Kalan sadece bir boşluk ve bedensel titreyişlerdi alışılan geçen zaman sonrasında., Yine de bir hoşluk olsa da gülümsesem bakışlarına.
Mustafa yılmaz
Sevgi yılların etkisiyle vururdu bedene…
Bazen bir şarkı düşer gözlerimizin önüne...
Özlendin, diyebilmek için, bazen insan ne kadar çok şeyi feda edebilirdi diye düşündüğümde hâlâ cevaba ulaşamadım...
Sadece gene de kendi kendime ne kadar özlendin diyebildim...
Bazen bir şarkı düşer gözlerimizin önüne, söyleyemediklerimizi feryat ederek haykırır, eşlik eden keman sesidir, bedensel bütünlüğü yoğunlaştıran. O şarkının ritimleridir yıllar önceki hayallere ulaştıran…
Sabahı erken ederdik, ertesi gün sevdalısına kavuşmak için...
Geceyi düşlerle geçirir karanlığın ertesiydi ışık…
Kapanmış tüm kapılar acılardı gün ışığı başlangıcına…
Ben düşlerimi severdim ilk gün ışığında… Sen beklerdin beni köşe kıyısında, ben koşmalarımı hızlandırırdım, sevda köşesine ulaşmada…
Sadece bana bakıyordun… İlk görüştüğümüzden bu yana beli de ilk defa bu kadar canlıydı bakışın…
Gözlerindeki orta noktaya baktım bir anda yaşamımdaki tüm geçmiş aklımdan düştü. Bir esaret anıydı bu bakışım, içimden geçen varlığındaki ruhuna dair düşlerimdi… Bakışındaki masumiyet ve sevgiye dair çocuksu bakışların anlamını düşünürken, sen benim gülümseyişimi takip ediyordun.
Ben gözlerindeki beni görmek isterken, sen gülümsememdeki masumiyeti aradığını söylemiştin sonraları çok zaman geçtiğinde...
Ben seni ilk gördüğüm gözlerindeki anlamın içindeki beni tanımaya çalıştıkça, geleceğe dair kurduğum hayallerin içinde en önemliydi…
Dalga dalgaydı bakışların, gözlerimden yaşlar yuvarlanıyordu göğsüme doğru yol alıyordu. Yaşam çoğu zaman kararsız hareketlerle kendi kendime yol alırken.
Sebepsiz korkularım hüküm sürmeye başlamıştı ardı ardına gelen, farkında olamadığım korkularım oluşuyordu. Hazmedemediğim yaşam kesitinde maruz kaldığım bu hazmı zor tavırlarla karşılaşmamın çoğul sebebi yalnızlığımın sebebi olan korkulu yaşam sebeplerim oluşuyordu.
Kararmıştı yollar ıslaktı asfaltın kuytuları, ellerin ellerimdeydi, senin dediğin gibi ürkekti adımlarımız ve biz gecenin nemini içimize çekiyorduk.
Kaç zaman sonrasıydı bu kaçak yürüyüşümüzde, içimiz titrerdi bakışlarımızdan, göz bebeklerimiz oynaşırdı birbirimize özlemle bakarken.
Yılları ardımıza almıştık bu yürüyüş ile birbirimize anlattıklarımızla.
O kadar çok ihanetler yaşandı ki ortasında hep gölgeleri kaldı. Dünsüz düşlerdi bunlar ardında hiç umut olmayan. Yalnızlık kalabalıklığının bir başka yüzü idi. Oysa artarda gelen ihanet bitmeyesiye kâbus rüyaları gibi bu günlere de sarkan yaşam bölümleri idi.
Sevmek her dönemde anahtarı bir başkasının elinde olup kilit ardında tutulan riyaya uğramış sevgiydi. Yarınsız düşler derken güven duygularının parçalandığı bir yaşam kesitindeki tedirginlikleriydi yaşama eksiklik veren sebepler.
Garip bir boşluktu içinde var olmaya çalıştığımız. Belki de düş yorgunluğuydu nefes alma zamanlarını aksattığım yarınların varlık savaşında var olma düşleri kurarken, dünlerin merkezini yalpaladık. Aslında kayıp zamanların çaresizliğinde var olmaya çalıştığım boşluk ötesi yaşam merkezin ve içimde barındırdığım yalnızlık bezmişlikleri ile öfkemi sadece sen düşüncelerine sapladım. Korkarım bitiyordu artık benim yaşayacağım tüm boşluklar da sen olacaksın
Sendin sevgili düşüncelerim sonrasında rüyalarımda varlığının oluştuğu. Sevgi bu tüm şartları yok sayarak sadece varlığınla dolaşan düşüncelerimin ardında nefes almalarını hissettiğim candın aslında varlığını hissedip yaşamın içinde direnç gösteren. Yıllara uzayan yaşamımı adadığım düşlerle beraber nefes alırken, sevmenin içindeydi varlığını hissettiğim zaman ise sevgimi güçlendiren.
Sen varlığındı uzaklarda dahi olsa yanımda hissettiğim ömre uzayacak yaşamında varlığını hissettirirken sesinin özlemiydi günlerin saatlerine doluşan. Sevmenin başedilebilen hazzını yaşamaktı aslında varlığınla nefes alışını hissetmem ki yıllarımı senli adayışımdı bana bedensel güç veren.
Çoğunda sarsılan düşlerdi aslında varlık savaşında sessizliğe doluşan.
Şimdi, çığlık, çığlığa gözlerim...
Ve;
sen, karanlıkta kalan çığlıklarım,
korkularımda kalan yüzün...
Gitme...
Yasaktı düşüncelerim, senden önce bana.
Kaç sabahı sen düşünceleri olamadan boşu boşuna güneşin doğuşuna bakışım.
Akşamın kararlaşmasına ulaşmadan defalarca saatime baktım.
Bazen tik tak sesini duyayım diye, kulağıma yapıştırdım saatin camındaki vakit geçmiyordu ki düşüncelerle konuşmakla.
Sonra Güneş kapanırdı kendi aydınlığına, bir başka yer kürenin başkalaşmış yerine.




-
Gülşen Öncel Bostancı
-
Fikri Küçükukur
-
Mustafa Yılmaz
Tüm Yorumlarçok çok güzeldi yine...
Duygular içten ve samimi,duygular yüreğin derinliklerinden süzülüp gelmiş ve özenle serpiştirilmiş mısralara..Beğeniyle okudum,kaleminizi kutluyorum..
m