Daha önce de anlattım.
Yine anlatıyorum.
Biz üç grubuz.
İmzayı atmayanlar,
İmzayı atanlar,
İmzayı atanlar ve meyve toplayanlar,
Stresli bir anda,
Biri belirir kapıda.
Hiç ummadığın bir zamanda.
Seslenir sana:
" Aç kapıyı bezirganbaşı. "
Bu bir çocuk oyununun lafıdır.
Ben ve benim gibiler,
Bir pastanın son dilimi gibi,
Tattık toplumda olması gerekeni.
Şimdi bu tat bu toplumda kayıp tarif belki.
Herkes bambaşka.
Mesela o zaman beyaz,
Selam gözcü,
Birkaç şiir yayınlamıştım.
7/24 bıralardasın ki,
Yarım saat geçmedi.
" Kaldır o şiirleri. "
Diye haber salmışsın.
Baştan söyleyeyim.
Bu göz göze gelinen,
Haziran sıcağında,
Karadeniz'dir unutma.
Marmara'dan çıktım.
Kendimi Karadeniz sularına,
Öyle acayip bir dönemden geçiyoruz.
Hayatımızın en kebap dönemini geçirdiğimiz,
Kişiyle iletişime geçiyorum.
Her zamanki gibi gülüyorum.
Ama bu sefere toplumsal bir alanda gülüyorum.
Sağdan, soldan soruyorlar:
Birşey demek için,
Ya da bir uyarıda bulunmak için,
Bir ortama girersin.
Girdiğin anda,
Sana derler: " Sonra ",
Kemal Sunal'ın " Sakar Şakir " i gelir aklıma.
Selamlar sana Fuat Ağabey,
Biz seni tanıdık yakalamak isterken Sakar Şakiri,
Şimdilerde anladık başka bir özelliğini,
Küsermişsin yuva çocukları gibi.
Bu da hatırlattı bana başka birini.
Bu kişi üç, dört yaşındayken,
Koşuyoruz.
Ama önümüze bakmıyoruz.
Koşarken,
Kilometreler geçerken,
İnsanlarla iletişim kurarken,
Günü kurtarmaya odaklıyız.
Kaç şiirde,
Kaç şairce,
Söylendi “ güzel günler “.
O güzel günler o kadar uzak değil.
Bir avuç dünyanın bir kara parçası değil.
Hele üç beş kuruş hiç değil.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!