Suskunluğum hep bıyık altı söylemlerle anlatıldı.
İçimden geçip giden ırgatlar çekti yükümü
Aynı pencerenin yüzünden bakındık çünkü
Ayrı alemlerin içinde birleştik kuşkusuz
Bu tarumar eden yalnızlık
İliklerime kadar ıslatan yağmur
Siz fazlasıyla neşeden yoksunsunuz bayım.
Ben gülüşlerimi yastık altı yapmışken,
Yaşam dolu çarpan kalplere,
Ucuz insanlara bozduramam.
Siz fazlasıyla güvensizsiniz bayım
Ben duruşumla özlem duymuşsam çiçeğe
Ey güllerin rengi
Engin yüzü
Gökyüzü
Saf ve berrak simleri
Saç gözlerine
Dolan
Beni gecenin en mazdar sokağında bekle
Yığınla çuvallanmış umutları bıraksam da önüne
Bir sen edemezsin
Beni bir kış günü güvercinin kalbinde bekle
Alnımda sillesiyle çizili adın dilimde demli çayının yanık acısı
Parmaklarımı seninle kavuşturan kalemler
Müsfette kağıtlarında bıraktık
Hep üç beş satır
Yarım bardaklar masalarda
Cıngırtısı yok kalabalıkların
Çaysız önlerinde boş bardaklar
Camların uzağında
Hangi dalda kaldı mendilim
Sırlanıp gecelere dökemedim kelimeleri
Kursağımda düğümlü söyleyeceklerim
Pencere kenarında bir insan beklemenin
Vebalidir belki
Sırlar kundakladım
Ben bu sessizliği özlüyorum
Şakaklarımda ılıyan güneşi
Gözlerimde dağılan gökyüzünü
Ayaklarımda yarılan yolları
Ben bu sessizliği özlüyorum
Beni tut gölgelerimden
Gün, yüzümden eksilmiş
Kalbim kalbinden.
Bir kış, tanelerini bıraktığı zaman
Yazı beklemeden tut,
Beklenmesin bahar.
Köşebucak kaçışın olurda kendinden
Vicdanın ele verir seni
Bir sen kadar daha küçülürsünde
Toprak ele verir seni
Ben sustum
Ben sustum inan
Aynalar da sustu ardımdan
Çekilmiş bir anı, çizilmiş bir yanımı
Bulamassınız artık kağıtlarda
Herşey çiziklerle dolacak belki de




-
Yaşar Tandoğan Karabulat
Tüm YorumlarBaşarılar, sevgili kardeşim.