Bir koltuk gördüm kardeşim,
tahtadan değildi yalnız;
insan etinden yontulmuştu.
Oturanı büyütmüyor,
içindeki insanı küçültüyordu.
Boy uzamıyordu.
Sadece gölge uzuyordu duvarlara.
Bir imza atılıyordu,
bir fabrikanın bacası sönüyordu.
Bir mühür vuruluyordu,
bir çocuğun sütü eksiliyordu sofradan.
Bir alkış kopuyordu salonda,
bir annenin sessizliği büyüyordu evinde.
Bana dediler ki:
"Eğil...
Biraz daha eğil...
Eğilenin cebi dolar."
Ben dedim:
Omurgasını ekmek yapanın
boğazından geçen lokma
taş olur bir gün.
Çünkü biliyorum...
Yetimin ekmeği
yalnız undan yapılmaz.
İçinde ah vardır,
ter vardır,
suskun bırakılmış dualar vardır.
O lokmayı yiyen,
aslında kendi çocukluğunu kemirir.
Ey makamını aynaya sürüp
kendini devlet sanan adam!
Unutma!
Mühürler pas tutar.
Anahtarlar kaybolur.
Kasalar çürür.
Altın dediğin,
toprağın sabrıdır sadece.
Ama halk...
Halk dediğin,
bir gün susar,
iki gün susar,
üçüncü gün
dağ olur önüne.
Bir ekmek kokusu kadar yalındır öfkesi.
Bir çınarın kökü kadar inatçıdır.
Ben gördüm kardeşim...
Kapılarda bekleyenleri gördüm.
Bir tebessüm uğruna
yıllarca eğilmiş boyunlar gördüm.
Kendi gölgesini bile
amirinin ayakkabısına göre ayarlayanlar gördüm.
Ve utandım.
Çünkü insan,
elleriyle değil yalnız,
dizleriyle de kirlenebiliyormuş.
Hayır!
Ben aç kalırım.
Ben yorgun düşerim.
Ben yamalı ceketi
ipek cübbeye değişmem.
Çünkü onur,
cebe sığmayan tek servettir.
Gün gelir...
Mermer çatlar.
Saltanat dağılır.
Gösterişli kapılar
paslı menteşelerine ağlar.
Bir avuç toprak,
hepimizi aynı sessizlikte toplar.
İşte o vakit
ne koruma orduları kalır,
ne kırmızı halılar,
ne alkışın uğultusu.
Yalnız bir ses dolaşır
rüzgârın sırtında:
"İnsan kaldın mı?"
İşte bütün mahkeme budur.
Ben adımı
hiçbir koltuğun gölgesine yazdırmadım.
Rüzgâra yazdım.
Çünkü rüzgâr,
yalakanın değil,
başı dik yürüyenin adını taşır.
Kayıt Tarihi : 15.07.2026 19:46:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!