Birden döküldü içimden ağaran boşluklar
Sürgün yemiş mevsimlerden birine
Kırmızıya varan yorgunluklar topladım
Gövdeme sığmayan çağrılarla yürüdüm
Bir yangındı yalnızlığın rengi
Ben Nafiz oğlu Nafiz
Nevi şahsına münhasır biriyim
Öyle havalı laflarım yoktur
Yolunda yorulduğum memleket sevdalısıyım
Arada bir duygularımı dökerim kağıtlara
Kendince şairim biraz
Çiy Taneleri
Her biri bir dünya taşır içinde
Güneş vurunca
Binlerce gökyüzü açılır
yaprakların ucunda
Bir kadın düşün
Hayatı tek başına göğüslemiş
Hüznü, acıyı, kederi içinde
En güzel gülüşüyle gizleyen bir kadın...
Bir Hülya düşün
Gözlerim bir hayal gibi dalar uzaklara
Aklım geçmişi kucaklar hep özlemle
Belli belirsiz anılar, varla yok arasında
Zaman sürgün geçmişe
Rüyalarım parmaklıklar ardında tutsak
Ben ise serserice yağan bir sağanak
Bir gün gitti
Öyle sessiz, öyle sade
Ne bir elveda
Ne de gözümde kalacak bir bakış
Sadece gitti
Ve ben orada kaldım
Şimdi biliyorum
Sen bahardın zaten
Gelişinde çiçek açan
Gidişinle yaprak döken
Ben iste bir ağaçtım
Mevsimleri seninle yaşayan
Gözler gözlerle buluştuğunda
Zamansız anlar yaşanır
Kalpler ince bir pencere açar
Sonsuz maviliklere
Göğüslerde bir kuş çırpınmaya başlar
Usulca
Ne kadar acı varsa yollarımızda
Umudumuzu ondan çaldık
Şimdi öfkem de dolanıyor
Ama sevdan
O silahsız savaşçı
Hala hem sarp kayalarda
Akşam erken iniyor
Çaresizliğime
Ellerim ceplerimde
Sigaram dudaklarımda
Bekliyorum bir umut
Belki gelirsin diye...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!