Ya zaman yetmedi
ya da hikâyemiz uzun geldi bize…
Belki de yanlış mevsimlere denk düştü
aynı cümlede susuşlarımız.
Bazı insanlar servet biriktirir
Bazıları alkış peşinde koşar
Ben anladım ki ömrün sonunda
İnsana kalan sadece yüreğidir.
Sağlık varsa
Bazı insanlar vardır…
Elindekinin kıymetini bilmez.
Sahip olduğu sevgiyi, dostluğu, emeği görmez de
hep başkasının hayatına göz diker.
Kendi bahçesindeki çiçeği sulamaz,
komşunun gülüne hayranlıkla bakar.
Bazı kapılar vardır;
içeri girerken
bayrak dersin,
vatan dersin,
silah üstüne yemin edersin.
Denk Gelenlere
Bazı insanlar girer hayatınıza...
Ne adlarını bilirsiniz önceden,
ne de yüzlerini.
BECERİKSİZLİK Mİ, İHANET Mİ?
Bir toplumun çöküşü bazen dışarıdan gelen düşmanlarla değil, içeride işini yapamayan insanların makamları işgal etmesiyle başlar. Çünkü beceriksizlikle ihanet arasında kıldan ince bir çizgi vardır. O çizgi aşıldığında, artık mesele sadece yetersizlik olmaktan çıkar; memlekete, millete ve emanete zarar verme noktasına gelir.
Her insan hata yapabilir. Kimse her işi kusursuz bilmek zorunda değildir. Fakat bilmediği hâlde biliyormuş gibi davranmak, yapamayacağı görevlere talip olmak, sırf koltuğun gücü ve itibarı uğruna makam işgal etmek; işte asıl tehlike burada başlar.
Hiç Yaşamamış Gibi...
El âlemin ne dediğine göre yaşarsan,
o hayat senin değildir.
Sen,
Beden yorgun
gönül kırgın
kalp desen,
sormayın gitsin
Bir resmin içinde
Rüyaymış
Bazen biri girer ömrüne,
Solgun yüzünde güller açtırır.
Kırık dallarında yeniden bahar olur,
Yüreğin, yaşamayı yeniden hatırlar.
Bazen insan yazdıklarının okunmasını istemez. Daha doğrusu, okunmasına ihtiyaç duymaz. Çünkü her cümle, bir başkasına ulaşmak için değil; insanın kendi içine doğru attığı küçük bir adımdır.
Şiirler de böyledir çoğu zaman. Dışarıdan bakıldığında paylaşılmak için yazılmış gibi dururlar ama aslında en derin yerlerinde bir tür iç konuşma saklıdır. Kendi kendine fısıldamak gibi… Kimse duymasa da anlamını yitirmeyen bir dil.
“Okumasan da olur” demek, umursamazlıktan değil; bir tür özgürlükten gelir. Yazdıklarını bir onaya, bir beğeniye bağlamamaktır bu. Kendi sesine yetebilme halidir. Çünkü bazı kelimeler, sadece onları yazan kişi için vardır ve en doğru yer de orasıdır.
Yine de insan tamamen kapatamaz kapıları. Yazı dediğin şey, eninde sonunda bir ihtimali taşır içinde. Belki biri okur, belki bir cümlede kendini bulur, belki de hiçbir şey olmaz. Ama bu ihtimalin varlığı bile yazıya ince bir anlam katmanı ekler.
Sonuçta mesele okunmak değil; yazabilmektir. Kendine rağmen, kendin için yazabilmek. Ve bazen en güçlü cümle, tam da en sessiz olandır.




-
Muhsin Yener
Tüm YorumlarÇöl Ortasında Bir Vaha
Denize kavuşmak umuduyla
bir ırmağın koynunda aktığımı sandım.
Her virajı,
her taşı,
her sessizliği
denize çıkan bir yol bildim.
Oysa yanılmışım...
Meğer ben,
sulara kavuşmayı bekleyen bir ırmak değil,
sonsuz susuzluğun ort ...