Elbette ki sana dert,
Anılarında ismim,
Duvarlarında resmim olmasa;
Yaşayabilir misin bir başına?
Tanıyabilir misin
Mavi sulara inip inip kalkan martıları,
Sensiz gecelerden korkuyorum yalnızlığımda,
Her düşüncen bir ayrı canakıyıcı oluor,
Karabasanlara dönüyor her bir hüznüm,
Her bir çilem bir yolkesici, her bir azabım bir harami,
Dertlerimin her biri gelip duruyor üztüme üztüme
Ellerinde baltalar, nacaklar,
Tek harfi tanımadan gelmişsin bu yaşlara,
Sen satmışsın kirazı, kalmış yalnız terazi.
Elbette vurmalısın o kafanı taşlara,
Sen satmışsın kirazı, kalmış yalnız terazi.
Dökmemişsin ömründe gözlerinden damla yaş,
Sularda sırmasın ay ışığından,
Dalgada köpüksün, kayada yosun.
Başımda çelenksin defne dalından,
Bırak da gözlerim seyredip dursun.
Seni anımsarım ılık yağmurda,
Sevda yollarında sarhoştur gönlüm,
Çok ağır gidelim bitmesin yollar.
Aşkına alıştı başıboş gönlüm,
Sarılsın boynuma o körpe kollar.
Sarhoşluk sevdanın tek mihengidir,
Gel yağmur altında danslar edelim,
Damlalar göllensin ayak altında.
Zamanı çok yavaş ilerletelim,
Işıklar oynarken yanak altında.
Kollar omuzlarda veya bellerde,
Öyle bir evrende yaşıyorsun ki;
Herşeyde bir eşsiz düzen mevcuddur.
Göze görünmeyen zerrede bile
Cömertce harcanmış özen mevcuddur
Ölçülüp biçilip yaratılmış kıl,
Sokak lambaları yeniden yandı,
Evlerde perdeler kapatılıyor.
Bedenim yeniden sokakta kaldı,
Kalbim ateşlerde kaynatılıyor.
Sokaklar ıpıssız, dar ve karanlık,
Yine kaplamış sessiz nağralar Aziziye Tabyaları ‘nı,
Yine rüzgarlar esip duruyor kan kokularıyla
Poyrazdan Kıble ‘ye,
Çimenler yine kankırmızı,
Çiçekler yine kankırmızı,
Yine kankırmızı otlar,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!