Yüklenmişsin yükümü, götürürsün öteler
Hasretine gitmeye düş yurdumda gerçeksin
Yılların kıskacında vuslat seni öteler
Yolunu kaybetmişler gözüne seni çeksin
Şafağım tutan çığlık sürükler peşi sıra
Rüzgarlar
Kollarıma giren dost bakışımdır
Uyanır esintilerinde tüm yelkenliler
Sürükler sularımda
Akisler çizerek
Her sabah yeşerir içimde umut
Yeniden koşmaya başlar yüreğim
Her sabah geceni gecem de unut
Derman der sızıma aşlar yüreğim
Yaprak yaprak savrulurum, güz geldi
Mevsimlerden bana sade cüz geldi
Hangi yoldan hangi koldan gidersem
Kar borana doğru giden iz geldi
Sahipsiz çığlıklardır yüreğimden duyulan
Soluklanmak ister koşmaya beden
Sığınak ararken benim soyulan
Uzaklardır sırtımıza vurulan neden.
Tutunca elini, dilim tutulur
Unuturum ellerinde kendimi
Usul usul yontulurum yüreğimle
Pişmek için tutarım kemendini
Efsane yüzlü dilber, ömrüme ömür katan
Seni yurt edinmesem şiirim yarım kalır.
Çağlar boyu hayata elinde şifa tutan
Lokman Hekim ruhuyla gönlümüze boşalır
Kış kokusu gelince sokağım darmadağın
Gözlerimde bulut olsana
Göklerimden yere dolsana
Renklerine vurulduğum yâr
Bulanıkken durulduğum yâr
Güzel sözler yakışır sana
Razıyım gelen siteme
Sakın; neden niçin deme!
Işık istemem gölgeme
Varsın şafağım atmasın
Osman Gazi, Orhan oğlu Murat’sın
Sen ki; Fatih, Yavuz, Sultan Süleyman
Mazlumlara uzanacak imdatsın
Cümle ümmet seninle, ahd-ü peyman
Cesur yiğit, on beş temmuzla doğan




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!