Vay ağabeylerim vay…
Dağ mı yıkıldı başıma,
Yoksa gök mü çöktü üstüme?
Bir kara haber geldi kapıma,
Ocak söndü, duman kesildi.
Göçtü bu gülzâr-ı fânîden bir asûmân yüzlü cân
Adı kaldı dillerde, rûhu erdi lâ-mekân
Asuman Saide idi, ismi gibi pâk-nijâd
Yerde yürürken melek, gökte anıldı bir nişân
Ya Allah, kalbimde ışığınla parlarım,
Ey Rabbim, rahmetinle ruhumu sararım.
Ya Muhammed, senin yolunla her daim yürürüm,
İlahi aşkınla her karanlık gün aydınlanır içim.
Gözlerim ufukta, ellerim semaya açılır,
Yalnızlığım sert benim,
Omuz vermez kimseye.
Alışkın değilim teselliye,
Pervasızlık içinde.
Kalabalıklar yordu beni,
Biz bir adı olmayan hikâye,
Başlamadan bitmiş bir cümleyiz.
Ne sen bana tam geldin bir gün,
Ne ben sana doğru bir yeriz.
Söz söyledik, anlam tutmadı,
Yemen toprakları, kanla sararmış,
Her adımda bir öykü, her bakışta acı.
Bir halk direniyor, ölüme karşı,
Toprağında her şehit, bir sonsuz hüzün taşı.
Geceleri hıçkırır, sabahları yıkım,
Osmanlı düştü, tarih yazıldı,
Bir imparatorluk, yıkıldı, savruldu.
Sarayı, sükûnu, en son nefesi,
Her taşında kaybolan bir ömrün sesi.
Efsane nehirler, köprüler vardı,
Falımda yol var,
iki kişilik.
Bir evin ışığı yanıyor ileride,
perdeler yarı açık.
Adını söylemiyorum,
ama biliyorum
Soğuk bir gece ve karanlık
Perdede Ay ışığı ve ben
Bahçemde ise ağaçlarla yalnızlık
Bir sen yoksunsun artık.
yorgunluğum…
bir yenilgi değil
uzun bir yolun
ayağımın altına bıraktığı
kısa bir mola.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!