Dünkü zaman da bu güne sıçradı...
Geriye kalan sadece dünkü zamana ait anılar ve anılara düşen gölgeler...
Güneş aynı yerden doğup battı. Tan şafağa yine ulaştı sadece geçen bir güne dönüştü zaman…
Ve akılda kalan tüm anılara bir gölge daha düştü. Sana ait ne varsa üstüne bir günlük anı daha düştü ve sen her geçen günle beraber hep derinlere doğru düşe kalka aklımdan eksiliyorsun...
Oysa senli yaşamın huzuru bir başkaydı veya senli yaşamın özleminin kahrı da ne kadar güzel oluyordu.
Bazen insan kendini bir başka yerde, bir başka birinin yanında, içinde ince ince sevinçlerle hisseder…
Yağmurların zamanı şimdi. Biraz sonra soğuk basar, buz keser ortalık. Az sonra damlacıklar donmaya başlar, kar yığılır tepelere.
Üşüme zamanı şimdiler, donar gibi olur kan damarlarda. Avuçların içi yuvarlaklaştırılıp, ağzından fışkırır avuç içlerine ısınmış nefeslerin donma ile kuruma zamanı galiba şimdi..
Biraz sonra yine aklına bir şeyler düşer, radyoda kavruk bir şarkı, ayrılık özlem yırtar gırtlağı… Ardından yüreğe oturur özlemin acısı, soğuk basar düşüncelerine, kar karışır nefesine, Can Yücel lafları uçuşur
beyninde, “öyle parçalandım ki ömrümde sevgiyle öfke arasında,” başlayan soğuklarla, sıcaklar buzlar arasında yankılanır…
Sevginin görkemini gördüm,
dün gece rüyamda…
İlk gördüğüm gün gibi, seni.
hırçın dalgalar deniziydi gözlerin,
Hangi yönden esmişti rüzgâr, savrulduğumuz,
hoyrat, acımasız, yalazı kendinde…
Zaman beni aştı artık, tutunamıyorum artık saniyelerine, tüm bakışlarım boşu boşuna boşa ve ben yavaş vavaş tükeniyorum, kimler kaldı etrafımda ve kimlerin eli omuzlarımda, sahipsiz bir zaman yolu bu bekleyiş, neyi nasıl beklediğini bilmeden, Kesik kulaklı nokta burun köpeğim de öldü artık sahipsizlikle dolanıyorum yollarda, gecenin ayazı omuzlarımda ve en iç sıkıntısı sahipsizlik hissi. Nerede başım darda kalacak ve nerede kime gel nokta burun diyeceğim, onsuz yaşadığım bunca zaman tüketti gece cesaretimi yalnızlığın bir başka koyuluğu ve derini bu sahipsizlik…
Sana merhaba demek geldi içimden ama demedim sevgili, canın yalnız kalınca hatırladın diyeceksin diye, en sevdiklerimle beraber sen de yoksun, teker teker terk ettiniz beni, ellerinizi çektiniz omuzlarımdan veya yüreğimin üstünden, neyse sevgili senin yokluğuna dair yazdıklarım dan en önemli cümlemdi “sen de gitme sevgili” derken korkularım vardı yalnızlıktan ama şimdi deli cesareti ile dolanıyorum yalnızlık kulvarlarında…
Umurumda değil mi yaşamın dikenleri, batar batar çıkar acısı az biraz zaman sonra geçer gider ama senin vurgunu omuzlarımda bir sarsıntı bir yıkılış, artık kendime verecek hiçbir hediyem kalmadı.
Sadece üç beş anı yığını, çoğu çok sevmeye dair, sen de gittin ya, artık ağaçlar yaprak döker gülünecek ne var veya ne kaldı ki üç beş muzur düşünce ona da gülmeler yapışsa çabuk kopuşuyor benden…
Sözcükler, cümleler, uzun uzun yazılar yazdım sana sayfalar dolusu,sayfalarca…
Her cümlenin sonuna sen sevgimi yapıştırdım, unutulmazlarımın içinde olduğunu içim genişleyerek yazdım sana.
Gittiğim yerleri, seni aradığım yerleri, yollarda çürüdüğüm zamanları, titreyerek dinlediğim şarkıları, göz yaşlarımla dinlediğim şarkı sözlerinden alıntılar yaptım seni tarif etmek için.
Sevgimi anlatmak için, acılarımın büyüklüğünü söyleyebilmek için şarkılardan güç aldığımı, tükenen gücümün içindeki mecalsiz halimi yazdım sana, bilesin sevgili dedim…
Ben neyin peşindeyim, geçmişin acılarının derininde dolanmak, benim neyime artık,
Hangi acıyı derininden çıkarıp öksüz çocuk ağlayışı gibi sevindirecek miyim, kendimi veya mavi bir şapka takıp palyoçoculuk mu oynayacağım?
Hangi acıyı hangi en derininden kış uykusuna yatmışken uyandırıp azdıracağım hırslarımı ve hangi acının intikamını kimden alacağım?
Hangi acıyı veya eski acılarından birini boncuklarla süsleyip şirinleştirecek miyim?
O zaman öfkelerimle kim uğraşıp bastıracak onun başını yere veya o eski acımın seçilmişliğimimle çocuk parklarına gidip, güle oynaya salıncakta mı sallandıracağım?
Sabahın tanı ve ben ilk uyandığımda aklımdan geçen isminle dağınık nefesler alıyorum…
Nerdesin sevgili, nerdesin gün bakışlım, nerdesin akşamdan sarkan düşüncelerim, senli nefes almalarım, senli yaşamın içinden kendime pay alışım…
Ödenmemiş hatalarımın artıkları omuzlarımdan ıslanmış gömlek koltuk altlarımda ve yüzüme düşen hüzünlerde…
Ve gene yalnızlık köşelerinden doğmuş garipsenecek düşüncelerle donanmış geçmişin bekçiliği ile hâlâ beynimde uğuldayan düşüncenin sesleri ve her uyanış yarı beline kadar batmak düşünce batağına ve de öfkelerin dibine ve acıların içinde kıvrılmış zaman dilimleri ile kendi kendine hesaplaşma zamanları…
Sen sevgili, geçmiş zamanın huzuru, gelecek zamanın üstüme düşen kâbusları…
Birçok kez seni bende buluyordum…
Her gidişinin ardında bütün arayan bakışlarım sendi…
Alışkanlıktı belki bu…
Bir yüz…
En son fark ettiğimde en korkusuz olduğum anda başlamıştı en çok korktuğum an…
Kendime korkusuzluk mührünü yapıştırdığım zaman, onu en çok sevdiğim ve en bağımlı olduğum anlardı en çok korkmaya başladığım zaman…
En çok korktuğum zamansa onun gidişini ilk düşündüğüm andı ve onun gidişiyle kâbuslar içinde korkularla kıvrandığım zamanlardı ve onu kaybetme korkusu beynime mıhlanıp o mıhlanmayla yaşarken alışmıştım korkularımı bastırmaya ve sonuç o gittikten sonra en çok korktuğum ağlamalarla yaşama alışmış olmakla korkuların kâbusa döndüğü zamanlar artık vazgeçilmezim olmuştu…
Oysa o da bir insandı ve o da çoğu zaman boynuma sarılıp ağlama krizlerine dalardı. Şimdi anlıyorum o da korkularını ağlamalarla geçiştirirdi ve biz korkularımızı ağlamalara dönüştürerek birbirimizden ayrılırsak, en büyük korkularla hatta kâbuslarla yaşayacaktık…
Bende kalan,
bir can;
o da sana,
lazımsa...
Al can...Al can...




-
Gülşen Öncel Bostancı
-
Fikri Küçükukur
-
Mustafa Yılmaz
Tüm Yorumlarçok çok güzeldi yine...
Duygular içten ve samimi,duygular yüreğin derinliklerinden süzülüp gelmiş ve özenle serpiştirilmiş mısralara..Beğeniyle okudum,kaleminizi kutluyorum..
m