Sanma sonsuz kıştasın?
Evvel gelecek bahar
Madem ki; yokuştasın
Adımla, çıksın buhar.
Açmadan toprağa düşmüş yatanlar
Nurani çehreler, aydınlatanlar
Her bahar yıkanır bedeni dağın
Yitik düşlerimi canlı tutanlar
Oy Sarıkamış!
Oy Sarıkamış!
Dünyamı eskiye devirmeliyim
Sayıklamaların durdurmak için
Hülyamı tersine çevirmeliyim
Zaman saatini kurdurmak için
Derdimi sardım teline
Meramım verdim diline
Hastayım düştüm eline
Yoluna düştüğüm şahım
Yaralarım sarar mısın?
Sen ey sebebim
Seherin alnına adın yazılı
Gözlerinde güller açsın, bağ olsun
Ürkekliği dağılsın yeryüzünün
Lale, Sümbül bitirecek çağ olsun
Alnımı alnına koy, öp seccadem!
Seherine gelmek benim iradem
Kucakla kalbimi, benim, bir âdem
Sevgiliye sesim çıkıyor, cılız
Gecem ki; kötürüm, küf kokan zindan
İstanbul, düşümde yaşarım seni
Arınırım geçmişini anarken
Tuzaklardan pay ederler hisseni
Gök kubbende kandillerin yanarken
Suretin kıskandırır akranların
Ey Gül çehreli yârim! Bu cefâyı aşk neden?
Yüreğimde ki adın seni terennüm eden
Zühre yıldızı mısın? Bir nazarın hoş devran
Lale Sümbül kokunla kalbimin üstü duran
Ellerinde merhamet biriktirip de gelsen
Sevgi atmosferinden tutam tutam dermeye
İnci gibi yüreksin, belki en güzel desen!
Nihayete doğrulup mektubunu vermeye.
Gözleri ağlayan sevgi dağının
Akarken yaşları dereler dolar
Bu puslu havada yanmaz ocağın
Kenar taşlarına Baykuşlar konar.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!