Seni sevmek;
Bozkırın ortasında çiçeğe duran bir badem dalı,
Yağmurun toprağa değdiği o ilk saniye gibi aziz...
Bakışların; uykusuz gecelerimin o en emin sığınağı,
Gülüşün; ömrümün en geniş, en aydınlık yolu.
Söyleyemediğim ne varsa o dilsiz duruşunda saklı;
Bir gün…
göğsümde açılan o nihai kapıdan geçersem,
adı şehadet olan o sert hükümle,
bil ki bu gidiş bir tükeniş değil;
dünyanın bütün ağırlığını
Rabb’inin adaletine bırakmaktır.
Bir kelime arıyorum —
artık hiçbirine inanmıyorum.
Sözlükler dolusu sessizlik var içimde,
her biri senin susuşuna benziyor.
Bir pencere önündeyim,
Gece geç kaldı yine,
ben çoktan bitmiştim.
Bir caddeden geçtim —
adı yoktu, tıpkı ben gibi.
Camlar buğulu,
(1)
Feride’nin hüznüyle, odaya keder siner,
Duvardaki gölgeler, mahzun bir çarka döner.
Bir köşede oturmuş, dizleri çekik çocuk,
Sanki koca kâinat, onun kalbinden küçük.
Aynalarla kavgalıyım;
çünkü her biri yüzüme değil,
ruhumda hâlâ sıcaklığını koruyan o kırıkların
keskin kenarına tutulmuş bir bıçak gibi duruyor.
Yansıma dediğin, yalnızca görüntü değildir;
sakladığın her karanlığı,
Ben yazmayı sana alıştım.
Sana yazmadan geçen bir günüm eksik kalıyor.
Bazen elimle yazmadığım satırlar,
gözümden düşen yaşla dökülüyor defterime.
Çünkü bir “ilk”in kıymeti sadece yaşamakla değil,
onu hissetmekle ölçülür.
Bugün biraz konuştuk,
Sesinde kırılmış bir huzur vardı.
Söylemedin ama hissettim,
Kalbin ağırdı, gözlerin doluydu.
O an zaman durdu içimde,
Ben seni sen bilmeden,
hatta ihtimal dahi vermezken sevdim.
Ve aslında sevdiğimi biliyorum.
Ama sevilmeyi henüz bilemedim,
çünkü seviyorsan da
bunu hiç açık etmedin.
Bir kelimen yetiyor bazen,
Bir “nasılsın” bile susturur kalabalığı.
Senin sesin, gecenin ortasında bir dua gibi,
Kalbimde sükûnet buluyor her yankısı.
Bir bakışın var, anlatmaz ama onarır,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!