Mutfakta yeni yıl için akşama hazırlık yapıyor bir taraftan da radyo dinliyordu. Yenişehir de bulunan hastahanelerden
birinde yatan kanamalı bir hasta için acil ( Rh -) kana ihtiyaç olduğu anonsunu duydu.
İçinden bir ses yılın son gününde bu saatlerde kim kan vermeyi düşünür, haydi git o hastaya kan ver bir işe
bir tebessüm
sevdalı bir bakış
taksa peşine
alıp götürse beni
bu yol cennete
gider dese
bu gök sema altında
ne güzel günler yaşandı
ah bir bile bilseniz
yaşanmış ne varsa
hepsi güzeldi
bitti diye üzülmedik
Çok, çok eskilerde bu bastığım yerdeydi evimiz. Solumda, Selçuklulardan kalma damlı, güdük minareli, tarihi Mescit. bitişiğinde Erciyes’in buz gibi suyunun pöğreğinden güldür güldür akıp yalağına döküldüğü, büyük baş hayvanların kana kana içtiği sokak çeşmesi. Önümden on adım ileri de mahalle arasında kalmış mevsimine göre, lahana, pırasa, havuç, turp. marul, domates, biber ve salatalığın yetiştirildiği büyükçe bir sebze bahçesi.
Bu sebze bahçelerinden hemen, hemen her mahalle aralarında vardı. Mübalağasız her evin ahırı, ahırında da, birer büyük baş, yada küçük baş hayvanı olurdu. Sabahları Camız ve inekler harman yeri denen yerde toplanırlar, çobanın ıslık sesiyle otlanmaları için o zamanlar mera olan, şimdilerde yerleşim alanına dönüşen Gaziosmanpaşa Mahallesi, Karpuzatan mevkine götürülür, akşam yine aynı yerden de ıslık sesiyle evlerindeki ahırlarına dağılmaları sağlanırdı. Hayvanlar toplanma yerine kendileri gider kendileri gelirlerdi. Çoban azık bohçasını her gün ayrı hayvanın boğazına bağlardı. Sahibi sabahları hayvanıyla birlikte toplanma yerine gelir, çobanın azığını ve ücretini elden verirdi.
Okullar kapanıp yaz gelince genelde aileler bağ evlerine göçerlerdi. Aile reisleri şehirde kalır ticaretle uğraşır, hafta sonları ya da her akşam canlı vasıtalarıyla bağ evlerine dönerlerdi. Hali vakti yerinde olanlar Talas, Hisarcık, Germir, Mimarsinan. Orta halliler, Eskişehir Bağları, Hacılar ve Mahrumlara göçerlerdi.
Bazı evlerin önünde, “Yaylı “ at arabaları vardı. Romalı gladyatörlerin savaşlarda kullandıklarının benzeri bu arabalar, uyarlanmış lastik tekerlekli iki kişinin bindiği süslü arabalara dönüştürülmüştü. Bu zenginlerin evlerinin ahırında ayrıca atlar için de Musullar vardı. Bahar geldiğinde ahırların tabanı bellenir, kemreleri gübre olsun diye sebze bahçelerine verilirdi. Baharları mahalle araları mayıs kokardı.
O dönemlerde bırakın mahalleleri şehirde sayılıydı otomobiller. Bazı evlerin önünde Tek ya da çift atın çektiği süslü faytonlar vardı, şimdilerde taksilerin yerini tutan. Sokaklar nal sesiyle inlerdi. Dört lastik tekerlekli at arabaları vardı çokça, nakliye işlerinde kamyon gibi kullanılırlardı.
Sokaklarımız taş kaplıydı, öyle sık sık eşelenmez, köstebek gibi delik deşik edilmezdi. Tek tırnaklı hayvanlar gibi hada çift tırnaklı İnek, Öküz gibi hayvanlarda nallanırdı, tırnakları aşınmasın diye. Kadınlar sokak çerçilerinin ne sattıklarını çığlıklarından, hayvanlarının nal sesi ya da kişneme sesinden bilirlerdi. Çerçiler katır ya da atlara çatılmış büyük küfeler içerisinde pazarlarlardı sattıkları ürünleri, sebzeleri. Hele bir çerçi vardı ki yarım asırdan evvel, çığırışıyla sokakları inletirdi. Katır semerine çatılı küfe içerisinde sakatatları satmak için “ Koyun ayağı var Kelle var” diye bağırır inletirdi sokakları. Bir seferinde Düven önünden, Kağnı pazarına doğru giderken, Adem ağanın konağının önünde, o sakatatçı yönünü konağın üst kat penceresine doğru dönüp iki elinin ayasını ağzına dayayarak, yine aynı ses tonuyla “ koyun ayağı var kelle var” diye avazı çıktığı kadar bağırır. Adem Ağa pencereyi açar, önünden geçip giden sakatatçıya “ ne bağırıyonğ lan, benim evden başga ev bulamadınğmı gandıracah, kosnüg der. Sakatatçı uzun boylu, Adem Ağa yaşlarında birisi idi. Biraz komik bir tavırla,bir eli katırının yularındayken, diğer eliyle küfeyeden çıkardığı kelleyi ağaya sallayarak, ne gızıyon ağa, belkim ağanın da canı çeker diyi bağardımdı ” der. Aynı nakaratı bir daha çağırarak uzaklaşırken.” Get lan işine sümsük herif diyi, sokranarak penceresini kapatır, Adem Ağa”
Bakmayın öyle fotoğrafta dondurulmuş
Yaşanmışlığın siyah beyaz oluşuna.
O gri yoksulluğun solduramadığı
Sade mi sade yaşantımız vardı bizim.
Bir yerlerde löküz hayat yaşansa da
Gönül aydınlığımız vardı bizim.
Çocuk aklımızla neden düzümüzü terse çevirip pabuçlarımızı ters giymez, başımızı bacaklarımızın arasına alıp baş aşağı tersimize bakmaz. Burnumuzu kolumuza, göz yaşımızı yumuk ellerimize silmez, biz de olmayanı diğer çocuklar da görüp, anne bende isterim diye ağlamayız.
................ - Geçmiş günlerimizi hatırlayınca, paranın ne demek olduğunu iyi ki bilmiyormuşuz. Büyüdükçe öğretti hayat, para ve şöhretin iyi kullanılmadığında ne menem şey olduğunu. Düzenin hileyi şer üzerine kurulduğunu, mataryel uğruna insanlığımızın unutturulduğunu. Bu nedenlerle geç de olsa anladık dejenerasyona uğrayıp değiştirildiğimizi. Bu gün ki kirli dünyamıza, temiz çocukluk dünyamızın benzemediğini. ................ - Güya büyüdük, büyüdük de ne oldu. Keşke çocuk kalabilseydik, keşke başımızı bacaklarımızın arasına alıp, o temiz dünyamıza başaşağı güle güle bakabilseydik. -Bakamayız ki yaşandı, perde kapandı oyun bitti. Çocukların önlerinde nice yaşayacakları yılları, yaşlanma hakları var. Yaşamışların, yaş almışların malesef harcadıkları yıllara dönme hakları yok, sadece anılarıyla yaşama hakları var.
............ Belli mi olur bakarsınız balık kavağa çıkar, zaman tüneli çocukluğunu yaşamak isteyen yaş almışları alır temiz dünyalarına götürür. - Götürmese de yaş almışların hayalleri ummadıkları bir anda rüyalarına girer, çocukluklarını yaşatır mutlu olurlar. Bir daha o rüyayı görmeyi çocukluklarını yaşamayı hayal ederler. 230622 mcicek
Babamın grip olduğunu hiç görmedim, senede bir kaç kez soğuk algınlığına yakalanırdı hepsi o kadar. Rahmetli annem,
eyvah yine yatağı yorganı ıslatacak bu adam, ben ne yaparım şimdi der, isyanını fısıldayarak limonlu çayını hazırlar içine
iki gripin tozu boşaltır içmesi için getirirdi. Babam tir tir titrerken, dişlerini gıcırdatarak limonlu çay ile gripin içer, hanım
Kesilmez fidanın yeşeren dalı
Çiçekten getirir arılar balı
İşte böyle kızım dünyanın halı
Geçen yıllar ömürdendir böyle bil
Biçerler haftaya yeşil çimeni
kopmasın içinde fırtınalar
dalgalar kudurmasın
uçup gitmesin mutluluğun
bu son salınışı olmasın
deryada batmasın yüreğin
neden buruk olsun ki
Bende üşüyorum, çenleyip durma beni üzüyorsun PAP. Ne yazık ki yalnızlığa açlığa susuzluğa alışmak zorundayız. İnan bir zamanlar benimde sahiplenenim vardı. Rutin bakımlarımı yapıyorlardı. Sevdiğim mamalarla besleniyor, tüm mineral ve vitaminlerle destekleniyordum. Ama bu böyle devam etmedi, ne zaman uzun gagalı leylek eve bebek getirdi, o an birine verileceğimi ya da azad edileceğimi anladım. Aile doktorunun, bebek alerjiye müsait evcil hayvanlardan uzak tutulması bebeğin sağlığı için iyi olur dediğini duydum. Anlayacağın o günden sonra bana yol göründü PAP. Doktorun önerisi üzerine, birilerine vermeye çalıştılar olmadı, bir kaç günlüğüne yazlığa gitmeye güya tatile çıkmaya karar verdiler. Kış ortasında ne yer ne içer, nerede barınır demeden bu sahilde kaderimle baş başa bırakıp gittiler. Yiyecek yatacak yer bulmak için aç ve susuz, günlerce sahilde boş evler arasında dolandım durdum. Sahibime benzeyen kimileri görsem peşlerine takıldım. Hoşt deyip kovalayanlar, sen ne sevimli şeysin öyle deyip başımı okşayanlar da oldu. Son bir kaç yıldır tattığım mutluluk buydu PAP. Oysa benim sahiplenilmeye ihtiyacımın olduğunu hiç anlamadılar. İnan çok zor oldu, azad edildikten sonra açlığa susuzluğa ve yalnızlığa alışmam. Sanırım senin hikâyende benim hikâyeme benziyordur PAP. Sabredelim bakarsın talih bir gün bize de döner yüzümüz güler. Üzülüp çenleme, boşuna nefesini tüketme beni de üzüyorsun mutlu olmaya bak, sütlü kahvem mahzun kıvırcığım kader arkadaşım. Açlığını bir an unutmaya çalış, birazdan dere ağzında balık yakalamaya gider karnımızı doyururuz. Bahar bitmek üzere, az kaldı bir kaç haftaya kalmaz yazlıkçılar gelir. Her taraf insanla dolar taşar, bizim için cennet olur buralar. Lokanta ve kafeler açılır, artan yemekleri arka bahçeye bizim için koyarlar besleniriz. Olmadı çocukları daha duygusaldır, ihmal etmez evlerinden çeşit çeşit yiyecekler getirir bizi beslerler, had da üşümeyelim diye kulübe bile yaparlar. Anladın mı şimdi mahzun kıvırcığım sütlü kahvem, kader arkadaşım. O mutlu günlerimizi hayal et, yaslan bana mutluluğun tadını çıkar PAP. mcicek haz.2019




-
İdris Akmetin
Tüm Yorumlarevime gazadan dönen kumandan edasıyla
eğerli ata binermişçesine bindim gelen taksiye
gözlerimi sır kapısından su gibi akan yola çevirdim.
Yolun açık kalemin keskin olsun olsun arkadaş