Mehmet Halil Şiirleri - Şair Mehmet Halil

Mehmet Halil

Kıyıya vuran dalgaların köpükleri gibi
Gezerken gelip gidiyor beynimde imgeler
Kalem, kağıt yanımda sinekkapan gibi
Her yakaladığım bir dizeye girer…

Kart veriliyor kartlara…

Devamını Oku
Mehmet Halil

Kıçları yırtılarak karşıladıkları küreselleşme
Hani nerede? Ne çabuk unutuldu…
Ardından kırmızı hatlar ve sınırları yineleme
Neden yoksulları milliyetçilik vurdu?

Her gün tıka basa milliyetçilik içenler

Devamını Oku
Mehmet Halil

Hitler… Musolini, Pinoşe… Markos… ve re se.
Ne şanslı insanlarız da haberimiz yok… Yok, bu millet yoldan çıkmış bir kere, atalarının sözlerini bile unutmuşlar, başımıza güvercin sıçmış da haberimiz olmamış, gene de şansımız açıldı… Tanrının sevgili kullarıyız. Düşünsenize bir kere, her yıl bu günlerde ‘’Bir gün size de çıkabilir’’ diye bar bar bağırırdı televizyonlar, radyolar… Bu yıl öyle bağırmak yok. Bu yıl, sıranın bize geldiğini bizzat uygulama ile gösterdiler. İşte görüyorsunuz nasıl zengin olunuyor. Nasıl da büyük ikramiyeler çıkıyor. Siz de sıranızı bekleyin… Öyle sokaklara ‘stant’ açıp da ‘soyuluyoruz’, ‘katiller serbest polisler tutuklu’’ diyenlere bakmayın siz seneye de size çıkabilir. Boşuna dememişler ‘lafa değil, işe bak! ’ diye… İşte adamlar göz göre göre dağıtıyor. İcraatlar açıkta… Yine aynı adamları seçin ki seneye size çıkabilir…
Çok şükür, dirayetli bakanlar, dirayetli üstlerinin, direngen mücadelesine saygıyla eğiliyorlar, kendileri de piyangodan az buçuk kazandıkları için biliyorlar ki bu ‘’bir gün her eşe, her dosta, her tüyü bitmemiş bebeye de çıkabilir. Tabi onların da başlarında onlara bakan bir ana baba olmalıdır. Yani piç olmamalıdır. Bu da, kimlik kartı gibi bir şey… Bakanlarca verilir. Hiç kimse bunu kendi edinemez…
Halkın sesi çok zayıftı… Gündüz sokakların gürültüsüne bir de araçların gürültüsü eklenince halkın sesi duyulmuyordu. Bakan da birebir halka adanmış biri… Bilirsiniz karanlık olunca, bütün sesler kesilir, öyle ki, karıncanın ayak sesleri bile duyulur… İşte onun için başkan karanlığı buyurur… Halkı dinler ve halkın ne istediğine kulak verir. Uzun bürokratik işlerle zaman kaybetmez. Uygulamalar şip şak yerine getirilir. Başkan duymuştur ki bu halk başkana, istediğini istediği gibi yapabilmesi için, tanrıya duacı olmaktadır… Halkın kendisi yetki verdikten sonra vekillere de b..k yemek düşer
Akıl var mantık var… Obozit insanlar fazla kilolardan kurtulma için doktor doktor dolaşıyorlar o fazlalıklardan kurtulmak için… Kurtulamayanlar hem hareket kabiliyetleri az olduğu için, istedikleri gibi dolaşamazlar, hem koca veya karı bulamadıkları için streslenip hastalanıyorlar… Devlet de öyle değil mi? Aşırı varlıklı bir devlet, her taraf yağlı, ormanlar uzun ağaçlarla, ovalar bitmez tükenmez bağlarla, dereler ırmaklar şarıl şarıl sularla, kayalar, mermer, altın, bakır, demir, alüminyum, boraks vs…
Bu kadar yüklü bir devlet, satmakla bitmiyor… Ne yapmak lazım? Fazlalıkları atmak. Allah o fazlalıkları yüklenecek olanlara güç kuvvet versin. İşte bu devleti zayıflatmak için ilan edilmiş bir seferberlik, bunu anlamamak da eşeklik…

Devamını Oku
Mehmet Halil

Hrant Dink cinayetinde
Çıkan karara göre
Örgüt yokmuş işin içinde…

Mahkeme kararıyla hatırlatıldı ki
Devletin ‘örgütler üstü’ olduğu unutulmuş

Devamını Oku
Mehmet Halil

‘’Dostlarımız’’ tarlaya
boşuna koymuyorlar kotayı
Sakarya’da toprağa gömüştük…
Sevr’de imzalanan anlaşmayı.

Ey! ... Sakaryalı çiftçi

Devamını Oku
Mehmet Halil

Yolsuzluk kaosunda
Yolu tıkayanlar
Savruluyor dört bir yana
Aydınlanmasın diye karanlıklar.

Bu sistemde kriz yoksullar için

Devamını Oku
Mehmet Halil

Kapılmadık boş heyecanlara
Yavaş ateşte pişti aşkımız
Kaptırdık günleri mevsim sıcağına
Elden kayıp gitti hayatımız
Çabucak geldik sonbahara
Şimdi çocuk gibi şaşkınız…

Devamını Oku
Mehmet Halil

DNA, zooloji, biyoloji, kök hücre,
Evrim kuramından türediği halde
Teslim olurken bile o hastanelere
Direnenler çok yaratılış ezberinde.

Tembeller hayallerinde,

Devamını Oku
Mehmet Halil

Biliyorsunuz ve yaşıyorsunuz, biz şiddet içinde hayat bulmuş bir toplumuz. Baskılar, darbeler, sıkıyönetimler, O HAL’ler hepsi bizi hizaya getirmek için… Öyle özlemişiz ki huzuru, barışı, en zorunlu ve en yararlı bitki olarak düşmanlara zeytin dalı uzatmayı gelenek haline getirmişiz… Baskı ve şiddetin kaynağı da bir gün insafa gelmiş, belki de rüyalarında tanrı tarafından gönderilen bir melek söylemiştir, sebebi her ne olursa olsun, zeytin yasası çıkarmışlar… O zeytin yasasına göre kendine ait olmayan bu toprak parçası üstünde zeytin yetiştiren, yirmi yılını zeytin yetiştirmekle geçirdiğinde o toprakların yasal sahibi olmaya başlamış… Araya küçük bir dal değil artık kocaman zeytin dağları girmiş…
Bütün bu gelişmeler barış için, huzur için tünelin ucundaki ışık olarak algılanmış… Algılayan insanlar da öyle sıradan değil.
Hemen gereğini yapmak için kolları sıvamışlar. Hemen yanlış anlamayın, öyle haka dansçıları gibi değil… Gayet kibar bir şekilde. Demokrasi demek emsal uygulamalar demek. Mesela bilirsiniz, adliyelerde yeni hakimler demokraside kusur işlememek için Yargıtay kararlarından emsal ararlar. Buna kötü niyetliler tepeye yağ çekmek olarak bakabilirler… Ama onlar bilmezler ki adalet hep güçlülerin gözlerini parlatan bir ışıktır. Bu ışık zayıf olsa bile, tünelde, ya da karanlıkta daha iyi parlar. Onun için ‘filozoflar’ hep tünelin ucunu gösterirler. Lafı uzatmayalım, demokrasi demek aynı zamanda ve daha çok emsal demektir.
Uc deyince bize hep çok uzak gibi gelir. Ama aynı zaman da bize çok yakındır da. O uc, sanki her şeyimiz gibidir.
İşte bütün bu karmaşık işleri en doğru şekilde algılayıp çözümleyen ve bu karmaşıklığı bir formülle izah etmeye çalışanlar öyle sıradan insanlar değildir… Sıra dışı insanlardır. Onlar ki bunu ileri demokrasi diye bir formülle açıkladılar, biz de anlayıp yumuşadık. Özet olarak ileri demokrasi eşittir emsal uygulamalar… Zeytin yasası gibi emsal bir uygulama ki, sıkışlınca zeytinyağı gibi üste çıkabilsin uygulayanlar… Ne kadar üstte çıkarsan o kadar büzüşür yumuşakçalar… Alta olmak, öyle değerli bir şeyi sırtında taşımak, alttakilerin görevi haline gelir. Çünkü üstlerindeki adalettir. Adalet her şeyin başıdır. Her şeyin başı da adalettir. Onun her ağzından çıkan bir yasadır. Adalete uyacağız… O her şeyin başı olanlar öyle mütevazi insanlar ki zeytin üreticileri gibi yirmi yıl sonra tapu diye kapıya dayanmamışlar, bilmem kaç kuşaktan beri işlettikleri bu devleti tapulamaya kalkmışlar… Biz de onlara haksızlık ediyoruz. Hiç başkasının zeytin bahçesine girip ‘’zeytinlerimi çalma’’ deme hakkınız olur mu? Öyle kibar bir adam ki, anasının kan sütü gibi helal topraklar için utanç bile duyuyor da, ‘’Beni rahatlatmak için istifa edin! ’’ diyor. ‘’Beni rahatlatmayan babamın oğlu bile olsa gözünün yaşına bakmam’’ diyor. Milletin heyecandan dili dolaşıyor. ‘’HÜKMET İRTİFA’’ diyecek yerde ‘’HÜKÜMET İSTİFA‘’ demeye başlamış. Neyse ki adamda zeka var da yanlış yorumlamıyor ve söylenenleri umursamıyor.
Bakın sıradan emlakçı bile ev alıp satarken veya kiralarken yüzde üç, yüzde üç, iki taraftan yüzde altı komisyon alıyor. Eee! Bunlar burada bostan korkuluğu değil ya, risk alıyorlar risk, risk ne kadar büyük olursa, kazanç da o kadar büyük olacak. Önderleri rüşvetin rüşvet olmadığını, komisyon olduğunu ilan ettiler… Hem de her şeye rağmen, cahil insanlara karşı cezai müeyyidelere dur diyecek bir on beşinci maddeyi de anayasaya koydular. Ana haksızlık eder mi çocuklarına? Ayakkabı kutularından çıkan paralar çalıntı değil, rüşvet değil, ayak teri ve sıkan ayakkabılardan dökülen kanın teridir. Yine de gönülleri rahatlatmak için çocuğu olanlar istifa etti, çocuğu olmayan Bağış’landı… Geriye ak pak bir parti ve başında beyaz sarıklı hem padişah hem sadrazam kaldı…

Devamını Oku
Mehmet Halil

Biliyorsunuz ve yaşıyorsunuz, biz şiddet içinde hayat bulmuş bir toplumuz. Baskılar, darbeler, sıkıyönetimler, O HAL’ler hepsi bizi hizaya getirmek için… Öyle özlemişiz ki huzuru, barışı, en zorunlu ve en yararlı bitki olarak düşmanlara zeytin dalı uzatmayı gelenek haline getirmişiz… Baskı ve şiddetin kaynağı da bir gün insafa gelmiş, belki de rüyalarında tanrı tarafından gönderilen bir melek söylemiştir, sebebi her ne olursa olsun, zeytin yasası çıkarmışlar… O zeytin yasasına göre kendine ait olmayan bu toprak parçası üstünde zeytin yetiştiren, yirmi yılını zeytin yetiştirmekle geçirdiğinde o toprakların yasal sahibi olmaya başlamış… Araya küçük bir dal değil artık kocaman zeytin dağları girmiş…
Bütün bu gelişmeler barış için, huzur için tünelin ucundaki ışık olarak algılanmış… Algılayan insanlar da öyle sıradan değil.
Hemen gereğini yapmak için kolları sıvamışlar. Hemen yanlış anlamayın, öyle haka dansçıları gibi değil… Gayet kibar bir şekilde. Demokrasi demek emsal uygulamalar demek. Mesela bilirsiniz, adliyelerde yeni hakimler demokraside kusur işlememek için Yargıtay kararlarından emsal ararlar. Buna kötü niyetliler tepeye yağ çekmek olarak bakabilirler… Ama onlar bilmezler ki adalet hep güçlülerin gözlerini parlatan bir ışıktır. Bu ışık zayıf olsa bile, tünelde, ya da karanlıkta daha iyi parlar. Onun için ‘filozoflar’ hep tünelin ucunu gösterirler. Lafı uzatmayalım, demokrasi demek aynı zamanda ve daha çok emsal demektir.
Uc deyince bize hep çok uzak gibi gelir. Ama aynı zaman da bize çok yakındır da. O uc, sanki her şeyimiz gibidir.
İşte bütün bu karmaşık işleri en doğru şekilde algılayıp çözümleyen ve bu karmaşıklığı bir formülle izah etmeye çalışanlar öyle sıradan insanlar değildir… Sıra dışı insanlardır. Onlar ki bunu ileri demokrasi diye bir formülle açıkladılar, biz de anlayıp yumuşadık. Özet olarak ileri demokrasi eşittir emsal uygulamalar… Zeytin yasası gibi emsal bir uygulama ki, sıkışlınca zeytinyağı gibi üste çıkabilsin uygulayanlar… Ne kadar üstte çıkarsan o kadar büzüşür yumuşakçalar… Alta olmak, öyle değerli bir şeyi sırtında taşımak, alttakilerin görevi haline gelir. Çünkü üstlerindeki adalettir. Adalet her şeyin başıdır. Her şeyin başı da adalettir. Onun her ağzından çıkan bir yasadır. Adalete uyacağız… O her şeyin başı olanlar öyle mütevazi insanlar ki zeytin üreticileri gibi yirmi yıl sonra tapu diye kapıya dayanmamışlar, bilmem kaç kuşaktan beri işlettikleri bu devleti tapulamaya kalkmışlar… Biz de onlara haksızlık ediyoruz. Hiç başkasının zeytin bahçesine girip ‘’zeytinlerimi çalma’’ deme hakkınız olur mu? Öyle kibar bir adam ki, anasının kan sütü gibi helal topraklar için utanç bile duyuyor da, ‘’Beni rahatlatmak için istifa edin! ’’ diyor. ‘’Beni rahatlatmayan babamın oğlu bile olsa gözünün yaşına bakmam’’ diyor. Milletin heyecandan dili dolaşıyor. ‘’HÜKMET İRTİFA’’ diyecek yerde ‘’HÜKÜMET İSTİFA‘’ demeye başlamış. Neyse ki adamda zeka var da yanlış yorumlamıyor ve söylenenleri umursamıyor.
Bakın sıradan emlakçı bile ev alıp satarken veya kiralarken yüzde üç, yüzde üç, iki taraftan yüzde altı komisyon alıyor. Eee! Bunlar burada bostan korkuluğu değil ya, risk alıyorlar risk, risk ne kadar büyük olursa, kazanç da o kadar büyük olacak. Önderleri rüşvetin rüşvet olmadığını, komisyon olduğunu ilan ettiler… Hem de her şeye rağmen, cahil insanlara karşı cezai müeyyidelere dur diyecek bir on beşinci maddeyi de anayasaya koydular. Ana haksızlık eder mi çocuklarına? Ayakkabı kutularından çıkan paralar çalıntı değil, rüşvet değil, ayak teri ve sıkan ayakkabılardan dökülen kanın teridir. Yine de gönülleri rahatlatmak için çocuğu olanlar istifa etti, çocuğu olmayan Bağış’landı… Geriye ak pak bir parti ve başında beyaz sarıklı hem padişah hem sadrazam kaldı…

Devamını Oku