Hû!
Bir sofra ki eti insan, şarabı kan!
Hind'in dişleri çatal, Ebu Süfyan'ın elleri kaşık,
Muaviye'nin zehri tuz, Yezid'in kılıcı bıçak!
Peygamber evladını yediler bu sofrada!
Şeriat kapısından girdim içeri,
On makamda öğrendim eğri, doğruyu
Tarikat yolunda yürüdüm, durdum,
On makamda ben Hakk’a ulaştım.
Marifet deryasında daldım derine,
Hak yoludur bize açılan ışık,
Sevgi ile barış kalbe yaraşık.
Adaletle dirlik, nefse dolaşık,
Gönül erleri birliğe çağırır.
Her can birdir, tenler sadece giysi,
Gece yağmuruyla ıslanmış saatler,
Boğaz'da durmuş ağlıyor
zamanın kırık bilekleri
sulara gömülüyor usulca.
Galata'nın daracık sokakları
Her sokak başında bir kedi,
Tıknaz, tombik, yuvarlak bedeni.
Patileri yorgun, bakışları tok,
Yemeğe düşkün bu şehir çocuğu.
Bir zamanlar fare kovalardı,
Yine bir akşam çöker şehrin üstüne,
Beton duvarlar suskun, gökyüzü küskün.
Bir türkü düşer dilime, eski bir yara gibi,
Sanki dağların sesi, iner bu garip şehre.
Yüreğim bir iz sürer, dumanlı sokaklarda,
Ey can! Akşamın alacasında beliren o nuru dinle.
Eteği kırk rengin sırrıyla dokunmuş; o şalvarı dinle.
Ayağında çarığın değil, Kerbela toprağının süzülmüş kundurasını;
Yol azıksız sanma, "Erzak bendedir," diyen o sesi dinle.
Cebinden Sekine'nin buğdayını serpti yola; bereketi dinle.
Sokak ortasında bir bölme işlemi:
Bir ekmek, üç çocuk, sıfır kare.
En küçük dilim açlığı büyütürken,
Büyükler paylaşmayı unuttu rakamlarda.
Bir terzi, gözlüğünün camına
Her sabah
ayakkabılarımızın içinde birer küçük grev tohumu çimlenir
Bedenlerimiz ters dönmüş bir metro haritası gibidir artık
Mavi yakalılar lacivert nehirlere dökülürken
Biz düdük seslerinden bir köprü inşa ediyoruz
Bir imza düştü kâğıda, yaprak gibi ince,
"Devlet" derler, hangi çınarın gölgesinde?
Gölgeyi sattılar karanlık tüccarları,
Mühür çalındı, sahtekârlık devlet katında.
Dört yüz profesör doğdu gece yarısı rahimlerden,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!