Biz kargalar piriyiz, kanadımız kara,
Güvercinlere, kumrulara selam olsun sabaha.
Meclisimiz viranelerde, taş yığınları arasında,
Veznimiz çalıntıdır, hırkamız yama yama.
Gökte aranmaz sultanımız, yerde bilinmez adımız,
Ofisinin 37. katından
tanrıyla pazarlık ediyordu:
"ver bana bir gece daha
bütün bankaların şifrelerini
sana bir cami yaptırayım
altın kubbeli"
Sabahın ilk ışığı
gecekondu mahallesine düşerken,
gökdelen camlarından yansıyıp
bir çocuğun boş karnında
yanlışlıkla güneş sanıldı...
Kayıt defterinde adım yok, ne doğum ne ölüm yazılı,
Çöplükte doğdum ben, çöplükte buldum ilk “Hû”yu.
Harfler zincir, rakamlar kelepçe, kodlar gardiyan,
Ben ise zincirin dışındaki gölgenin gölgesi, yalın.
Taş üstünde taş, tapu üstünde tapu,
Adım Gaybi, beyler sürdüm bu handa,
Nefsimin avı peşimde, yay gerdiren el oldum.
Bir kaz donu göründü, sır gözümdü o anda,
Attım oku bilmeden, kendi tenimi deldim.
Kan izini sürdüm, vardım o dergâha,
Sabahın ilk ışığıyla kanat çırptı,
Tozlu pencereden süzülen altın.
Bir çiçek gördü, "ebedi" sandı,
Öğleye kalmadı yolunu yitirdiğin.
Bir çocuk koştu peşinden,
Bir zamanlar yüceydim, şimdi ben de bir akşam,
Gönlümde bir dert, gözümde bir sis var.
Yollar hep taşlıdır, her adımda bir sancı,
Düştüm, kalktım, ama hala yıkık bir yanım var.
Kemter Abdalım ben, bu dünya bana dar,
Her gecem bir hasret, her sabahım bir hüsran.
Adımız bu divanda bir Kemter kaldı,
Hakikat bağında açan gül biziz.
Erenler meydanı bize bir yoldur,
Muhabbet sofrasında ismimiz kaldı.
Bir ismi söylenen, özü Hû olan,
Bu sabah uyandığımda
düşüncelerimin yerini değiştirilmiş buldum.
Bazıları yoktu.
Bazıları fazlaydı.
Bazıları bana ait değildi.
daha ben yoktum,
bir gölge
duvara yaslandı
ama duvar henüz yapılmamıştı.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!