Ümid ü nur kalmadı çeşm-i nâzında,
Ben hâlâ beklerim aşkın niyâzında.
Harâret yok, ateş sönmüş elinde,
Ben yanarım, aşkın bâkîdir gönlümde.
Bu dil mucize ister ey kar-tânem,
Bir kelâm et ansızın: "Ben de seni isterem."
Gelse bir nefesin, bahar olur kışımda,
Sensiz her demim hazân, her gülüm dert içinde.
Kadehlerim dolu derd ü hayal ile,
Her "keşke"m sensin, her nefesim melâl ile.
Her itişinle gönlüm yanar, artar sevdâm,
Kaçışın beyhude, zîrâ yazılmış bu infial ile.
Dolaşır zihninde nice düğüm, nice bağ,
Ben çözerim hepsini, yeter ki ver bir çağ.
Sûretim sâkin görünür, lâkin bil ey yâr,
Rûhum mest ü sergerdân, aşkınla her an nâr.
İnanmazsın bilirim, lâkin bir kıvılcım ver.
Bin adımla gelirim, bir işaret yeter.
Sanma ki ilk adımı senden beklerim hâlâ,
Ben nice yollar geçtim, aşkınla belâ.
Ne olurdu ki "evet" deseydin ey cân,
Birleşirdi âlemler, olurduk bir cihan.
Şimdi n'apsın sadıklar, âh her demim virân,
Yine de her duam sensin: "Ol ki ben olam."
Kayıt Tarihi : 20.04.2026 15:48:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Hikâye, çoktan sönmüş bir ateşin başında bekleyen bir adamla başlar. Ama onun için ateş sönmemiştir. Bir zamanlar hayatına giren biri vardır—öyle büyük sahnelerle değil, küçük anlarla. Bir bakış, kısa bir konuşma, belki yarım kalmış bir yakınlık… Ama bu küçük şeyler, onun içinde büyüyerek neredeyse kutsal bir yere dönüşür. Karşı taraf için bu, sıradan bir tanışıklıktır. Onun içinse bir başlangıçtır. İşte kırılma da burada doğar: İki insan aynı hikâyede değildir. --- Adam, o kişiye hiçbir zaman tam anlamıyla sahip olmamıştır. Ne bir ilişki vardır, ne net bir karşılık… Ama bir “ihtimal” vardır. Ve o ihtimal, onun içinde giderek büyür. Her gün biraz daha bağlanır, her gün biraz daha anlam yükler. Karşı taraf uzaklaştıkça, o daha çok yaklaşır—ama sadece kendi içinde. Şiirdeki “ümit ve nur kalmadı” dizesi, aslında karşı tarafın çoktan vazgeçtiğini anlatır. Ama anlatıcı bunu bir son olarak kabul etmez. Çünkü onun aşkı, karşılıkla değil, **ısrarla beslenir.** --- Zaman geçer. Karşı taraf artık hayatına devam etmektedir. Belki başka insanlarla konuşur, güler, yeni bir hayat kurar. Ama anlatıcı için zaman durmuştur. O hâlâ aynı noktadadır: bir “evet” ihtimalinin başında. İçinde sürekli aynı cümle yankılanır: “Bir kelâm et… yeter.” Bu yüzden şiirdeki yakarış, bir sevgiliye değil, bir **ihtimale yapılan duadır.** --- Adamın hayatı ikiye bölünür: Dışarıda sakin, kontrollü, hatta güçlü bir görüntü… İçeride ise sürekli yanan, ama karşılık bulamayan bir ruh. İnsanlar onun iyi olduğunu sanır. Oysa o, her gün aynı duyguyu yeniden yaşar. Kadehler, yalnızlık, “keşke”ler… Bunlar bir kaçış değil, bir tekrar döngüsüdür. Çünkü o, unutmak istemez. Unutmak, bu aşkın hiç var olmamış olması demektir. --- Hikâyenin en acı tarafı şudur: Adam, aslında karşı tarafın değişmesini beklemez. Sadece bir anlığına, onun hissettiği şeyi hissetmesini ister. Bir kıvılcım. Tek bir işaret. Ama o kıvılcım hiç gelmez. --- Ve zamanla şunu anlarız: Bu hikâye bir kavuşamama hikâyesi değildir. Bu, **tek taraflı bir sonsuzluk** hikâyesidir. Adam ilerler, yaşar, değişir gibi olur… Ama içindeki o bağ, olduğu yerde kalır. Sonunda ne olur? Hiçbir şey. Ne büyük bir kopuş, ne dramatik bir son… Sadece yavaş yavaş harap olan bir iç dünya. Ve geriye şu kalır: Bir insan, hiç yaşanmamış bir aşkın içinde ömür boyu yaşamaya devam eder.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!