Defalarca " üniversite " diyeyim.
Toplumun sırrını vermişler.
Kıymetini bilememişim.
Her an akademik İngilizce dersinin stajındaymışım.
O derste bir teori okumuştuk.
Carl Jung'un bir teorisi vardı.
Okul döneminde yüceleri okuttular.
Bu işi onlarla sevdim.
Nazım'ım Orhan okuduğunu gördüm.
Zaman yok.
Enerji yok.
Bir klasiktir.
Geçmişe bakınca birçok insan,
Olduğundan büyük göründü.
Ama bir tek kişi için,
Zaman sanki durdu.
Hiç akmadı.
O kişi aşağıda kıvrılan saçlarıyla,
Ben çocukken,
İş başmamış.
Ortada bir tavla varmış.
Millet başındaymış.
Ortalık şen şakrakmış.
Şimdini zili, sireni yerini tutarmış.
Şimdi zil, siren, insan var.
Yakında gelecek robotlar.
Ne olacak geride kalanlar?
Ya işsiz ordusuna katılacaklar,
Ya da Korona ve benzeri şeylerle,
Öbür tarafa yollanacaklar.
Eskiden,
Benden de eskiden,
İnsanlar sokaklarda başkaydı.
Her hangi bir olay karşısında birlik vardı.
Sonra öyle ayrıştık ki,
Çok iyi tanıdığımızla uzaklaştık.
Yine “ üniversite “ diyelim.
Bu sefer ikinci sınıfa gidelim.
Siyasal düşünce dersine girelim.
Girelim.
Çünkü şu anki halimizin sırrı orada yatıyor.
Bize bakıyor.
Bugüne kadar bu dizelerde,
Bu toplum kıyaslandı eski haliyle,
Şimdi birde şimdiki maddeci halinin,
Bireylere ne kaybettireceğine bakalım.
Eğer sen birşey satıyorsan,
Ya da ileride satacaksan,
Bizim toplum çocuklar için geleceğe,
“ Aman okusun. “ diye bakar.
Eğer afili birşey okursan,
İş hayatında senden kaçarlar.
Eğer bir de bunun üstüne,
Ticaret fırınında,
Toplumduk.
Topluluklar olduk.
Dünyayı düşünürdük.
Küçük dünyalara esir düştük.
EEAÇ’li hayatın esiri olduk.
Sen sorarsın şimdi.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!