Yine o şehrin ışıkları patlıyor göz diplerimde, yine arayış, yine uzun süren hasretin belki de en son saatlerindeyim…
Yalpalıyorum, belki de yürüme üşengeçliği, basıp geçiyor seni arama düşüncelerimin üstüne.
Can sıkıntısı had safhada. Ve yanar söner ışıkların davetkâr çağrışları beynimde yankılanıyor…
Yine o bendeki sana ait korkuların telaşlı savruluşları beynimde. Ve o çocuk sesi kıvrılıyor beynimde. Adeta perişanlık başlangıcı içimde dalgalanıyor. Ve koyu bir kayboluş isteği bu alaca pembelik düşlerin arasında koyu siyah bir bant oluşuyor görmek istediğim ama aramadığım düşüncelerin üstünde…
Ve sen sevgili, olup olacak tek güvendiğim sestin sen. Ve uğulduyor sesin beynimde yankılanırken…
Acılarım, katre katre artıyor geceleri senin yokluğunla...
Bir varmış bir de yokmuş masallarında buluyorum kendimi...
Hangi şarkıyı dinlesem yağmur bulutları dolaşıyor başım üstünde...
Hangi şiirimde sen yoksun ki, sinsi sinsi okuduğumda...
Bir bulut olsaydın dökülür giderdin, hangi düş olsaydın uyanır biterdin...
Bir masal olsaydın dinleye dinleye son nefesime ulaşırdın...
Mezarlıklarda Saklıyorum Kendimi,
Yaşamaksa,
sevgi dediniz bana,
eğer yaşamaksa,
sen ol dediniz bana…
Her gün, her saat, her saniye, yaşamın içinde, sen varlığının umudu içimde olmakla beraber, senden sonrasındayım gibi, sona yakın yaşıyorum her şeyi.
Buna umutsuzluk demiyorum sadece amacım nereye kadar benle beraber?
Ne kadar senle beraberim, özlemin içinde bunalımla yaşamın dakikalarını saymak gibi bir şey.
Neresi bunun umurlu olmak, neresi bunun yarını beklemek, kaç gün sonu bu yaşama açlık?
Kaç kez daha ben de varım senin yanında diyeceğim?
Sadece gülün canına baktım…
Ta dibi… Gülün yüreği bu kızarıklık,
çığlık çığlığa bir haykırış sanki,
Koyu kızarıklık,
Gidebildiğim kadar dibinde,
Gözlerim, deldi sanki…
Ve biz seçilmeden geldik bizdeki bu aşka…
O güzelliklerle dolaşırken tanıdık aşkı ve sevdanın mavi yumuşak yüzünü…
Aslında yalnızlık mührü vurulmuştu yüreğimize. Belki de birbirimizi tanımadan acılanmalardan uzak sevmelerin hoş görüşüne yığıldıkça tanıdık asıl aşkın asıl acılanma sebeplerini…
Vuruyordu özlem veya doyamayasıya vuruluyorduk bu özlemle sevdanın ortasındaki kendimizle asıl olan özlemdeki direnme gücü sevdanın turkuaz noktası…
Vuruluyorduk belki de bu benlik savaşında haykırıyorduk vurulduk ha vuruluyoruz feryatları ile…
Yaşam bu ardımızda bıraktığımız her şey, önümüzde bir engel oluyor ama güç bizde ise mutluluğu yaşamamız gelecektir bu dirençle, yaşamın kaç girdabı var bilinmez ki bazen insan bir kanyonun tam da ortasındayken başlar asıl yaşam…
İşte engebeler ve de sis hepsi ortada durur ve adım atarsın gözü kapalı tekrar yaşama…
Ben sadece acılanmalarda nefes almaları öğrenmişim derken başlar asıl kanyonun bunaltıcı susları usulca…
Bir kara üzüm salkımı sallanıp duruyor gözümün önündeki dalında, zorluyor hayatı kendi kendine kararırken, hayatımı zorluyorum ona baka baka, bir seni düşlüyorum el uzatışınla kara üzüm salkımına, kayboluyorum rüzgârında hayatın…
Seni sevenin oldum zamanın bu günlere uzamasına aldırmadan…
Bu cümlenin doğruluğuna, senin için geçerliğine inanıyorsan ki “zaman sevmeye engel değildir” diyebilirsin…
Sanki sen varsın gibi geçiyor zaman ve yıllar…
Karanlığın bir köşesinde kendi gölgemize basar gibi geçiyor zamanın bendeki yalnızımsı kısmı…
Sessizliğinin ötesidir beni boğulmalara atan…
Ve
Sensizliktir yaşamın diğer tarafı ki, ıstırap, huzursuzluk, gözyaşı ve öfkelerle, pişmanlıklarla tarif edilen bir gelecek…
Aslında kısaca tarifi yaşamı zor nefesler alarak yaşamak… Denir ya buna ötesizlik, işte yaşamın içinde kalmak belki de var güçle savaş demekti…
Hınç olmalıydı, hayatından biraz durgun, biraz dingin, biraz canlı, biraz ölü olamazdı…
Yorgun bir gecenin sabahında, kızarmış gözlerimi aralayıp, küçük bir gülüş salıyorum aracın camından, titreyen yakamozları üstünde taşıyan denizin sana doğru dalgalanmasını beklerken…
Uzun bir bekleyiş bu kızarmış göz kapaklarımın acılanmaları ile…
Kaçıncı yorgunlukla geçen bir yenilenen gün başlangıcı…
Merhaba can güzelim…
Sana yazdığım uzunca yazılar ertesi doğan güneşi karşılıyorum sensiz…




-
Gülşen Öncel Bostancı
-
Fikri Küçükukur
-
Mustafa Yılmaz
Tüm Yorumlarçok çok güzeldi yine...
Duygular içten ve samimi,duygular yüreğin derinliklerinden süzülüp gelmiş ve özenle serpiştirilmiş mısralara..Beğeniyle okudum,kaleminizi kutluyorum..
m