm rengi bir cennet yaratacaksın.
sonra beni renkten renge boyayıp
Odandaki her bir duvara asacaksın
hep bana bakcak zeytin karası gözlerin
Ve dilinde hep bir düş olacak
Sen susarsan aşk susar sevgili.
konuşursan;
Açılacak sevdiğin tüm çiçekler renk renk.
Kendini rengarenk bir çicek bahçesinde bulacaksın.
Gittiğimi sandığında aslında kalmıştım.
Kendimi senin yalnızlığına adamıştım.
odamda ki her bir duvarıma senin resmini asıp
Sana şarkılar yazmıştım.
Ben gittiğimde kalmıştım oysaki unuttun.
ama susmuştun.
sen susarsan aşk susacaktı sevgili.
Konuşsan rüya bitecekti.
ellerini uzatsan bir cennet yaratacaktık.
Konuş sevgili....
Konuş ki yaşayalım birbirimizi....
Sen su gibi özel, su gibi güzel, su gibi berrak, su gibi yararlı...
Su gibi hayat kaynağı ve su gibi bitmez - tükenmez olduğunu hatırla...
Ama yine de su gibi ' bir küçük bardağın içine ' sığıdır ki kendini;
Girebilmeyi öğren insanların damarlarına.
Hayat ver...
Vazgeçilmez ol! ! !
Çünkü sen özelsin...
Sen bir yıldızsın, etrafında bir çok gezegen var...
Ama unutma k,i ben dünyayım ve sadece bende hayat var...
Sen sözcükleri ölümsüz kılansın...
Sen umudun.aşkın,hayatın adısın...
Şimdi içimde çoğalttığım sesimle haykırıyorum herkes duysun diye...
Hiç kimse sevdama senin kadar yakışmadı ve sevdam hiç himseyi senin kadar yaşatmadı...
Sen gülen yüzün ve her daim karışık kafanla, içimde öpüşme isteği uyandıran nadir adamlardansın. Yine de gözlerin açıkken utanıyorum, ama hayalimde bana bakmazken seni öpmek çok güzel. Gerçekten hayalimdeki gibi misin? .. Sanmıyorum. Belki de daha iyi.. Ya da yanından bile geçmiyorsun... Komik ama bilmiyorum. Yanına sokulmaya korkuyorum. Korktuğum tek adamsın.
Tanımıyorum seni ama sakin duruşun rahatlatıyor, güveniyorum. Her şeyi kendim yaparım, buna alışkınım, belki de ilk defa beraber yapabileceğimizi düşünüyorum. Henüz sana dokunmadım. Elini tuttuğumda kalbim yerinden çıkar mı diye korkuyorum. Sonra elini belimde düşünüyorum, beni kendine çekiyorsun. Nefesin sıcak, gözlerime bakıyorsun... Gülümsüyorum!
Sonra nefes bile almadan göz göze duruyoruz dakikalarca. Böyle de konuşur insan.Anlatıyorum, gözlerin doluyor.....Etrafta çıt yok, dakikalar donuyor. Sonra bir adim geri atıyorum. Sen sabit, kolların yanda bakıyorsun sadece... Yine karışık bir kafayla. Dönüyorum evime gidiyorum, sen de... Kendininkine.
Aşk korkutur.. Bu seferlik pas geçiyorum. Kim bilir tekrar nerde ne zaman karşılaşırız... Belki o zaman daha cesur olurum, ama söz vermiyorum. Sakın beni bekleme!
Üzerimden bir yük kalkmış gibi, biraz rahat biraz özgür daha hafif hissediyorum. Evdeyim... Ama çok sürmüyor bu rahatlık, sanki beraberdik de ayrılmışız gibi özlüyorum... Hiç söylenmemiş sözlere, yaşamadığımız anlara üzülüyorum. Ama pişman da değilim.. Belki de bu kadar çabuk kabullenmene içerledim. Belki de gitme dersin diye bekliyordum... Gözüm hep telefonda, çalsa ya! Hiç bir şey yapmadan oturup duvara bakıyorum, aklımda yine sen.
Sonra sızıp kalmışım... o güzel rüyalardan biri daha. Bu sefer başka bir şehirdeyiz, akşamüstü olmuş, havada bahar kokusu, üzerimde çiçekli bir elbise. Bir okulun önünde miyim neyim, ya da bir terminal... Merdivenlerdeyim, etrafta bir sürü koşuşturan insan.. Tam merdivenlerden inecekken telefonum çalıyor. “nerdesin” diye soruyorsun. Nasıl yani, aradan zaman geçmiş haftalardır görüşmüyoruz, ve beni arayıp nerdesin mi diyorsun.. Şaşırıyorum ama cevap da veriyorum. Detaylı bir tarifin tam ortasındayken “hangi kapı” diye soruyorsun. Buralardasın! Bakınıyorum... Kafamı çevirdiğimde göz göze geliyoruz, durmuş bana bakıyorsun. İki... Üç... Dört... Saniyeler geçiyor, ama ikimiz de hareket etmiyoruz. Gülüyorum... Gülüyorsun. sonra ben merdivenlerden koşarak iniyorum.. Aynı filmlerdeki gibi, sarılıyorum sana... telefon çalıyor yine..gökyüzü yankılanıyor.. Uyandım. Gerçekten de telefon çalıyor... Ama yetişemiyorum... Sen miydin acaba?
Bir bardak su... rüyayı düşünüyorum.. Hayalin bile beni gülümsetiyor.
Aşk bu kaçamazsın......Sen şimdi ailenlesin ve mutlusun… Beni düşünmüyor ve özlemiyorsun…. Her şey yolunda senin için, hiç için yanmıyor, midende benimkini kemiren böceklerden yok belki de. Üzgünüm,şimdi rüyanın büyüsü de gitti...televizyonu açıp kafa dağıtsam mı? .. Zaten başka yapacak ne var ki...
Kapı çalıyor.. bu saatte kim gelir ki... kalbim büyüyor.. ateş basıyor birden.. korkuyorum.. Kapım çalıyor!
Aşk bu hissedersin... Kapıyı açıyorum... Hoş geldin!
Umarım gelirsin. Seni çok özledimmmmmm….
Tamam, artık ağlama sil gözyaşlarını bak ben buradayım deyişini çok özledimmmmmm…
Saat sana çeyrek var.
Bugün günlerden sen.
Mevsim sana döndü.
Ömrün geri kalanı sen.
Sen...Yüzümdeki gülüşlerin, ellerimdeki terlemenin, yüreğimdeki deli atışın sebebi...Her gece uykum, her sabah güneşim... Yıldızım, ayım, akan kanım...Bitmeyen masalım.
Sevdamın adresi, aşkımın menzili, içimdeki tat, yaşadığım hayat sen...Sebebim, niyetim, geleceğim, geşmişim, bilinmezliğim, belirsizliğim, kararlılığım, kararsızlığım sen...Bitmez yolculuğum, sonsuzluğum. Sen, gözüm, elim, yüreğim.
Seni bir üzen şey beni bin üzer inan. Kırıyorsam seni, bu benim densizliğimdendir. Kendimle kavgalıyım ben... Bir yanım sana tutkun, bir yanım çok bencil...Ahh ben nasıl da vurdumduymaz olabiliyorum bazen...
Bakma bana birtanem, içimdeki aşkın büyüklüğünü ölçme sakın bunlarla... Seviyorum diyorsam seni, inan öyle...Gereğinden fazla ' erkeğim ' bazen, bağışla...
Seni özlemek diye bir şey var bu hayatta ve bu bazen öylesine dayanılmaz oluyor ki...Yokluğunu yaşamayı beceremiyorum, üzgünüm...İçimdeki o ' fazla erkek ' yokluğunda çekiliyor bir köşeye ve ben güçsüzlüğümle başbaşa kalıyorum...
Katlanamıyorum anla, sensizliği 'yok' hükmünde sayıyorum.
Sensizlik diye bir şey yok, öyleyse SENSİZ kalmak da YOK...