Her bağın dalında ötmez
Karabağ'ın yâri, Bülbül
Düşman toprağında bitmez
Toprağımın Hâr ı Bülbül.
İçimde kaynayan hasret kazanı
Ömrümü pişirip, bazen yandırır
Kendim buldum mevsimlerden hazanı
Gündüz gece şiirime bandırır
Bütün kederleri doldurdum ona
Üşüdün mü sen hiç güvercin kadar?
Bakarken gözlerinle uzaklara
Yüreğinin dalına konarken kar
Aldırma gözünde ki tozaklara.
Güzelliğin tahtıma kurulmuş sultan gibi
Destur alıp karşına el pençe divan durdum
Güzelliğin virdimdir, aşkımı tartan gibi
Gece gündüz çekerek yüreğimi doldurdum.
Güz yorgunu gözlerime çal dermanını
Kapamasın perdesin
Güz vurgunu sözlerime sal fermanını
Yâr dediğim, nerdesin?
Ahvâlim ki perişândır, inâyetine muhtâcım
İsyânımın yolun tuttum, düşürdü yerlere tâcım
İhsânından medet umar, bahtımın son hüzüngâh-ı
Menzil-i a’lâya doğru cefâma sensin ilâcım!
Aşikâr olan vakitlerle gelirim bahtına yâr!
Yüreğimle muhacirim, kabul etsen tahtına yâr!
İnce dokunuşlarında ruhunun, tüllenir kalbim
Asırların yükünü taşımaya ant içmiştim
Ağlıyorken çöller boyu
Gözler dermanı beklerken
Yüreğimin kapısından çıkageldi
Sır yumağı coğrafyama
Aşkı satan seyyahım
İbrahim'i bir yürek yakışır bu gün bize
Sevdanın en güzeli düşmeli gönlümüze
Ey İbrahim ruhunu arayan gönül eri!
Kalbimizin üstünde lekenin olmaz yeri
Çekerek bedenine atlastan elbiseleri
Gözler temaşâ ederken, adamlığın zanneder?
Örtünemedi çıplaklığını, hoyrat, serseri!
Amel defterini yazan kalem, kim bilir ne der?




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!