Gel otur şöyle yanıma, konuşalım yine biraz dertli dertli,
Gökyüzü kurşun gibiydi o gün de, tıpkı bugünkü gibi kasvetli.
Üç beş dakika erken çıkmıştım hani, bahçede çıt çıkmıyordu daha,
Kafamda bin türlü soru; bastonum yerde, gönlüm ırak bir sabaha.
Servisin burnunu dönüp kaldırıma doğru tam kırmıştım ki yönümü,
Bir ayak sesi indi basamaktan, aydınlattı o anki dilsiz günümü.
"Yardım edeyim" mi dedin o an, yoksa "Enes dur" mu çıktı o duru tondan?
Suyun mermere dokunuşu gibi berrak, sakin ve farksızdı her tondan.
Geldin, öyle ince tuttun ki kolumdan, eşlik ettin bana kapıya kadar,
Önce ben bindim basamaklardan, ardından sen geldin ağır ve vakur.
"Teşekkür ederim" dedim mahcupça, hani o kelimeler boğazımda donunca,
Sahi, "bir şey değil" mi demiştin, yoksa nazik bir "rica ederim" miydi o an duyunca?
Zaman sildi kelimenin aslını ama gitmedi içimden bıraktığı o tatlı cefa,
Meğer o bulutlu günün kıymetini bilmemişim, yetinmemişim bu saf lütfa.
Sen on bire geçtin artık, ben ondayım; aramızda koca bir koridor sızısı,
Korkutur beni o servisin boşluğu, yakar bu dilsiz şairin tek yazısı.
Bilirsin, bu divanda "git" denmez hiçbir dosta, haramdır o nankörce hece;
Ben kapıyı hep açık tuttum seccadede, hem gündüz hem her gece.
Cemal Süreya misali, hüznü bir tebessümün ardına gizledim de yandım,
Yine de sitem etmem; gel otur şu kaldırıma, ben senin o duru sesine inandım.
Kayıt Tarihi : 16.08.2026 17:14:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!