Yerinden yurdundan sürdü bir kavmi zalim bir tacir.
Hangi millet kabul eder,
Bu kadar uzun süreli milyonları misafir?
Bilir ve görür bu garip muhacir:
Türkiye hür bir memleket,
Yok bizim de ayaklarımızda zincir,
F“Eller yukarı!” dedi haşin bir ses,
Kesildi haliyle bendeki son nefes!
Dedektif gibi giderek arka arka,
Turladı bir ağacın etrafını.
Baktım elindeki oyuncak tabanca,
Hoşuma gitmişti ki bu şaka,
Ey Korona,
Baş eğen çoğaldı ki sana,
Azaldı işe güce sarılan.
Edilmeden daha ülkede sıkı yönetim,
Yarıya düştü üretim!
Böyle sürerse tüketim,
Hey baş belası korona,
Ne işler açtın başımıza,
Değil çıkmak çarşıya,
Başımızı bile çıkaramıyoruz dışarıya.
Kına yak sen de başına.
“Evde kal “diye diye şişirdin başımızı,
Ey Korona
Tuz basıp yaramıza,
Mesafe koyduk sevdiklerimizle aramıza!
Çıkardın sen yine arıza, yine arıza…
Ne karantinaya gelirsin ne izolasyona!
İki dirhem, bir çekirdek,
Akça pakça on yaşında bir erkek.
Yeni doğmuş süt danası gibi,
Yaladı dondurmasını ürkek ürkek.
Ekşidikçe yüzü,
Büzüştü kızıl dudakları.
Ben daha çocuğum,
Sormayın bana hesap.
Ne sorunu tanırım,
Ne sonucundan utanırım.
Problemi içinden çıkılmaz edene,
Şair doğmadım,
Düştüm küfelik bir aşka,
Duydum uyaklı lafa bir alâka.
Sandım her kelamım gayrı harika.
Eh, memlekette olunca da o kadar yalaka,
Şaire çıktı adım.
Dün yüzleştim, daha dün.
Sanıldığı gibi soğuk değildi yüzü;
Ama ensemde hissedince,
Yine de korktum,
Çok sıcaktı nefesi çünkü ölümün!




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!