Boyumun yüksekliğindeki mezarlık duvarı kenarından eski anılarımı izleyerek yürüyorum. Biraz sonra yenilenmiş mezarlık kapısını gıcırdatarak açacağım. Kim bilir belki şimdi gıcırdamıyordur. Gençken, geceleri sinemaya kaçıp eve geri dönerken, kısa yol diye geçtiğim bahçeler ev olmuş. Artık eski yeşillikler yok. Her yer asfaltların siyah rengiyle, binaların kırmızı kiremitleriyle dolmuş. Kuş sesleri, dodan arılarının vızıltıları da yok. Gecenin birinde, ikisinde, hiç korkmadan mezarlığın içinden geçip eve gittiğim aklıma geldi. Şaşırdım. Nasılda korkusuzmuşum. Hâlbuki şimdi güpegündüz mezarlık içime gizli bir korku salıyor. Şuradaki gediği örmüşler. Eskiden duvarın burasında gedik vardı. Kestirme olsun diye üstünden atlar geçerdik.
Tepemdeki güneş, ikindi devrilmesine doğru yaklaşıyor. Ben doğuya doğru yürüdüğüm için, gölgem benden önde gidiyor. Gökyüzü pırıl pırıl parlıyor. Havada bulut yok. Hava çok sıcak değil. İnsanı yakmıyor. Zaten memleketimin güneşi insanı fazla yakmaz. Her zaman dikkatimi çeken bir şey var. Sanki bizim memleketin güneşi daha parlak, gökyüzü daha aydınlık, hava daha temizdir. Birçok yere gittim. Bana diğer ülkelerin güneşleri, havası, gökyüzü her zaman puslu gelmiştir. Belki bencillik yapıyorum. Memleketim diye kayırıyorum. Bana öyle geliyor işte. Ne zaman memleketin dışına çıkıp dönmüşsem hep aynı duyguları yaşadım. Şimdi de aynı duygular içindeyim. Bizim güneş daha parlak. Gökyüzü daha temiz ve aydınlık. Hava da hiçbir pus yok. Ne nem buharı, ne de toz pusu… Her adımım bana bir şeyler hatırlatıyor. Hayret buraları bir daha görür müydüm? Hiç aklıma gelmezdi. Hele memlekete bir daha uğrayacağımı hiç düşünmemiştim. Ayrılışımın üzerinden çok yıl geçti. Artık başka yerlerde kurduğum dünya bana yetiyordu. Fakat buraya gelince sanki geçmişim beni sarıp sarmaladı. Bende her taşın, her ağacın anıları vardı. Şimdi ne kadarı kaldı bilmiyorum. Mezarlıktaki çoğu mezarları biliyordum. Otuz yıl içinde gömülenler hariç elbet. Bir taraftan nostaljik duygular, diğer taraftan mezarlığı ziyaret etmeme neden olan şartlar içinde, bin bir çeşit düşünceye dalarak mezarlık kapısına geldim.
Mezarlık kapısı değiştirilmiş. Birazda büyütmüşler. Küçüklüğümde tek kanattı. Şimdi hem çok geniş, hem de iki kanatlı. Kapıdan arabalar rahatça geçebilir. Eski taşlık yolda, mükemmel hale getirilmiş. Ama asfalt değil. Her zaman gıcık olduğum yeşil renkle kapıyı boyamışlar. Nereden uydurulmuş. Kim uydurmuş. Bu yeşil rengi bilmem. Herhangi bir din simgesi içinde, hemen bir yeşil renk var. Sanki yeşil renk kutsanmış gibi. Türbelerin yeşili, camilerin yeşili, mezarlık kapılarının yeşili ve daha nicesi… Doğrusu beni boğuyor. Allah’ın yarattığı renkler içinde ne güzel renkler var. Dengeli bir şekilde hepsini kullanmak varken niye illa ki yeşil. Değil mi ya?
Basit algılar içinde yüce duygular yaşıyorum
Hayat nedir ki? Üç beş soruyla cevabını bulacak bir yorum
Sırdan öte bilgiler edindim tarihten
Tarih nedir ki? Çoğu yalan, hükümran efendilerden
Sensizliğim
Özlemedim
Seninleydim
Gidemedim
Bir başkaydım
(Kardeşlerimin hece şiirine teşvikiyle yenilenen çalışmam, altında ise eski hali var. Değerli kardeşlerime teşekkürü borç bilirim. İlk defa heceleştim.)
Doğaya değil saçlara düşer ak
Sorgularımla olmaz hayatım pak?
Yaşadıklarım sıradan ve kaypak
Ben oyalansam umarsız olur mu?
Alnımda yeryüzünden derin çizgiler, hayatı kuşanmış, saklanmış anılara
Ayaklarımı şefkatle taşıyan topraklar kutsaldı, kavuştururken hayata
Akşamları yaşadığım sabahlara, adadım gecelerimi, her gün umutla
Aykırı düşüncelerle geliştiğimi biliyorum, devrin baskın yaşamına
Aksakallı dedelerin hikâyesiyle büyüdüm, oysaki sakallarım kara
Kalın, gölgesi geniş ağacın yaprakları hışırdıyor rüzgârla salınarak
Koyu kahverengi, yaşlı iri yarı köpek, ortada duruyordu oturarak
Küçücük köpekler etrafında daire olmuş, dinliyorlar kulak kabartarak
Kalın sesi uzaktan pek seçilmiyor, belli ki, köpekleri sarmıştı bir merak
Kulaklarımı uzattım konuşmaları dinlemek için, bakalım ne olacak
Aramadığım ne varsa karşıma çıktı bugün, sıradan, sıra dışı da olsa
Armağanı bol bir gündü, birçok hediye aldım adı yok kendi var ne de olsa
Alımlı, çalımlı sözler vardı insanların dilinde, yankılandı kulağıma
Al birini vur ötekine ne çıkar, hayatın anıları düştü kucağıma
Akıp giden zaman, etrafa saçıp savururken beni bir o yana, bir bu yana
“Ahir zamandı her devir” önceki zamanın sonu olarak, yaşanan dünyada
Anlamadık “zamanın ahirini”, düşünceler dövdük, içi boş kuru havanda
Azıcık aklım kıtlaştı, cehli figanda, hiç dermeyan olmadı zamanım bana
Adaklar sundum, kanlar akıttım ahiri zamanda, özgün inançlarım adına,
Arifedir bilirim her gün, yarına, yarınlar, hayaller müjdeliyor insana




-
Mert İştan
-
Sevgi Özkan
-
Sevgi Özkan
Tüm Yorumlarmesaj antoloji..bölümüm kilitlendi,lütfen yardım,mesaj yazamıyor ve okuyamıyorum
Güzel bir şiir sabaha merhabaderken okuduğum,yüreğinize sağlık sevgili şair,saygıyla...
Güzel bir şiir sabaha merhabaderken okuduğum,yüreğinize sağlık sevgili şair,saygıyla...