Bu toprak öyle toprak ki
Taşı dile gelir zor günde,
Bir adım geri atmaz insanı
Adını sorsan “vatan” der önce.
Bir gün kara çöktü üstümüze,
Ya Rab, gecem uzun olsa da
nurun yeter bana.
Kalbim yorulmuş kapına gelmiş,
al yükümü, bırakma yolda.
Adım düştü, yolum şaştı,
Bir çınarın gölgesinde dinlenir.
Yapraklar bilir
Kimlerin geçtiğini bu yollardan,
Kimlerin susarak sevdiğini.
Boğaz burada
Beni çağırdınız:
“Gel,” dediniz,
“Bizden ol.”
Sordum:
“Düşünecek miyim?”
Sustunuz.
Âlemler nur ile doldu doğduğu demde,
Arş ü ferş secdeye vardı o mübârek isimle.
Yetîm idi sûrette, sultan idi mânen,
Rahmet oldu cümleye, geldi Habîb-i Yezdân.
Bir nûr indi Mekke’ye sessizce geceden,
Kıta 1
Fenerbahçe koyunda kaldı anım
Akşam iner, deniz parlar sessizce
Elim elinde bir yaz kalır orda
Zaman durur gözlerin değince
Galata Köprüsü’nde akşam çökerken
Deniz susar, içim konuşur derin
Adımlarım ağır, yüküm görünmez
Bu şehir senden kalan bir yemin
Balıkçıların oltası bekleyiş
Mehlikâ sultânımın cemâli güneşten nîşân,
Bir nazarıyla olur âleme cân bağışlayan.
Kaşların yay, kirpiğin tîr-i belâdır bana,
Bir bakışı bin gönül yıkar, kurar virân.
Kahr-ı hümâyûnun ile lerzân olur arş u zemîn,
Savt-ı tîğin susturur fitne-serây-ı kîn.
Seyf-i kazâ çektiğinde mahv olur ehl-i nifâk,
Bir nefesle hâk olur bâtıl, olur hakka yakîn.
Saçımda aklar belirdi, ey dil, ne çâre var,
Geçti bahâr-ı ömrüm, hazân oldu rûzigâr.
Aynaya her bakışımda söyler bana zaman:
“Ey gönül ehli, sabır kıl, bu da kaderden kâr.”




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!