Ruhumdaki hüsranlardı bedenimi yaşam boyu sarsan…
Kaç yılın, kaç sevgi dönüşümünün bedeli ruhumdaki boşanmışlıklarla ortaya çıkıyordu ve ben kaç kez boşalmış ruhlarla sere serpe darmadağın düşüyordum diz üstü yere…
Ve ben bu düşüşlerdeki sersemleşmiş baş ağrılarımın bedelini kime ödetebilecektim?
Zavallılaşmış bir sevginin yaşamımdaki boşluklarımda dolaşmamın bedeli sen sevgili, sensin demekle ruhum süküna mı düşüyordu?
Her şeyin içindeki çaresizliğimin ardına düşen kurtuluşa adım atmalarım tüm imkânsızlıklara rağmen mimkün müydü ve bunların içine saklanıp, patlayarak ortaya çıkan öfkelerimi zapt etmek elimde miydi ki tüm öfke dağınıklıklarım hayatımı darma dağın etmiyor muydu ve ben bu öfke vurgunları ile baş etmeye çalıştıkça, çoğu kez karanlıklara gömül müyor muydum?
Bu karanlıklardaki karartılar değil miydi hayatımın tüm çıkmazlarına dalışıma sebep olan?
Bu güne kadar yazmalarımın belki de tek sebebi vardı sorgulama veya kendi kendime sorgulama, belki bu beraberlikteki tek eksiklik buydu…
Tüm olayların içinde kalan detaylardaki suçsuzluk veya suçluluk miktarı neydi, kim kime haksızdı veya kim kimi hak etmiyordu, belki de ikimizden biri bu mutlulukları veya mutluluk sonrası acılanmaları hak etmiyordu veya olmadı olayların içinde ne kadar haklılıkla kalıyordu…
Galiba, sevgide hak etmek veya hak edilmek geleceğe uyumluluk meydana çıkarıyordu…
Bazı şeyleri istemesek de doğru yapamıyorduk, ki sonunda bir şok darbesi olarak bedene zıpkınlıyordu ki bunun adına pişmanlık duyguları deniyordu…
Önce yavaş kapatıyorsun gözlerini…
Sonra içine sindire sindire ciğerlerine havayı dolduruyorsun…
Sonra da hissettiğin acıyı parçalara bölerek, konularına ayırarak, bastırıyorsun yüreğinin derinine…
Tek cümlelik bir nefes bırakıyorsun dudaklarını sıktığın aralıktan…
Ve O nefesle birlikte “neden sevdim seni bu kadar” diyerek nefesini bölüyorsun…
Biz bu günlerde eminim ki karşılıklı aynı düşleri aynı istekleri yaşamak isteme düşünceleri ile boğuluyoruz…
Aslında bunların tümü parçalanmış düşüncelerle geri dönüşüm yaparak arka arkaya isteklere dönüşen… Aslında tümünün içinde tek düşünce çıkıyordu, boş verilmiş zamanlarımız olsa da arkasına gizlenen sadece özlem veya özlemekti.
Yanılgısız tek istek buydu sanki özlemek, geçmişin yaşanmışlıklarının hatırına bir kısım düşünceleri özlemek, aslında o eskiye dönüş düşüncelerle ne kadar da hatırlamak istemesek de gizliden fışkıran düşüncelerdi asıl düşüncelerimize acı veren…
Ve insan çocuk olarak doğdu…
Öncelikle karnını doyurmayı öğrendi…
Sonra çocuklukla oyunlar oynamayı öğrendi…
Sonraları hep okumayı öğrendi ve okumaya yaşamı boyunca çalıştı…
Gün geldi sevgiye kapı çaldı, sevdiği için mutlu olduğuna hep sevindi, içindeki coşkularla yaşamda var olmaya attı kendini…
Seni düşününce göç kuşlarının kanat sesleri düştü aklıma ve de uzaklara…
Düşünüyorum da, daha doğrusu uzun zamandır düşünüyorum, kendi kendime bir sebep bulup gülmek istemiştim, olamadı, olamadı o sebebi bulamadım, belki daha uzun zaman bulamayacağımı hissediyordum, kendi kendime, daha ne kaldı bu kadar acılanmaların ardından, hırslanıp, kahreden cümlelerin arkasından hangi güzellik düşecekti yüreğimin tam da çapraz noktasına, acı ile hüznün kesiştiği o noktaya derken garipsedim kendimi…
Yılların ardına saklanmış huzur ve de iç güvenin verdiği mutluluklar nerede derken, sessizliği bozan bir müzik ile “bir Pazar sabahı” diyordu yıllardır dinlediğim müzik eşliğinde…
Öylece çakılı kaldı düşüncelerim, rastgele gelen bu ses garip bir düş kurgusuna attı beni…
Uzun zaman oldu bu düşleri özlemeye başlayalı, öyle sebep olmalıydı ve tartışmasız düşünmeden gülmeliydim…
Ben senin yanında çocuklaşıyorum, dedi ansızın…
Bana çocuk çocuk bak. Çocukça bir şeyler söyle, gülümse ki gülümseyeyim.
Dünlerin kasvet duvarları yıkılsın. Bu günlerden başlayarak yarınlara uzat benim gülümsemelerimi…
Tüm siyahlaşmış puslu gri olmuş kasvet duvarlarım. Yıkılışın mutluluk çemberinde ellerimi yana doğru açıp, koşmalıyım…
Hadi bana çocuk, çocuk diye seslen. Ve yarınların gülüşlerini vaad et bana, ki umutlarım doluşsun gülen yüzünle içime…
Yaşamın cesaret zamanları başladı…
Ve ben çarpıntılı bir rüyadan gözlerimi ovuşturarak açınca güneşin aynı yönden doğduğunu görünce çıldırasıya gülmeye başladım bu rüyanın ardından…
Yine bir haber özlemi, yine bir serinlik düşleri sarmışsa bedeni, dünlerin özlemini örtmüşse yaşam zamanı, yarına düşecek korkulardır esas olan gurbet çilesi…
Kaç yılın kış sonundaki bekleyişler hüküm sürmekte yaşamda, oysa nefesler artık tükenmemek çabasında...
Aşkta dünler vardı sevgili, sen ve ben tekrarlayıp durduk hep ama, yarın yaşamdaki korkularla dolu ki bunu hiç diyemedik biz masum sevgiye…
Oradaydım… Sabahın erkeninde ve güneşin ışıklarını kızıldan kurtarma cabasında iken, uykusuz geçen ve tüm hayatımı hecelere ayırarak ayrıştırdığım düşsel ağırlıklı bir gece sonu… Sabahın ilk ışıklarında evinin bulvarında dağınık ışıklarla ileri geri yürüyüşlerimdeki anlamsız korkularla evine doğru yürüyordum…
Ve sen sütlüsarı rengindeki iki bavulunla aceleci adımlarla seni bekleyen aracın yönüne doğru yürüyordun…
Ve ben, sabahın erkeninde ki yolculuk telaşının anlamını çok yıllar sonra anlamıştım…
Ve sen, o sabah, aceleci adımlarla seni bekleyen araca doğru yürümekle, bu şehrin kulvarlarını son defa adımladığın sebebini ben yıllar sonra anladım bu kentteki son anlamını…
Aslında fark etmedik kırlangıç zamanlarını, içimize gömülmüştü düşlerle. Önümüzdeki setleri aşma telaşı sardı başımızı.
Kim bilir kaç mevsim geçti fark bile etmedik.
Aslında kırlangıç mevsimi kendinle çoğalma zamanlarıydı. Düşüncede hür olma zamanlarıydı. Bir kanat sallamayla umuda koşma zamanlarıydı.
Sevilme zamanlarıydı geç kaldığımız sevmede. Yılları düşlerken ele ele olacağımız zamanlar için. Oysa dağıldık, tarlalara tohum atılırcasına ve yorulduk düşlerin yaşama sevdasından.
Bu günlere sarkan sadece beyin diplerimize sızan düş yorgunlukları idi... Oysa gözlerimizin bakışları hasret yollarındaydı...




-
Gülşen Öncel Bostancı
-
Fikri Küçükukur
-
Mustafa Yılmaz
Tüm Yorumlarçok çok güzeldi yine...
Duygular içten ve samimi,duygular yüreğin derinliklerinden süzülüp gelmiş ve özenle serpiştirilmiş mısralara..Beğeniyle okudum,kaleminizi kutluyorum..
m