Ayaklarım aklımın hükmünden çıkmış, düşüncelerime göre, bazen sekerek, bazen duraksayarak, bazen ansızın sağa veya sola yön değiştirerek, gecenin yıldız kaymalarını umursamayarak, sokakların kamaşasından şaşırmadan, o anki düşüncelerimin isteklerine oyarak belli bir zaman sonra duraksayıp, sırtımı bir iş yerinin dikey duvarına yaslayarak, bir anda, benim hükmüm karşısında ışığı perde aralığından kararsızca salınım halindeki pencereye bağladım, sanki gözlerimi…
Alaca bir ışık karmacası ile perdenin aralığından gözlerimdeki merakımla bana düşünce sebebi yaratıyordu…
Aklımdan, birkaç zamandır devinimle şekil değiştiren düşüncelerim dairesel bir devinimle aklımın derinliklerindeki düşüncelerim sıralanıyor arka arkaya…
Yıllar içine alan senin suskunluğundu sessizliğime eşlik eden… Oysa yılların önceki zamanlarda hiç susmazdın, hayata dair yaşamın içindeki çaresizliklerine dahil anlattıklarınla, gece yarısından sonr4aki şafak söküşüne kadar zamanlarda konuşurdun hep… Sonra susardın, aracın senin tarafındaki camını aralar, esen soğuk nemin yüzüne vurduğu andan, gün ışımasına kadar zamanda konuşurdun hep…
Sonra bir anda bana bakarken işte o an gözkapakların sızan parlaklığı gördüğümde uzun zaman suskunlukla ağladığını görürdüm ve senin gitmek istediğin kahvaltı yerini sana sorardım… Bir müddet sonra deniz kenarı olsun da derken anlardım suskunluktan çıktığını…
Ve gün ışırdı, güneş aracın yönüne doğru ışıklarını camdan salardı, ben susardım… Ve ben sustukça susar, aklımdan sana dair kurgular ve düşüncelerle doluşurdu beynim…
Ve gittin, yasaklanmış tüm asfaltlarla, sokakları bana bırakarak.
Ne gülüşler kaldı, ne de umutlar…
Hepsi teker teker saklandı hayatıma…
Ve gittin, tüm şarkı sözlerini ezberime atarak gittin…
Oysa yasaklardı bize yasak olan sevgimize.
Koyu ve bir yaz sonu yalnızlığı bu. Alışkanlıklardan uzak, dinlenen şarkılardan uzak yeni şarkılarla tanışmak, kışın sonlanmasından yaz ortalarına kadar geçen bu günler zor yaşam günleri idi, gerçek olan bu…
Ayrıca düşlerden uzaklaşmak için yolların kıvrımlarında zifiri karanlık zamanların içindeki yolların ıssızlığında kendi gücünü yakalamak belki de hoş olan buydu…
Yarınsız düşler olur muydu sevgili, düş kurmanın da zamanı olur muydu sevgili, kayıp zamanları bilir misin sen sevgili, yokluğa çıkar ucu yaşamın sensizlikle derken, sensizlik yaşamın içinde olur muydu sevgili, neyse boş ver sen yoksan zaten hiç biri yok sadece kesik nefesler olmayı öğreniyor insan...
Umut bu sevgili, umut, belki de yaşamımda özlemle beklediğim uzun yıllar peşinden beklediğim umut…
Bir gün sevgili, bir gün seninle karanlık bir sokak başında veya parlak ışıklarla aydınlanmış bir otoparkta, iki aracın ikisinin de farları açık kalmçççççış, burun buruna araçların, bir birlerine dokunacak bir şekilde, park edilerek iki araç kullanıcısı da kısa bir beklemeden sonra araçlarından inerek, birbirlerine doğru ilk adımlarından sonra oldukları yere mıhlanmış gibi, aniden duruşları ile sessizliklerini koruyarak...
Yürek vurgunluğu içinde göz göze duraklamalarının an zamanlarına uzayan bakışları ile veya lüks bir otelin lobisindeki yemek salonundaki oturduğu yerden denize dalgın ve düşsel bakışlarla geçmişini sorgulayan bir adama yaklaşan ayak sesleri ile irkilip, ayağa kalktığı sırada donuklaşmış bakışlarla duraksayarak olduğu yerde kararsız bir hareketle, adamın gözlerinde göğsüne düşen gözyaşı damlaları ile tüm geçmişini saniyelerle geçiştirip, böyle bir otel salonundaki yemek masasına telaşlı gelen adamın bakışlarını hatırlayıp buz kesmiş bedeninden titrek sesi ile merhaba diyen kadının sesi ile irkilen adamı düşledi…
Artık son mevsim yağmurları da sona erdi…
Güneşin renginin değiştiği an bir yaz başlangıcı…
Ne sonu belliydi ne de başlangıcı bu sevme ve yaşam serüveni…
Artık karanlıkların rengi de adım seslerinin değişimi gibi nefes alma ritimlerim de hızlandı…
Kaç masal yazdık kendimize, birbirimiz için? Kaç kez toprağa düştü gözyaşlarımız?
Bu nasıl düşmek böyle sahipsiz, yalnız, kimsesizlik, korkular ile başıboş bir susmak?
Kimi kime bırakacaktım düş yorgunluğu ile?
Aslında yarınsızlık düşleriydi bizi hayata küskünleştiren.
Sana küsecek iradem mi vardı, sadece gözlerimi kapayıp hayattan soyutlanınca.
Yaşamda birçok isteğine, yarım kalmak, yaşamın her anına sığmaya çalışarak nefes almaya zorlamak, kendini yarım nefesler, yarılan düşünceler, arkası hep eksilen istekler ve boylu boyunca uzanmış karakış yalnızlığı sonrası, güneşin omuzlarımı dahi ısıtamadığı bir zaman diliminde, yokluğunu hissetmek, sonra da öfkeye dönüşmüş düşüncelerle, varlığının olduğu zamanlara isyan edip, bir kısmına nefret ile karışık, öfke, diğer bir kısmının içine doluşabildiği kadar özlem dolmuşsa, dünlerin öfkesi ile geleceğin özlemi bir biri ile dalaşmışsa, yaşamın gülme zamanları neresine sığacak bu öfke karmaşası içinde dar nefesler alarak?
,Dünler, senin öksüzlüğünü yaşarken gelecek hangi penceremden gülümseyecek bana?
Yaşamın tüm alışkanlıklarının içinde var olma savaşı ile dayanma gücünü tüketmekti belki de bu kahır düşlerinde…
Sen varlığı ile öncelerdeki zamanlarda, gülümserken, şimdilerdeki kahır zamanları bedenimin parçaları ile yas tutarken, aniden gülümsedim, hani sevgililer sevme zamanlarını gülümserken yaşardı, hem de an zamanlarının farkını bile hissedemeden…
Kendime ürkek nefes almalar bunlar…
İnandığım kurallar ve düşündüklerim vardı yaşamımı sürdürürken, asla taviz veremediğim inandıklarım vardı, kendi güven duygumun içinde kalan…
Kimlere inandım ki şüphesiz bu yaşamda var olmaya çalışırken, kendime güvenle sevgime inanmışlıklarla aldığım nefeslerle yürüyordum ki artık bundan böyle yapacağım her türlü hareketin hatasız olması gerekiyordu…
Sevgi ve sevgili inanmışlığımın tamamını içinde barındırıyordu. Söylenenlerle düşündüklerin bir birine eşleşiyordu… İnanmanın dışı nankörlüktü sevgiye ve bu bence imkânsızdı.
Gecenin üçü dahi olsa düş kurarken
uyuklasa da insan, bir düş de kaybettiklerine aittir, kalansa kendine azdır ki, düşünce sonrası dalar gider insan...
Artık bundan sonrası uzar gider zaman, kurguların peşi sıra, unutulacak çok şeydir art arda dizilen ki bakarsın yarım kalmışsın yaşamda ki işte o zaman yaşamın en ağır acılanmaları ile pişmanlıkları başlar ve ardından tüm aceleciliği ile pişmanlıklar başlar...
İşte o an sonrası artık benlikte varlık savaşı başlar...




-
Gülşen Öncel Bostancı
-
Fikri Küçükukur
-
Mustafa Yılmaz
Tüm Yorumlarçok çok güzeldi yine...
Duygular içten ve samimi,duygular yüreğin derinliklerinden süzülüp gelmiş ve özenle serpiştirilmiş mısralara..Beğeniyle okudum,kaleminizi kutluyorum..
m