Yokluğun,
Çocukluğumdan kalma bir yara
Büyüdükçe büyüyen
Varlığın ise,
Bir eylül sabahı
İncecik, duru
Akşamı anlatmaya kelimeler yetmez
Çünkü akşam
Her yerin karardığı vakit
Bir çocuğun elinden uçan balon
Bir kadının gözünden düşen ışık
Bir adamın sırtından kayan yük
Aşk dediğin nedir ki
Bir bakıştan öte bir sözden beri
Bir dokunuştan öte bir sözden ileri
Aşk dediğin nedir ki
Bir yürekten öte bir gözden beri
Kim demiş aşkın ilkbaharı olur diye
Yaprak dökeriz bazen
Köpük köpük öfkelere bulanan ses
Bir kasırganın savurduğu geceye dönüşür
Sonra aynı gövdenin yorgun nefesi gibi
İki çınar misali
Evet
Aşk da zamansızdır
Mevsim tanımaz
Bir temmuz ortasında
Düşer yüreğine kar
Sen sabahın ilk ışığında yıkanmış
Zeytin ağacısın
Ben köküne düşen bir çiy damlası
Sen dağlardan inen buz gibi berrak su
Ben kıyına sürüklenen taş
Ve biz bir ırmak olup akıyoruz
Gözlerin yasemin kokulu bir eylül gecesi
Belki dalgaların beyaz alevi ile
Açılmış bir mey gibi sarhoş
O gece, ela bir bakıştı deniz
Dalgaları dövülmüş gümüşe dönmüş
Gülün tam ortasında ağlıyorsun
Biliyorum aşkın en güzel yerinde
Gülün tam ortasında gülüyorsun
Biliyorum aşkın en acı yerinde...
Buradayım körfez
Sokakların akşamdan kalma sarhoşluğunda
Bakışın, deniz mavisi, sırlı bir çiniydi
Kırıldı içimde
Her vapur düdüğünde
Bir varmış bir yokmuş
Sen sağ ben selamet
Ara sıra çıkıyorsun karşıma
Mesela bugün gördüğüm çocuk
Sana benziyordu
Oysa kimse benzemez kimseye




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!