Yalnızlığım sert benim,
Omuz vermez kimseye.
Alışkın değilim teselliye,
Pervasızlık içinde.
Kalabalıklar yordu beni,
Gidişin bir yaz akşamı
Yaprak gibi düştü üstüme
Bir “hoşça kal” bıraktın sadece
Yandım kendi cümleme
Biz bir adı olmayan hikâye,
Başlamadan bitmiş bir cümleyiz.
Ne sen bana tam geldin bir gün,
Ne ben sana doğru bir yeriz.
Söz söyledik, anlam tutmadı,
Yemen toprakları, kanla sararmış,
Her adımda bir öykü, her bakışta acı.
Bir halk direniyor, ölüme karşı,
Toprağında her şehit, bir sonsuz hüzün taşı.
Geceleri hıçkırır, sabahları yıkım,
Osmanlı düştü, tarih yazıldı,
Bir imparatorluk, yıkıldı, savruldu.
Sarayı, sükûnu, en son nefesi,
Her taşında kaybolan bir ömrün sesi.
Efsane nehirler, köprüler vardı,
Falımda yol var,
iki kişilik.
Bir evin ışığı yanıyor ileride,
perdeler yarı açık.
Adını söylemiyorum,
ama biliyorum
yorgunluğum…
bir yenilgi değil
uzun bir yolun
ayağımın altına bıraktığı
kısa bir mola.
Yoruldum anlatmaktan kendimi,
Duymayan kulaklara sözü.
Sevda diye tutundum hayata,
Hayat bıraktı en yorgun yüzümü.
Çok şey istedim sanıldı benden,
Bir zamanlar İstanbul vardı
Sokakları yavaş, akşamları uzun
Kapılar açıktı, sözler samimi
Gölgesi bile kalabalıktı mahallenin.
Tahta evler anlatırdı hikâyeyi




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!