Hor bakan gözlerin kahpesiyiz biz,
Çadır kurduk diye taşlar üstüne.
Kovulsa da tenimiz, gönül şehrimiz
Kuruludur Hakk'ın başlar üstüne.
Ne kılıcın ucu ne sermayemiz,
Kantarma'nın eteğinde, bir taş yükselir yüce,
Çoban Dede'nin sırrı, fısıldanır her gece.
Harunuşağı toprağı, ahde vefasızlığa şahit,
Bir çobanın sözü, nefsine nasıl esir oldu, ibretlik bir kayıt.
Yazdı bir zamanlar, yer gök yanarken kor,
Kum işte. Sarı sarı.
Bazen de kahverengi.
Üstünde yürürsün. Ayakların batar.
Terlersin. Susarsın.
Ama güzeldir çöl.
Geniş geniştir.
Niyet: "Bism-i Şah! Bugün, çarşının taze ekmeğine değil, çöp konteynerindeki nimete talibim!"
Süre: Üç gün (Birinci gün plastik, ikinci gün organik, üçüncü gün tehlikeli atık)
İftar: Market artığı, son kullanma tarihi geçmiş bir yoğurt
Sahur: Sokak kedisinin bıraktığı balık kılçığı
Gök yarılıp dolu yağmurlar yağsa,
Zelzeleler olup ummanlar taşsa,
Sular köpürüp de bentler yıkılsa,
Bağrımda yanan ateşi söndüremezsin.
Lokman hekim olup karşıma gelsen,
Göçümüzü yazan kalem değil tekerlek izlerimizdir,
Sözümüzü nakşeden kâğıt değil davulun derisidir.
Biz ki ateşle barışık, demirle kardeş bir halkın evlatlarıyız,
Yolumuzu çizen sultan değil, her sabah doğan güneştir.
Köle pazarında satılan bedenler değil, özgürlük türkülerimizdi,
Bir sabah uyandım, aynaya baktım,
gözlerim bana bakmıyordu.
Kirpiklerim bile başka birine aitti.
Kendimi sevmek istedim —
ama hangi beni?
Nesîmî meydana çıktı,
Tenini dünya sandılar.
Cellat bıçağı çekti,
Onlar ölüm sandılar.
Oysa o gün
Derdi derman eyledik, billâh bu sırra erdik,
Aşkın ateşine yandık, bir kâmil menzile yürüdük.
Dikenlerde gül bitirdik, kahrında lütfunu gördük,
Mürşid-i kâmilin elinden, ab-ı hayatı içtik.
Dert bizim bahçemiz idi, her gam bir gül verdi bize,
Âdem ile indik toprağın bağrına,
Çamurda yoğrulduk canın sırrına.
Kudret eli değdi Hakk’ın nuruna,
Her devirde aynı aslımız birdir.
Nuh olup bindik de tufan gemisine,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!