Sucu çocuk aklıma geldi.
Ve o reklam,
Önce su satan,
Sonra limonata da,
Sonra bir şemsiye,
Masa ve sandalye,
Nasrettin Hoca’nın bir fıkrası vardı.
Hoca’ya getirilen bir tavşanla başlar.
Birileri gelir.
Gider.
Suyunun suyuyla biter.
O tavşanın suyu,
Bu tabloyu seyrediyoruz.
Söyleyin: “ Kaçımız mutluyuz? “
Kaçımız huzurluyuz?
Eğer ki mutluysak,
Eğer ki huzurluysak,
Devam seyretmeye o zaman.
Takım kelimesi spor için duyuldu.
Sonra iş dünyasında da duyuldu.
İş dünyasında gerçekleştirmek spordan zordu.
Bir gün gerçek olur mu?
Neden sporda gerçek oldu?
Çünkü takım oyuncularının cepleri dolu.
Bize senelerce bir asır öncesinin,
Adamıyla kadınını anlattılar.
Televizyonda da seyrettik.
Şimdi ne o kadın var.
Ne o adam var.
Bambaşka tipler var.
Yaş geçiyor.
Yaş geçtikçe hayatın bir yalan olduğu kanıtlanıyor.
Artık hayatta bir eser bırakılmıyor.
Dünyada vakit geçiriliyor.
Hatta kimisi saatine bile bakıyor.
Bir eser bırakma gayesi güdülmüyor.
Kuşaklar geçti şerefle.
68, 78 ve önceleri,
Taşıdı bayrağı hepsi.
Vardı değerleri.
Korudu mirası.
Ülkemizin temel değerleri,
Geldik meşhur yaşa.
Dün gibi daha,
Yaş on beş,
Ayşe Gürsel Güney’e,
“ Falanca otuz yaşındaymış. “ deyişim.
Öyle böyle demede değil,
Yaşamak sınırlıymış.
Dünya yaşamı sınırlıymış.
Ama sınır yürekle yıkılırmış.
O yürek neredeymiş?
Tarihte bazen kendini göstermiş.
O yürek çocuk için atan yürekten çok yüceymiş.
Türlü türlü yatmak vardır.
Aralarında yüce olanları da vardır.
Yüce olanlardan birini senelerce dinledim.
1996'da televizyonda seyrettim.
1996'da ATV anahaber açık televizyonda.
Genelkurmay film arşivinden Kurtuluş Savaşı görüntüleri karşımda.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!