Lümpen sevdalar yaşamaya başladık ve dönek aşklar. Kaypak birliktelikler ile ilişkiler yönetmeye çalışıyoruz. Her duruma hata buluyor kendi kusursuzluğumuzu taçlandırıyoruz. Sonra da bu işten onu bunu suçlayarak kendimizi acındırıyoruz. Ikiyüzlü ihanetler içinde kurgulanmış yarınlar düşünüyoruz.
Haydi canım hepimiz masumuz hatalı ve suçlu olan diğer yanımız değil mi?
Her ne biliyorsan bana da söyle bende bileyim... Her ne görüyorsan bana göster bende göreyim. Her ne duyuyorsan bana da seslendir bende duyayım, lakin benden bekleme, senin bildiğin, gördüğün, duyduğun, seslendiğin şeylerden kendinin hissettiklerini. Sende karın ağrısı yaratan bir sevinç bende göğsüme ateş düşürebilir. Sende hüzün yaratıp üzen bir hal bende mutluluk yaratabilir.
Bu sebepten ötürü ki BİR olmanın eşiğinden geçtiğimiz her an varlığın bütünlüğünü kabul etmek mümkün ama ruhun deneyimle edindiği tecrübeler sonrası duyumsadıklarını henüz ayırmak mümkün olmamakta... BİL'esin
Şartsız bir sevgi var ise adı da koşulsuz sevgi ise ve bunu annenin çocuğuna verdiği sevgi olarak görüyorsan değiş. Koşulsuz sevgi senin kendine verdiğin sevgi olmalı.
Bir annenin bile çocuğuna verdiği sevgide koşul ve beklenti vardır. Sen kendini sevmeye başladığında koşullardan ayrışmaya başlarsın işte o zaman eylemler seni mutsuz etmez bilirsin ne kadar değerli biri olduğunu.
Kendini sev...
Sen kalk bütün kitaplarda aşkı oku sonrada git bir gülün canına kıy ve kendi yüreğindeki ateşi değil bülbülün aşkı olan parçayı kopar onun teninden ve sevgiliye ver. Sonrada buna aşk de...
Emeğin çelişkisi sermaye,
aşkın çelişkisi sevgili,
cennetin çelişkisi şeytan,
ruhumun çelişkisi ise beden idi.
Bütün ikiliklerden çıkınca
Her AN'ın varlığının bile muallakta olduğu bir yaşam formu içinde iken mutlaklıklar yaşadığımız deneyimlere ve deneyimlere yüklediğimiz anlamlara göre değişiyor. Dünyada yedi milyar insan varsa, yedi milyar din ve yedi milyar tanrı kavramı vardır. herkesin inandığı ve bilinç seviyesinde canlandırdığı din, aşk, tanrı, yaşam tanımları birbirlerine teğet geçen düşünceler yaratırlar.
Seninle aynı bilgiyi almış ve aynı öğreti içinde yoğrulmuş bir insan ile bile aynı fikirde olmayabilirsin inandığın bir dava konusunda. Böyle olunca da mutlaklık kavramı sadece kavram olarak bir kenarda kalıyor.
Her canlının yaşam formunda taşıdığı ve kendi gerçekleri ile ilerlediği bir süreci var ve bu süreç sadece onu ve düşüncelerini bağlıyor. Bütün bu eylemselliklerde ortaya çıkan tek tezat şey, her bilenin kendi gücü doğrultusunda bildiği ve inandığı şeyi kendisinden zayıf gördüğü insanlara dayatıp onları da kendi gerçekliğine çekme çabasıdır.
Bütün yaşadıklarının bedelini ödeyip geçiyorsun hayatta. Her acı bir yaşanmışlığın bedelidir ve diyetini ödemiş olursun kendince işlediğin her bir suçun. Bu yüzden, kendini bağışla ve mutlu ol.
Bertaraf edilen her Ben'lik büyük fırtınalarla geri döner. Hayattaki tek gerçek (bana göre) kendi değerini bilen Ben makamına ulaşmak ve o makamda önce kendine sonra bütün varoluşa hizmet ederek ilahi olarak tanımladığın şeye varmaktır.
Kutsallık ve mutluluk değerini kaybeden her şeyin üzerinde olan ve her şeye değer veren BEN' "insan" dedir...
belki de yaşadığımız bütün acıları bir tek mutlu ana kurban etmeyi öğrenmemiz gerekiyor...
Karar verdim artık değişeceğim diyen ne kadar çok insan var...
Oysa, karar verirsin ve çıkarsın yola. Bakkala gitmeye karar verdiğinde ne yaparsın; giyersin ayakkabını ve çıkıp gidersin alman gereken şeyleri alırsın. Hayatta böylesine basittir aslında.
Acı veren bir ruh halinden, olumsuz bir durumdan çıkmak istediğinde bir karar alırsın ve çıkarsın. Gider alman gereken ne varsa (mutluluk, sevinç, aşk, sevgi, huzur vb.) onu alırsın... Döndüğünde de artık giden sen değilsindir bu yüzden gördüğün acıtmaz çünkü artık değişim başlamıştır ve sırasını savmıştır acının o an sende olan halleri...
Tek bir şey vardır bu süreçte, yaptığın her şeyin ve aldığın her kararın sorumluluğunu almak...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!