Kahire’nin üstüne akşam çöktüğünde
güneş değil, şehrin çürük nefesi iner.
Toz, mazot ve bin yıllık keder
aynı kapta kaynar burada.
Kemter, fuar çantası omzunda
Kahire’nin dar sokaklarından geçtim,
Toz yüzüme vurdu, gölge içime çöktü.
Bir lahit kapağı aralandı sanki—
O an dedim ki:
“Bre Kaygusuz, sen mi geldin yine bu çılgın şehre?”
Kahire, ey tozdan doğmuş kadim şehrin çatlaktan sızan nefesi…
Ben geldim sana, bir garip Abdal,
Gölgeyle ışığın kavgasını omzumda taşıyarak.
Mezarlıkların içinden geçen çocuk seslerini duydum,
Ev diye kabre yaslanan ruhları,
Kaldırım taşlarını kaldırdılar bir bir,
Altında kırık dişli çocuklar gördüler.
Güneş görmemiş, ekmeği un kokmuş,
Her biri bir fabrika dumanında soluk.
Sokak lambası titredi ansızın,
Batı’nın “demokrasi” kılıcı, petrolden keskin,
İsrail’in strateji haritası, kanla çizilmiş sınır!
Cihatçı kuklaları oynatır perde gerisinde,
Bir yanda gaz faturaları, bir yanda vahşet cenderesi…
Kara altın için kurdular bu kirli kumpası:
Fabrikanın kayıp çocukları
duvarların içinde yaşıyor şimdi:
Tuğlalar arasında sıkışmış
küçük parmak izleri,
her vardiyada biraz daha soluyor.
Biz kargalar piriyiz, kanadımız kara,
Güvercinlere, kumrulara selam olsun sabaha.
Meclisimiz viranelerde, taş yığınları arasında,
Veznimiz çalıntıdır, hırkamız yama yama.
Gökte aranmaz sultanımız, yerde bilinmez adımız,
Ofisinin 37. katından
tanrıyla pazarlık ediyordu:
"ver bana bir gece daha
bütün bankaların şifrelerini
sana bir cami yaptırayım
altın kubbeli"
Sabahın ilk ışığı
gecekondu mahallesine düşerken,
gökdelen camlarından yansıyıp
bir çocuğun boş karnında
yanlışlıkla güneş sanıldı...
📜 KAYGUSUZ SÖYLENCESİ: KİBİRDEN HAKİKAT'E YOLCULUK
BİRİNCİ KISIM: KİBRİN OKU VE PİRİN KERAMETİ
Sahne 1: Alâiye Sarayı'nda Suret-i İman'a İsyan




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!