Akşam...
Kırık bir aynada çoğalan yüzüm;
Şehir, karanlığın dişleri arasında bir av.
Güvercinler geçiyor kalbim paslı kubbesinden,
Kanatlarında gece,
Gagalarında zaman.
Ve ben,
Yokuşlara bırakılmış bir gölge değil artık;
Kendi içimin zindanında
Kendi sesine mahkûm bir mahpusum.
Sen yoksun.
Bu yokluk,
Bir insan eksikliği kadar basit değil.
Sanki ruhumun haritasından
Bir kıta silinmiş.
Bir vakit,
Adını ansam
Eşya dirilir,
Duvarlar nefes alır,
Lambalar ışığın sırrını çözerdi.
Şimdi ise
Saatler, karanlığı öğüten değirmenler gibi
Üstümden geçiyor.
Gece büyüyor.
Kahveler kapanmıyor artık,
Asıl kapanan
İçimdeki pencereler.
Vapurlar kalkmıyor iskeleden,
Asıl uzaklaşan
Benden bana giden yollar.
Ve ben,
Bütün otobüsleri kaçırmış bir yolcu değil;
Varlığın son oto garında
Beklemeyi ceza edinmiş bir garibim.
Ellerimde duman,
Gözlerimde kül.
Senin gidişin,
Bir ayrılık değildi.
Birdenbire sönen bir şehrin ardından
Karanlığa terk edilmiş sokaklar gibi
İçimde uzun bir sessizlik başladı.
O günden beri
Ne yana baksam
Eksik bir ışık,
Kırık bir akis,
Tesbih habbeleri dağılmış
unutulmuş bir seccade
Yarım kalmış bir dua.
Beni görenler
Yorgun sanıyor.
Bilmezler;
İnsan bazen
Kalbini değil,
Mânâsını kaybeder.
Bir yanım denize çıkar,
Bir yanım uçsuz bir hatıraya.
Kaç gece geçti?
Bilmiyorum.
Takvimler eskidi,
Mevsimler soldu,
Yıldızlar yer değiştirdi.
Fakat ben hâlâ
Kaderin kıyısına bağlanmış son gemi gibi
Aynı ufka dönük bekliyorum.
Bir ses duysam,
Bütün sürgünlerimi yakarım.
Çünkü bazı aşklar
Sevgiden öte,
Bir imtihan olur.
Ve bazı geceler vardır ki,
İnsan onlardan çıkamaz;
Ancak onların içinde
Kendini arar.
Kayıt Tarihi : 13.07.2026 15:52:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!