Karlar yağar derdin hüznün üstüne,
Gök boşalır lapa lapa kar yağar…
Üşür fakir döner meydan büstüne,
Yel dolaşır kerpiç dama dert yığar…
Son sancıdır bebek doğar leğende,
Taşrada,
Saflar pamuk ipliğine bağlı,
Hepsinin dilinde Allah,
Çıkarlar olur ilah!
Çok sık değişir külah,
Kafa durur yerli yerinde,
Kazandibi katran gibi gökyüzü,
Boş sokakta gönül ateş hattında…
Gözlerimde nazlı yârin gül yüzü,
Sırılsıklam beden yağmur altında…
Terk etti yâr kurulduğu tahtını,
Dağlandı yüreğim,
Madımak oldu…
Süründük bir ömür,
Dört bir yanda,
Adı yaşamak oldu…
Kulak zarı ahu zarda,
Ninni değil kurşun sesi…
Can sebebe intizarda,
Yat çök eğil yok adresi…
Geldiği yer bin bir köşe,
1992 – 1993 öğretim yılı,
22 Ekim Cuma günü,
Bin ev, dört yüz dükkân,
Kül oluyor Lice’de…
Okulum harap, öğrencilerim göçmen…
Kulaklarımda top sesi,
Barut kokuyor elbisem.
Açsam kapatsam da gözlerimi,
Savaş manzarası bir görünüm,
Oturmuş göz bebeklerime…
Panzerler, tanklar,
Gördüm cami avlusunda,
Küçük kanlı bedenini…
Kanlar vardı havlusunda,
Söyle bana nedenini…
Hüseyin’im okur beşte,
Diyarbakır zalim elde fitilin,
Hesabını soran olur unutma…
Kan bürümüş hain gözü katilin,
Hesabını soran olur unutma…
Fidan gibi boyu vardı Nevzat’ın,
Sardı dört bir yanı yanık kokusu,
Çoluğun çocuğun kaçtı uykusu,
Yüreklere girdi ölüm korkusu,
Alevler içinde yanıyor Lice…
Kırık yaşlı kadın kolun kanadın




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!