Ve karanlık Bir geçit sonu, çıkmaz bir yol, bir engel, bir boşluk ve ardına gizlenen bir unutkanlık ile yollardaki engellerle geçen bir yaşam kesiti...
Aslında bir bensizlik savaşı ile çaresizliklerin hüküm sürdüğü bir sensizlik gün sonu.
Etrafı kara dikenlerle kaplanmış bezmişlik yapıştıran zaman içinde yol sürgünlüğü ile yine o eski bir tarih anımsaması bu yol yine aynı yol ve aynı ağaçlıktaki rüzgâr...
Böylece yaşamak boşa nefes alınan uzun yıllara uzanıyordu…
İçimden bir ses “taşa vurmasın ayak parmağının teki” demek geliyorsa da sadece
suskunluğu tercih edişimle düşüncede kalmış bir hareketsizlik oluyordu…
Yaşamın bir kesitinde bulunan sevdayı ve yılları sayarız bu sevda ile, gün gelir gülümseriz, gün geçer ağlarız, yıllar art arda sıralanırken unuturuz gülmeyi, ardından başlar acılanmalar, günler çoğalır, ağlamalar yığılır yüreğimizin en çürük yerine, şaşkın bakışlar başlar ağlama hıçkırıkları ile, sonsuza sürecek zannedilir…
Değerimizi bilmeyenlerdi asıl değer verdiklerimizdi. Yaşamımı düşler içinde yaşam zannederken, ardındaki gizli düşlerdi yaşamdaki bedensel sıkıntı sebeplerine en çok katkıda bulunan, oysa yaşamımı adadığımdı sevgi adına var olmaya çalıştığım…
Geçmiyor artık bu öfkeli yaşam zamanlarını içine pişmanlıklar sığınca, var olan iç huzur parçalanırken, “en çok sevmiştim” cümlesineydi asıl öfke yığılmalarına sebep olan düşünceler seli…
Unutulabilecek bir şarkının sözlerinin arasındaydı adının anlamı... Her an tekrarlanacak bir heceydi birçok kelimenin içinde olan...
Veya mutluluk vaat ederdi anlamı belki de ömre yayılacak gibi bir istek uyandırırdı bir başka hecesi...
Öyle zamanlar vardı ki asla vaz geçemediklerimdi beni en çok şaşırtan ve kabullenilemeyen kaybedişlerdi bana göre...
Denizin tuzlu suyunun yosun kokusunu zapt eden Mersin gecesinin sahilinde ki süt bardağının sıcaklığını her yudumlamam ile midemdeki kıvrımlı sancı git gide azalıyordu.
Tamamını bilmediğim bir türkü mırıldanıyorum şu anlarda “beni nasıl unutursun” cümlesine takıldı hislerim devamındaki “hasretinle” ve “yaralıyım” kelimelerinin tutsağıyım sanki.
Bir de “yağmur yağsa” diyorum belki de bu kış da gelirim “mavi karanlığa” o kadar çok anlatmak istediğim var ki ışıklarla oynaşmak bir başka olacak sanki.
Yollara serildi yaşam boyu geçmişe dair düşüncelerin... Yarından fazlası önemini yitirerek, hafızamdan silinirken, yaşamıma tesir eden birçok anı, kendini korurken, kendimi kendimle acılandırıyordum...
Her buluşmamızda sana bir cümle yazdığım not kağıdını isterdin benden. Her gün yeni bir itiraf gibi uzatırdım cümleyi itiraf gibi, uzatırdım not kağıdını. Okumadan çantana koyardın, bense sadece bakardım sana... Sadece bakmak bir dünya düşünce görmek gibiydi... Gölümserdin, yine... Bilirdim bilerek sorularına kendince cevap arardın... Susardım...
Yaşamın dar zamanlarını sığdırırdık, düşler kurarken yüreğimizin sus denen anına konuşurduk, aniden, “sensizliğini düşünürken bedenim sarsılıyor, korkuyordum yaşamın bu anlarından” derken, içimden kopuşmalar oluşurdu...
Galiba vedasız gidişlerin bir haliydi bu içimde kırılmalar yaratan...
Karanlıkta bir köşe kapmacası bu yaşamın heyecanı ve hasretin vurgunu içinde…
Belki de bir yarınsızlıktı dünlerin acılanmaları tükenmeden?
Yüzeysel süre gelen yaşamım sen varlığın ile ihtimallerin de ötesinde yılları ardına alarak bu günlere uzayarak, tüm yaşam kurallarımı darmadağın ederek ruhsal yapımın dağılmasına da sebep olacağı ilk zamanlarda tahmin etmem veya ihtimal dâhilinde tutmam mümkün değildi…
Sevgi armağanları ile düşünce acılarımın örtülmesiydi belki de yıllara uzayan acılanmalarıma sebep oluşu…
Umut ettiğim düşlerimin yığın yığın kayboluşuydu hayatın yaşanmışlarını hüsrana atması…
Sevmenin tüm masum düşleri ve isteklerinde yaşam hevesi yıllara dağılan acılarla son bulacağını ihtimal dâhilinde hiç düşünmedim…
Özlüyordu adam, özlemek istediği sesler vardı, o seslerle tekrar tekrar konuşmak isterdi adam, derdi ki veya demek isterdi ki, sevginin sesini duydun mu sen?
Veya ağlayan sesine bakıp ağladın mı sen, ağlarken hiç düşledin mi onun güldüğü geceler boyundaki sesini tarif ettin mi?
Sen yazdıklarında, o adamın gülüşüne hiç rastladın mı?
Sen, tek fotoğrafını çektin mi hiç, bir ömür boyu, senle gülmek isteyen fotoğrafını, kulağına şarkılar mırıldarken hiç lamba ışığındaki yüzünün titreşimlerini gördün mü gözlerinde?
Karanlığıydı gecenin bakışlarımı sallayan görüntüler peşinde tutan.
Serin bir yaz gecesi ve denizin parlak ve ışıltılı sesi ile hareket eden balıkçı teknelerinin deniz üstünde ışıltılı kayışlarına karışan motor sesleri sanki gecenin büyüsüne farklı bir anlam karıştırıyor…
Gözlerim uzaklarda ve hayalimin gidebildiği uzaklarda ise düşüncelerim.




-
Gülşen Öncel Bostancı
-
Fikri Küçükukur
-
Mustafa Yılmaz
Tüm Yorumlarçok çok güzeldi yine...
Duygular içten ve samimi,duygular yüreğin derinliklerinden süzülüp gelmiş ve özenle serpiştirilmiş mısralara..Beğeniyle okudum,kaleminizi kutluyorum..
m