Ne savcı kalırdı, ne de bir yasa,
Özünü bilseydi şu insanoğlu!
Korkmadan şahsını bir yargılasa,
Ne gam kalırdı; ne zül, ne tasa!
Şahsını bulsaydı şu insanoğlu!
Bu gurur, bu kibir, inadın neye?
İnsan ol, ey cahil gönlüm insan ol!
Boşuna aldanma, aldattım diye,
İnsan ol, ey gafil gönlüm insan ol!
Gönlünü sevgiden, arıtma sakın,
Olmalı insanlar, insan olmalı,
İnsanlık yürekte, özde olmalı.
Bedenleri saran aşkın ateşi,
Hem ruhunda, hem de özde olmalı.
İnsanın insana sözü olmalı,
Bir vakitler bir derviş gider tıraş olmaya,
Vur berber efendi, der; usturayı kafaya.
Usturayı yavaşça yürütür kafasında,
Kesilen saçlarını siler her defasında!
Tıraşının yarısı henüz olmuşken tamam,
Yaradan aşkına bakın şöyle bir,
İnsanım diyenler, insan ne halde.
Yanan kalpler, gören gözler nerdedir,
İnsanım diyenler, insan ne halde.
Kimileri, yıldızlarla yarışır,
Elimde hazırım bitsin diyorsan,
İşini, eşinden kıskanma yeter!
Evimde huzurum gitsin diyorsan
İşini, eşinden kıskanma yeter!
Sular bulanınca sanma durulur,
Gelip geçmiyorsa hayrın yanında,
Ya öldür nefsimi, ya ıslah eyle!
Hakkı tutmuyorsa şerrin yanında,
Ya öldür nefsimi, ya ıslah eyle!
Ağlasam, sızlasam fayda etmiyor,
Kelime-i Şahadet giriş kapısı,
Dil ile ikrardan sözden geçiyor…
Bununla başlarmış dinin yapısı,
Kalp ile tekrardan özden geçiyor…
İslam’ın şartı beş, farz imiş kula,
Rabbim Allah benim, kitabım Kur’an,
Dinimi sorarsan işte ben buyum…
Muhammed Mustafa kalbimde her an, (s.a.v.)
Önderim sorarsan işte ben buyum…
Başkası var mıdır demeden daha,
Miçolar kamara keyfi yaşarken,
Çarkçısı dümene geçmek istiyor!
Dümencinin aklı baştan taşarken,
Miçoları tek, tek seçmek istiyor!
Ha bir’e vermişsin oyu, ha bin’e,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!