Gözyaşında idi tüm duaların sırrı ve bin gözyaşını bir duaya kurban edip hayatın özgürlüğüne katıveriyorum yüreğimi.
Gecenin koynunda saklanan güneşin ışıkları aşkına aydınlatıyor odamı lambalar ve ince bir söz eşlik ediyor yaren oluyor sessizliğime.
Selamı geliyor mevlamın başım gözüm üstüne, el veriyor her bir anıma aşk ile ve terki diyar eyliyor yüreğim bu gece bedenimi.
yüreğinin soluğu gözüne değiyorsa sal gitsin
kınsız bir gözyaşı saplanacaksa yanağına
bırak saplansın
gözyaşının değdiği yanağa
tuz basar terkedilmiş sevdalar
dudaklarının kıvrılmalarına sinmiş hasretin
Sevdiğini mutlu etmek için
gülü dalından kopartıyorsan,
bülbüle ihanet ediyorsundur.
Sevdiğini mutlu etmek için
güle kıyamayıp
Konuşmak istiyorum
dil susuyor,
söylemek istiyorum
can susuyor,
yazmak istiyorum
el susuyor,
Bu gece sıradan bir karanlık değil...
Bu gece, geçmişin yüzümüze ışık tuttuğu, geleceğin gölgemizden korktuğu bir an.
Kapıyı Ernesto “Che” Guevara açıyor. Sakallarında isyanın külü, gözlerinde yitik halkların yangını var.
“Buyrun” demiyor. Çünkü bu masa için çağrılmazsın, uyanırsın.
İçeri girince sağdaki pencerede Émile Zola var;
bakıyor ama görmüyor değil,
Acısını sancıma yükledi gece,
kanayan gece değil
yüreğimmiş
gözlerime
esir düştüğünden beri...
kabız bir gecenin doğurgan sessizliğine düşüyor kelimeler
kendimi terk edip gitmenin en olağan anlarındayım
gözlerim kapanıyor içe doğru başlıyor yolculuğum
kederlerinden sıyrılmış heceler batıyor gözlerime
gözlerim kan çanağı direniyor güne
yazmakla okumak arasında gidiveriyor
gecenin bu terkedilmiş anında,
yüreğim sarhoş kelimelere,
dökülen her bir satır
daha bir eksik hissettiriyor
kendini bana,
Geceyi mahkum ettim koynuma,
içinde
iki gül yalnızlık,
iki karanfil hasret,
iki papatya sevgi ile.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!