Bir hazan yaprağı düştü dalımdan,
Mevsim sensizliğe döndü anından.
Rüzgâr savururken eski günleri,
Kalbim ayrılığı bildi adından.
Sarardı umutlar, soldu sevinçler,
Süleymaniye’de zaman
Eski bir saat gibi tıkırdar,
Ne ileri gider aceleyle,
Ne geri döner.
Taş basamaklarda
Eski bir fotoğraf gibidir,
Renkleri solmuş,
Ama bakışı derin.
Taş basamaklarda
Bir ayak sesi kalmıştır,
Dağlar uzanır göğe, başı dumanlı,
Rüzgâr anlatır taşlara zamanı.
Ovalar serilir yeşil bir dua,
Toprakta saklıdır hayatın sırrı.
Akarsular iner dağdan ovaya,
Sadr-ı vatandır mekânı, sîne-i millet penâh
Hükm-i kaderle yürür, emrine râm-ı sipâh
Göğsünde mihr-i hilâl, alnında mîsâk-ı kan
Bir nazarı sedd-i belâ, bir adımı feth-güşâh
Yazıldı alnıma aşkın, silinmez ey kader
Ne çâre, hükmüne boyun eğermiş her beşer
Sevdim; günâhı bende, cevâbı yok o yârın
Bu suskunluk bile bir tokattır âşıka meğer
Gönlümün virânesin ma‘mûr eden yâr imiş
Bahtıma doğan güneş, geceyi boğan nâr imiş
Bir nigâhın kıldı bîhûş aklımı, sabrım kırık
Akl u fikrim târumâr, bu hâl bana âr imiş
Seher vaktinde gülşen oldu Üsküdâr ey yâr,
Boğazdan nur içer her dem bu dârü’l-iktidâr.
Salâlar iner gökten, minâreler duâ olur,
Zamân diz çöker eşiğinde, susar rûzigâr.
Vay ağabeylerim vay…
Dağ mı yıkıldı başıma,
Yoksa gök mü çöktü üstüme?
Bir kara haber geldi kapıma,
Ocak söndü, duman kesildi.
Göçtü bu gülzâr-ı fânîden bir asûmân yüzlü cân
Adı kaldı dillerde, rûhu erdi lâ-mekân
Asuman Saide idi, ismi gibi pâk-nijâd
Yerde yürürken melek, gökte anıldı bir nişân




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!