Ne yüzüne bakabiliyorum,
Ne saçlarını okşayabiliyorum,
Ne ellerini tutabiliyorum,
Ne sesini duyabiliyorum,
Ne de duygularımı fısıldayabiliyorum.
Vah bana… Vahlar bana…
Neden seni sevip duruyorum?
Seni neden özlüyorum özleyebildiğim kadar?
Neden seni arayıp duruyorum pencerelerde, kapılarda?
Tozlu-tozaklı yollarda,
Papatyalar ve mor salkımlar içinde?
Neden seni görmek istiyorum yıldız çiçeklerinde
Sana kalsa; hayallerini bile esirgersin benden,
Ne düşte gösterirsin kendini, ne gerçekte,
Kör bırakırsın beni çöllerde gündüz gözü,
Bir kuru haberini bile göndermezsin rüzgarlarla,
Esirgersin kuşlardan,
Kervanlardan,
Bir gün dağılacak bütün mezarlar,
İçi fırlayacak dışa toz gibi.
Dağlar yassılacak, gök dürülecek,
Eskimiş, porsumuş yırtık bez gibi.
Yanacak kayalar, tutuşacak yer,
8
‘Gardaşcan, sanma ki kayalar sağır,
Hele var gücünle şu dağa bağır.’
Delikanlı:
- Ben sana dememiş miydim tatlı baharlara çıkacağımızı, Minicik. Dedi. Bak bu tatlı bahar sabahına… Bak bu güzel bahara…
Yerleri, gökleri yaratan Tanrı
Seni yerlerden, göklerden güzel yaratmış.
Gecelerimi süsleyen yıldızlardan,
Denizdeki mehtaptan,
Karanlıklara değip geçen gecekuşlarından,
Martılara şifa olan körpe sabahlardan,
Sen yokken ne kadar çirkin bu deniz,
Ne kadar hırçın bu bulanık dalgalar,
Martı çığlıkları sarhoş nağralarından farksız,
Kumsal dikenli dikenli,
Pis suların ortasında kepazeliğe çıkmış
Yelkenli.
Yazar olsam; seni yazardım bir güzel masal yerine,
Ressam olsam; seni çizerdim tuvallerime,
Seni besteler, seni söylerdim müzisyen olsam,
Şair olsam; mısralarımda seni işlerdim,
Kumsal olsam; ayaklarını öperdim deniz yerine,
Kaptan olsam; deniz edinirdim sensizlere uzanan.
- Baba, gelin bir çayımı-kahvemi alın, canım.
Yaşlı adam sevimli çocuğun saçlarını karıştırıp bıraktı:
- Sağol, benim yavrum. Akşama doğru inşallah. Haydi uğurlar olsun. Git sat.
Yaşlı adam uzaklaşan çocuğun arkasından bakan delikanlıya döndü:
- Peki gardaş, hele şimdi de sen de ki; kimsin, necisin, ne işin var Sivas ‘ta?
Delikanlı kısa cümlelerle durumun bütün iskeletini çizdi. Adam daha bir sevinmiş, daha bir ısınmıştı. Hele delikanlının da ayni sıcakkanlılığı göstererek kendisini hemen ‘Baba’ diye çağırması daha çok hoşuna gitmişti. Daireyi gösterdi. Ayrılırken:
Sürme böyle kervanları arasız,
Bir mola ver, bu kumlarda ölümvar,
Koyma eli kızgın çölde devasız,
Uyanık yat, uykularda ölüm var.
Süs arama, giydirdinse kendini,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!