Aşkının hasreti düştü içime,
Geceler adını sayıklıyor.
Bir suskunluk çöker kalbime,
Zaman seni bekliyor.
Yokluğun ince bir sızı,
Aşkınla yandı bu dil, cihân oldı harâb
Bir katre varlığım kaldı, ol dahi sana hitâb
Sevdâ sandım gönlümde bir hayâl-i sûret imiş
Perde ref‘ olunca bildim, cemâl-i Hak kitâb
Ay ışığı düşer sessizce kıyıma,
Gecenin alnında gümüş bir iz gibi,
Kalbim adını fısıldar dalgalarıma,
Zaman durur, nefesim sen gibi.
Yakamoz titrer ayak izlerinde,
Ayrılığın yükü omuzlarımda,
bir sandık gibi kilitli ve ağır.
İçinde yarım kalmış cümleler,
suskunluğa bırakılmış “keşke”ler var.
Gittiğin gün rüzgâr yön değiştirdi,
Balkan toprakları, kanla yoğrulmuş,
Gözlerde acı, her köşe susmuş.
Gözyaşları akar, yıldızsız gecede,
Bir ulusun direnişi, boynu bükük, suskun.
Dağlarda yankı, her adımda ölüm,
Rütbe giydin, yük de giydin bil ki artık omzunda
Sözün asker, susuşun da yazılır her anında
Merhametle adım attın, lâkin adâlet gerek
Bir tereddüt bin yüreği incitir saf yanında
Bir tahta parçası değildir uzanan denize,
Bir çağın nabzıdır Boğaz’a değen.
Nice ayak bastı buraya,
Nice yürek ayrılıkla, umutla titredi.
Sabahın ilk ışığında
Şimdi tam karşındayım.
Bir elde duracak kadar
hafif,
bir ömre yetecek kadar
ağır ve mağrur.
Bu gece gök daha yakın yere,
Söz susar, kalp dile gelir.
Defterler açılır gizlice,
Bir ömür bir âna sığar gelir.
Berat gecesi iner vakte,
Bir çınar devrildi gitti sessizce bu dünyâdan
Yetim kaldı hâne, sustu zaman hep bir andan
Ömer Faruk idi adı, heybetliydi duruşu
Sözünde ölçü vardı, ağırdı her susuşu




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!