Be hey gönül, aşktan ne anlarsın sen?
Senin yâr sevmeye mecâlin mi var?
Balık olur deryâları gezersin,
Senin sığınacak limanın mı var?
Gurbet elde figân eder âh edersin,
Koşturup dururuz, bir hiçin peşinde,
Zaman, çökmüş bir at şimdi, yorulmuş eşiğinde.
Sözler pul olmuş dillere, sevda süs niyetinde,
İnsanlık küle döndü; kimse dönüp görmedi hâlinde.
Ne kaldı o eski bahçelerin muhabbetinden?
Gönül pazarına geldim bir pula,
Hak kelâmı sattım, Hak'tan aldım hüner.
Arifler meclisinde kıldım niyâzı,
Mürşid önünde eğildim, sattım benliği... SATARIM!
Arifler sırrını bilir eşyânın,
Gönül coşkun bir umman, sevgiyle çağlar;
Hakikat sırrına erenler ağlar.
Aşkın badesinde içen her can,
Erenler yolunda Hakk'ı ararlar.
Semah döner, aşk ile yanarlar;
Gözlerimde biriken akşam,
tütün rengi bir kelebek uçar dudaklarımdan.
Şehir, sırtında biriken yalnızlığıyla uyur,
rüyalarında demir parmaklıklı bir gökyüzü görür.
Kalbim, bir duvar saatidir bozuk,
Güneş ağlar gizli gizli,
Her şafakta bir sır çözülür.
Bulutlar niyaz eder,
Rüzgâr Zeyneb’e söz olur.
Toprak kırbaç yedi, yüreği dağlı,
Dünya bir han oldu, yolcusu biziz,
Her nefeste ayrı bir gurbetiz biz.
Zamanın aynasında kaybolan iziz,
Gurbet de biziz, Abdal da biziz.
Kıbrıs’ta dalgalar, Anadolu’da dağ,
Bağrıma eser de gurbet yelleri,
Ağlama sevdiğim, dönemem geri.
Kavuşsa Nil'in suyu ummana,
Varamam sevdiğim, gelemem sana.
Beni alıp götürürler zindana,
Kemter Abdal her şey Haktandır Haktan,
Zerrede gizlidir, âlem-i imkân.
Şeytan deyip duran kabahat saklar,
Nefsin kalabalığı ruhu karartır.
İyiyi, kötüyü irade yapar,
Gönül şehrine girene selâm olsun,
Yol bir, sürek bin bir… Hak’ka erene!
Bu çağın karanlığında mum yakan,
Eline-diline-beline erenlere…
Dünya döndü döne, insan unuttu sırr-ı Ali’yi,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!