Dünya İmparatorluğu kuruluyorsa
Ne işimiz var hudut boylarında?
Çıraklık döneminde yüz şehit
Kalfalık döneminde sekiz kattır
Ustalık döneminde artıyor kat kat
Kapılmadık boş heyecanlara
Yavaş ateşte pişti aşkımız
Kaptırdık günleri mevsim sıcağına
Elden kayıp gitti hayatımız
Çabucak geldik sonbahara
Şimdi çocuk gibi şaşkınız…
Hiç yakışır mı bir generale
Zırhından sıyrılıp, çırılçıplak
Karısıyla evcilik oynamak
Hiç, emir eri yok mu bunun?
Asker bir toplumun bireyleriyiz
Dilenmek suç değil sadaka cumhuriyetinde… Ama işportacılık suç. Hiyararşinin en altındaki zabıta yukarıdan aşağıya doğru farzın uygulandığı gibi, sünneti de uygulamak zorunda…
O da ‘’Benim memurum’’ o da ‘’işini bilecek’’… Herkes işini bilecek ve bilinçli olarak uygulayacak ki çark da kusursuz dönecek… Yoksa gemi karaya oturur, araba kayaya vurur…
Bazı vatandaşlar hemen soracak kimin gemisi, kimin arabası? Bu soru anarşistçe bir soru, biz de içinde olduğumuza göre, sonuçta biz de zarar göreceğimize göre, bu tür sorular zaman kaybetmekten başka işe yaramıyor… Hedefimiz müreffeh bir ülke, çıkmak istediğimiz seviye muhasır medeniyetler seviyesi… Kim ilk çıkarsa oraya onlar yer meyvelerin iyisini…
Velhasıl bu çarkın içinde herkes işini bilmesi gerekir… Devlet her şeyin üstündedir…
Ayakları yere basanlar ve ‘’Ey yolcu bastığın yeri tanı’’ diye nutuk atanlar, bastıkları toprakları ayaklarının altında görünce benim dedem de kan akıttı, dört cephede çarpıştı diye hemen sahiplenip çıkmasın karşımıza, toprak topraktır, vatan vatandır… Biri fırın diğeri tandır… Önemli olan devlet çarkıdır. Çarkın dönmesi için her şey mübahtır… İnsan vatan için ölmeyecekse ne işe yarar? Onları ‘’Oğlum vatana kurban olsun! ’’ diye doğurmaz mı analar.
Kıyıya vuran dalgaların köpükleri gibi
Gezerken gelip gidiyor beynimde imgeler
Kalem, kağıt yanımda sinekkapan gibi
Her yakaladığım bir dizeye girer…
Kart veriliyor kartlara…
DNA, zooloji, biyoloji, kök hücre,
Evrim kuramından türediği halde
Teslim olurken bile o hastanelere
Direnenler çok yaratılış ezberinde.
Tembeller hayallerinde,
Ahhh! Yavrum
borçlarla başı dertte
aklınca çıkıp kurtulacak
bilmiyor ki,
çukurdan çıkıp
kuyuya atlayacak.
Vatanı satanlar vatan aşığı sayılınca
Vatan hainliği olur vatandaşın yeri
Resmi kıyafetle saldıranlar masumsa
Terörist saymak gerekiyor sessiz sivilleri
Biliyorsunuz ve yaşıyorsunuz, biz şiddet içinde hayat bulmuş bir toplumuz. Baskılar, darbeler, sıkıyönetimler, O HAL’ler hepsi bizi hizaya getirmek için… Öyle özlemişiz ki huzuru, barışı, en zorunlu ve en yararlı bitki olarak düşmanlara zeytin dalı uzatmayı gelenek haline getirmişiz… Baskı ve şiddetin kaynağı da bir gün insafa gelmiş, belki de rüyalarında tanrı tarafından gönderilen bir melek söylemiştir, sebebi her ne olursa olsun, zeytin yasası çıkarmışlar… O zeytin yasasına göre kendine ait olmayan bu toprak parçası üstünde zeytin yetiştiren, yirmi yılını zeytin yetiştirmekle geçirdiğinde o toprakların yasal sahibi olmaya başlamış… Araya küçük bir dal değil artık kocaman zeytin dağları girmiş…
Bütün bu gelişmeler barış için, huzur için tünelin ucundaki ışık olarak algılanmış… Algılayan insanlar da öyle sıradan değil.
Hemen gereğini yapmak için kolları sıvamışlar. Hemen yanlış anlamayın, öyle haka dansçıları gibi değil… Gayet kibar bir şekilde. Demokrasi demek emsal uygulamalar demek. Mesela bilirsiniz, adliyelerde yeni hakimler demokraside kusur işlememek için Yargıtay kararlarından emsal ararlar. Buna kötü niyetliler tepeye yağ çekmek olarak bakabilirler… Ama onlar bilmezler ki adalet hep güçlülerin gözlerini parlatan bir ışıktır. Bu ışık zayıf olsa bile, tünelde, ya da karanlıkta daha iyi parlar. Onun için ‘filozoflar’ hep tünelin ucunu gösterirler. Lafı uzatmayalım, demokrasi demek aynı zamanda ve daha çok emsal demektir.
Uc deyince bize hep çok uzak gibi gelir. Ama aynı zaman da bize çok yakındır da. O uc, sanki her şeyimiz gibidir.
İşte bütün bu karmaşık işleri en doğru şekilde algılayıp çözümleyen ve bu karmaşıklığı bir formülle izah etmeye çalışanlar öyle sıradan insanlar değildir… Sıra dışı insanlardır. Onlar ki bunu ileri demokrasi diye bir formülle açıkladılar, biz de anlayıp yumuşadık. Özet olarak ileri demokrasi eşittir emsal uygulamalar… Zeytin yasası gibi emsal bir uygulama ki, sıkışlınca zeytinyağı gibi üste çıkabilsin uygulayanlar… Ne kadar üstte çıkarsan o kadar büzüşür yumuşakçalar… Alta olmak, öyle değerli bir şeyi sırtında taşımak, alttakilerin görevi haline gelir. Çünkü üstlerindeki adalettir. Adalet her şeyin başıdır. Her şeyin başı da adalettir. Onun her ağzından çıkan bir yasadır. Adalete uyacağız… O her şeyin başı olanlar öyle mütevazi insanlar ki zeytin üreticileri gibi yirmi yıl sonra tapu diye kapıya dayanmamışlar, bilmem kaç kuşaktan beri işlettikleri bu devleti tapulamaya kalkmışlar… Biz de onlara haksızlık ediyoruz. Hiç başkasının zeytin bahçesine girip ‘’zeytinlerimi çalma’’ deme hakkınız olur mu? Öyle kibar bir adam ki, anasının kan sütü gibi helal topraklar için utanç bile duyuyor da, ‘’Beni rahatlatmak için istifa edin! ’’ diyor. ‘’Beni rahatlatmayan babamın oğlu bile olsa gözünün yaşına bakmam’’ diyor. Milletin heyecandan dili dolaşıyor. ‘’HÜKMET İRTİFA’’ diyecek yerde ‘’HÜKÜMET İSTİFA‘’ demeye başlamış. Neyse ki adamda zeka var da yanlış yorumlamıyor ve söylenenleri umursamıyor.
Bakın sıradan emlakçı bile ev alıp satarken veya kiralarken yüzde üç, yüzde üç, iki taraftan yüzde altı komisyon alıyor. Eee! Bunlar burada bostan korkuluğu değil ya, risk alıyorlar risk, risk ne kadar büyük olursa, kazanç da o kadar büyük olacak. Önderleri rüşvetin rüşvet olmadığını, komisyon olduğunu ilan ettiler… Hem de her şeye rağmen, cahil insanlara karşı cezai müeyyidelere dur diyecek bir on beşinci maddeyi de anayasaya koydular. Ana haksızlık eder mi çocuklarına? Ayakkabı kutularından çıkan paralar çalıntı değil, rüşvet değil, ayak teri ve sıkan ayakkabılardan dökülen kanın teridir. Yine de gönülleri rahatlatmak için çocuğu olanlar istifa etti, çocuğu olmayan Bağış’landı… Geriye ak pak bir parti ve başında beyaz sarıklı hem padişah hem sadrazam kaldı…
Biliyorsunuz ve yaşıyorsunuz, biz şiddet içinde hayat bulmuş bir toplumuz. Baskılar, darbeler, sıkıyönetimler, O HAL’ler hepsi bizi hizaya getirmek için… Öyle özlemişiz ki huzuru, barışı, en zorunlu ve en yararlı bitki olarak düşmanlara zeytin dalı uzatmayı gelenek haline getirmişiz… Baskı ve şiddetin kaynağı da bir gün insafa gelmiş, belki de rüyalarında tanrı tarafından gönderilen bir melek söylemiştir, sebebi her ne olursa olsun, zeytin yasası çıkarmışlar… O zeytin yasasına göre kendine ait olmayan bu toprak parçası üstünde zeytin yetiştiren, yirmi yılını zeytin yetiştirmekle geçirdiğinde o toprakların yasal sahibi olmaya başlamış… Araya küçük bir dal değil artık kocaman zeytin dağları girmiş…
Bütün bu gelişmeler barış için, huzur için tünelin ucundaki ışık olarak algılanmış… Algılayan insanlar da öyle sıradan değil.
Hemen gereğini yapmak için kolları sıvamışlar. Hemen yanlış anlamayın, öyle haka dansçıları gibi değil… Gayet kibar bir şekilde. Demokrasi demek emsal uygulamalar demek. Mesela bilirsiniz, adliyelerde yeni hakimler demokraside kusur işlememek için Yargıtay kararlarından emsal ararlar. Buna kötü niyetliler tepeye yağ çekmek olarak bakabilirler… Ama onlar bilmezler ki adalet hep güçlülerin gözlerini parlatan bir ışıktır. Bu ışık zayıf olsa bile, tünelde, ya da karanlıkta daha iyi parlar. Onun için ‘filozoflar’ hep tünelin ucunu gösterirler. Lafı uzatmayalım, demokrasi demek aynı zamanda ve daha çok emsal demektir.
Uc deyince bize hep çok uzak gibi gelir. Ama aynı zaman da bize çok yakındır da. O uc, sanki her şeyimiz gibidir.
İşte bütün bu karmaşık işleri en doğru şekilde algılayıp çözümleyen ve bu karmaşıklığı bir formülle izah etmeye çalışanlar öyle sıradan insanlar değildir… Sıra dışı insanlardır. Onlar ki bunu ileri demokrasi diye bir formülle açıkladılar, biz de anlayıp yumuşadık. Özet olarak ileri demokrasi eşittir emsal uygulamalar… Zeytin yasası gibi emsal bir uygulama ki, sıkışlınca zeytinyağı gibi üste çıkabilsin uygulayanlar… Ne kadar üstte çıkarsan o kadar büzüşür yumuşakçalar… Alta olmak, öyle değerli bir şeyi sırtında taşımak, alttakilerin görevi haline gelir. Çünkü üstlerindeki adalettir. Adalet her şeyin başıdır. Her şeyin başı da adalettir. Onun her ağzından çıkan bir yasadır. Adalete uyacağız… O her şeyin başı olanlar öyle mütevazi insanlar ki zeytin üreticileri gibi yirmi yıl sonra tapu diye kapıya dayanmamışlar, bilmem kaç kuşaktan beri işlettikleri bu devleti tapulamaya kalkmışlar… Biz de onlara haksızlık ediyoruz. Hiç başkasının zeytin bahçesine girip ‘’zeytinlerimi çalma’’ deme hakkınız olur mu? Öyle kibar bir adam ki, anasının kan sütü gibi helal topraklar için utanç bile duyuyor da, ‘’Beni rahatlatmak için istifa edin! ’’ diyor. ‘’Beni rahatlatmayan babamın oğlu bile olsa gözünün yaşına bakmam’’ diyor. Milletin heyecandan dili dolaşıyor. ‘’HÜKMET İRTİFA’’ diyecek yerde ‘’HÜKÜMET İSTİFA‘’ demeye başlamış. Neyse ki adamda zeka var da yanlış yorumlamıyor ve söylenenleri umursamıyor.
Bakın sıradan emlakçı bile ev alıp satarken veya kiralarken yüzde üç, yüzde üç, iki taraftan yüzde altı komisyon alıyor. Eee! Bunlar burada bostan korkuluğu değil ya, risk alıyorlar risk, risk ne kadar büyük olursa, kazanç da o kadar büyük olacak. Önderleri rüşvetin rüşvet olmadığını, komisyon olduğunu ilan ettiler… Hem de her şeye rağmen, cahil insanlara karşı cezai müeyyidelere dur diyecek bir on beşinci maddeyi de anayasaya koydular. Ana haksızlık eder mi çocuklarına? Ayakkabı kutularından çıkan paralar çalıntı değil, rüşvet değil, ayak teri ve sıkan ayakkabılardan dökülen kanın teridir. Yine de gönülleri rahatlatmak için çocuğu olanlar istifa etti, çocuğu olmayan Bağış’landı… Geriye ak pak bir parti ve başında beyaz sarıklı hem padişah hem sadrazam kaldı…




-
Hasan Ateş
Tüm YorumlarSevdiğimiz bir abimiz kendisi. Bir grupta yayınladığı şiiriyle tanıdım kendisini. Mizahı kullanır şiirlerinde, bununla birlikte duygusal şiirleri de yok değildir. Popüler şiirleri de var, güzel tabi. Ayriyeten grup da kurdu sağolsun, ne de olsa mizah seviyoruz.