Bir gün,
Dili tutulan,
Kulağı sağırlaşan,
Gözleri kör olan,
Aklı duran,
Zeytinden bir dal
Koparıldı başa kondu
Ağacın içi cız etti
İnsansa donuktu
Gülücük yolluyordu
Dal gövdeden kopuk
Deniz kıyısında
Sessiz ve sakin
Bir akşam vaktinde
Güneş grupta
Kızıllaşmış biçimde
Yalnızlığı, rüzgâra verdim, dedim savur havaya
Yalnızlığı, suya verdim, dağıt akıp giderken doğaya
Yalnızlığı, paylaştırdım insanlarla arkadaşça
Yalnızlığı, yazdım satırlara içten duygularla
Yalnızlığı, karanlığa gömdüm aydınlıklarda
Yalnızlığı, yaktım tutuşturdum karanlıklarda
Sıfırın altı acizlik
Sıfırın üstü efendilik
Sıfır noktası fedailik
Sor kendine
Sıfırın altıda mısın?
Yüz yaşındayım
1951 den geliyorum
Yüz yıl önceydi
İçinde yaşadığım ülkem
İçinde yaşadığım dünya
Yüzyılda ne çok değişti bilseniz
Çocukluktan çıktım yola
Yürüdüm delikanlılıklarda
Önümde yüksek ideallerle
Özgürlüğümü kısıtlayan
Yasalara takıla, takıla
Varı yokluğa
Gömdüm bilmeden
Gören gözlerime
Duyan kulaklarıma
İnandım neden?
Damladan arta kalan
Rüzgârlarla savrulan
Allı pullu boyanan
Zamanlarda kaybolan
Benim, aşkla yoğrulan
Artık tık demişti. İkimizin cebi delikti. Afyon’da parasız pulsuz kalmıştık. Arkadaşım Mustafa Ali’nin yanına gezmeye gelmiştim. Yaklaşık bir haftadır Afyon’dayım. Gelirken yanımda çok az para vardı. Bütün harcamaları arkadaşım karşıladığı için onun da parası bitmişti.
Arkadaşım 1967–1968 eğitim dönemindeki okul başarısından dolayı bilgisini geliştirsin diye, okul tarafından 1968 yazını Afyon PTT Başmüdürlüğünde kursiyer olarak değerlendirmeye gönderilmişti. Kursiyer ücreti olarak İki yüz yirmi beş lira alıyordu. Otelde kalıyor, bütün ihtiyaçlarını cebinden harcıyordu. Aslında benim yaptığım yüzsüzlükten başka bir şey değildi. Mektubunda beni Afyon’a çağırdığını okuyunca parasız pulsuz atlayıp gitmiştim. Oralarda ne yerim, ne içerim diye hiç düşünmemiştim. Zaten babam izin vermezdi. Onun için aileme bir mektup bırakarak kaçıp gittim. Babamın cebinden aşırdığım on lira ile yola çıkmıştım. Zaten on liranın iki lirası tren biletine gitti. Afyon’a gece iki civarında inmiş, istasyondan Afyon merkezine yürüyüp, mektupta ismini verdiği oteli bulmuştum. Otelci arkadaşımın yattığı odaya beni verdi. O da dört yataklıydı. Benim odaya dâhil edilmemle yataklar doldu. Arkadaşım gece yarısı uyku sersemliğiyle hoş geldin deyip uyumaya devam etmişti. Sabahleyin kalktığımızda beni yatakta görüp “sen ne zaman geldin” diye sorunca, geceki konuşmamızın farkında olmadığını anladım. Birlikte aşağıya indik. Arkadaşım işine gidecekti. Ben de Afyon’da gezecektim. Buluşma saatini, yerini ayarladık. Öğleyin buluşmamızda ona mali durumu anlattım. “Merak etme, bende var, ay sonunda da maaşımı alıp ayrılacağım” dedi. Aybaşına on iki gün vardı. Otelin parasını maaş alınca ödeyecektik. Bize günlük yemek parası gerekiyordu. Artık idare edecektik. Altı günde cebimizdeki paralar suyunu çekti. Arkadaşım ağabeyinin PTT’den arkadaşı olan Ahmet Ağabeyden aybaşında vermek üzere yüz lira borç aldı. Onunla geçinmeye başladık. Ne var ki, maaş almaya iki gün kala ceplerimiz bomboştu.
Afyon’daki gezilerimiz çok iyiydi. Hele cumartesi Pazar günleri Afyon’da görülmesi gereken her yere gidiyorduk. Kaleye çıktık. Afyon tepelerine çıktık. Deyim yerindeyse Afyon’un altını üstünü getirdik. Şimdi PTT’nin önünde buluşup şehirde dolaşırken kara kara düşünüyorduk. Karnımız açtı ama paramız da yoktu. Ahmet ağabeyden tekrar para isteyemezdik. İki gün ne yapacaktık? Önümüze gelen çeşmelerden bolca su içiyorduk ki, açlığımızı gidersin. Ama o da bir yere kadardı. Mideye katı şeylerin girmesi gerekiyordu. Otelde kalıyoruz. Bereket versin otelci parayı peşin istemiyor. Arkadaşımın PTT’de İki yüz yirmi beş lira ile kurs ücreti aldığını, Ahmet ağabeyinin gelip otele yerleştirirken herhangi bir olumsuzlukta teminat verdiğini bildiği için otelci rahattı. Sorunumuz yemekteydi. İçmekse bedava suydu. Dönüş yolculuğu için paramız olsa en azından ben geri dönerdim. Ahmet ağabey Isparta’ya dönmek için boşuna para vermeyin. PTT’nin bir kamyonu Isparta’ya malzeme götürecek. Sizi onunla gönderelim deyince sevinmiştik. Oh ne güzel dönüş için para da vermeyecektik. Ancak kamyon maaş aldıktan bir gün sonra gidecekti. Hâlbuki hesap etseydik ki, Afyon’da bir gün kalmamız daha pahalıydı. Aklımıza hiç gelmedi. Isparta’ya tren iki liraydı. Otel iki buçuk liraydı. Afyon’da bir gün kalmak bize yeme içme en az on liraya mal olacaktı. Dönseydik dört lira harcayacaktık. Sanki bedava Isparta yolculuğu avantajlıymış gibi teklifin üzerine atladık. Bütün umutlarımızı aybaşına bağlamış. İki günün geçmesini bekliyorduk. Peki, iki gün ne yapacaktık?




-
Mert İştan
-
Sevgi Özkan
-
Sevgi Özkan
Tüm Yorumlarmesaj antoloji..bölümüm kilitlendi,lütfen yardım,mesaj yazamıyor ve okuyamıyorum
Güzel bir şiir sabaha merhabaderken okuduğum,yüreğinize sağlık sevgili şair,saygıyla...
Güzel bir şiir sabaha merhabaderken okuduğum,yüreğinize sağlık sevgili şair,saygıyla...