çatılarda parıldayor sağanak
dalıyor korkularımın arasına
toprağın kasıklarında akarak
tüm sonlara meydan okurcasına
sarı fotoğraflı anılar gibi
düşünmek saygılıydı benliğime
bilirdim geniş caddelerin sözlüğünü
bulutlaştıysa eğer kıyıya bakış açılarım
sokak aralarında direğe konmuş bir martıyla
bile mutlu olurdum
dağ taş anarım sözlerini
tepeden tırnağa çorak toprak gibi
samimi harcarım kendimi sana
anadolu olur kız kaçıran sevdası
sakarya boylarında şahin kanadı
geliboluda şehit onbaşı mektupsuz
ben hangi işe kalkışsam gelen günle
boğazımda durur su aklıma gelirsin
söyle
ağlasam gözyaşlarımdan bulur musun yerimi...?
sokakların tadı yok
çocuklar üşüyerek kaçışmışlar besbelli son uykularına
kana kana göremezdim kargacık burgacık kaçışını
eski bir sahil anısıysa gülüşün
sana bıraktığım aşktır ardındaki o boğucu mavi deniz
çok vaktim yok göçebeyim gene hicranına
ağlarımı çekeceğim mısralarımı yıkadığım düşlerden
kimbilir
kanamalara alışık üzerinde durduğun rüya
eski yıkanma günlerinin kokusuyla
giderken annen
sıcak akdeniz öğlenleri arkadaşsız
tozlu palmiyeler takılır gözlerine
esamisi okunmaz içten serin dokunuşların
ölüme ayak diremem
hokkamda boşluğun
bende olan sensizlik değil bu
sensizlikte olan bir ben var biçim biçim
için için
hokkamdaki boşluğuna daldırırım kalemimi
gözlerimden sakındığın ay ışığın mıydı gece yüzlüm
mehtabın suya yazdığı soluksuzluğu sonlandıran göç anlarınca
ve göğsüm kımıltısızlaşınca derinden bitecek en kötü senaryo
iyiler çimenleri okşayacak sanacağız gene
oysa esen sadece sabah rüzgarı olacak sevgilim...
düşünmek acımasız yapar zamanı
hiçbirşey dinlemez kederin dörtbaşı mamur hükümranlığını
kavuşmalarla aranda kan uyuşmazlığı
koşulsuz sevdim seni peşin hükümlü
mahalle aksanıyla konuşarak
küfürlü
hiçbir zorlama olmadan
şiirselliğe açık
ölmeyi göze alabilenli




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.