Sırtımı duvara yasladım, mevsimlerden hüzün,
cebimde biriktirdiğim bütün “belki”leri
dağıttım rüzgâra.
Şehir çoktan kapattı kapılarını,
lambalar küskün.
Sokak kedileri bile buldu sığınacak bir saçak altı.
Bir ben kaldım,
gecenin ayazında unutulmuş,
kendi gürültüsünde sağırlaşmış ben.
Şimdi tut ellerimi demiyorum,
o tren çoktan kalktı.
Ama gözlerindeki o son bakışı,
en olmadık zamanlarımda hatırlamam için
bana sessiz bir yara gibi bırak da git.
Bu da senin vedan olsun.
Suskunluğumun içinden kopardığın
son hediyen olsun.
Tertemiz bir gökyüzü vaat etmiştim sana;
hiçbir sabaha borçlu uyanmadan,
ekmeği bölüşürken duyulan
o kutsal huzurla
ruhunun en ücra köşelerini ısıtmak istemiştim.
Mevsimi şaşırmış hayallerim vardı,
biliyorsun.
Şimdi bütün iyi niyetlerimi
bir kâğıt gemi yapıp
kendi ellerimle suya bırakıyorum.
Batarsa batsın.
Yanarsa yansın.
Artık hiçbir mısrada zamanı durdurmaya çalışmıyorum.
Çünkü takvimler,
birer yaprak dökümü sadece.
Yarım kalmış bir kahvenin soğukluğunda
saklı her şey.
Gidecek yeri olanlar
yollara döküldü çoktan.
Bir ben kaldım,
kendi yangınında hiç sönmemiş ben.
Gölgesine bile ağır gelen,
yorgun ben.
Seni bir suç ortağı gibi değil,
bir dua gibi tanımak isterdim.
Fırtınalarına sığınan değil,
dindiren bir liman olmak…
Olmadı.
Canın sağ olsun.
Şimdi ne senden bir parça var içimde,
ne de ben eski benim.
Kendi enkazımdan birini çıkarıyorum;
adı ne olur, bilmiyorum.
Ama rüzgâr ne yönden eserse essin,
artık savrulan ben değilim.
İçimde yanan ne varsa
küle çevirdim.
Haberin olsun.
Eyüp Oflaz 2Kayıt Tarihi : 31.05.2026 16:18:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bazı insanlar bir ayrılıktan değil, bir ihtimalin yıkılışından kırılır. Bu şiir, sevdiği insana tertemiz bir gökyüzü vaat etmiş bir yüreğin hikâyesidir. İçinde kötülük taşımadan, hesap yapmadan, birini sığınak bilmeden ama ona sığınak olmayı isteyerek çıkılan bir yolun; zamanla nasıl soğuk bir istasyona, yarım kalmış bir kahveye ve kimsenin dönüp bakmadığı bir geceye dönüştüğünü anlatır. Şair burada bir vedanın ardından sadece sevdiğini değil, kendi eski hâlini de kaybeder. Çünkü bazı gidişler insanın içinden yalnızca birini götürmez; onunla beraber inancını, iyi niyetini, çocukça bekleyişlerini ve “belki” diye sakladığı bütün ihtimalleri de alır. Fakat şiirin asıl gücü yıkılışında değil, yıkıntının içinden yeniden doğmaya çalışan o sessiz dirençtedir. Şair zamanı durdurmak istemekten vazgeçer. İyi niyetlerini bir kâğıt gemi gibi suya bırakır. Batarsa batsın, yanarsa yansın… Çünkü artık geçmişi kurtarmaya değil, kendini enkazın altından çıkarmaya çalışmaktadır. “Kırık Senfoni”, bir aşk şiirinden çok, insanın kendi kırılma sesini dinleyip yine de ayağa kalkma şiiridir. Bu şiirde sevda vardır, veda vardır, hüzün vardır; ama en sonunda hepsinden daha güçlü bir şey kalır: Kendi enkazından kendini çıkaran bir insanın sessiz onuru.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!