Bırak elemlerde kalsın yüreğim,
Çıkarma kalbimden dikenlerini.
Ölünce ararsın zaten sevgilim,
Yaşarken hatırla, gel ara beni.
Zaman bir gitti mi bir daha dönmez,
Kapandı perdeler yine yüzüme,
Yalnızlık dev oldu yine gözüme,
Ne bir tek aydınlık, ne de tek hüzma
Kararan dünyama çare olamaz.
Kalbim anılarla uğraşır durur,
Rıhtımı yalar suılar köpüklerin önünde,
Güneş batar, ay batar, ben hala o yerdeyim,
Bil ki; ben hep ordayım, yarın da, öbür gün de,
Sana gelen gemiyle yeni bir seferdeyim.
Mademki umutların bir adı beklemektir,
Çileli bir kervandayım,
Hem ateşte, hem kandayım,
Bir sahilsiz ummandayım,
Senin için ağlıyorum.
Kalbim kalmış alevlerde,
Seni küçük işvebaz,
Yapma bana fazla naz,
Gönlüm nazdan anlamaz
İltifat sanır bunu.
Seni şirin düzenbaz,
Havaya bak, nice güzel,
Mehtap güzel, gece güzel,
Şive güzel, lehçe güzel,
Herşey güzel, sen olunca.
Rüzgar eser, fısıldaşır,
- Ha o mu? Diye seslendi. Mine. Kızım. Demesine ben öyle demiştim ya, sonradan durum değişti. Öğrendim ki; en sonunda, benim o hayırsız kızımla damadım olacak adam yanıma gelmeyi kabul etmişler. Bilirsiniz, damat kaynana bir arada oturamaz. Üstelik onlar yeni evli. Eşyaları çok. Onun için onlar aşağıda, burada, benim evimde oturacaklar, ben de yukarıya, sizin oturduğunuz eve çıkacağım. Durum işte bu, kızım, yavrum, Mine ‘m. Namazı bitirir bitirmez, ben de evden çıkmanız gerektiğini söylemek için yukarıya gelecektim ya, neyse ki siz benden önce geldiniz. Bilirsiniz; kalpten kalbe yol vardır.
İki genç eşi görülmemiş bir şaşkınlıkla birbirlerine baktılar. Antrenin ilerisindeki ana kapıdan bastıran boğucu bir sis dalgası, çıkrık seslerini andırır gıcırtılarla saldırdı. Üzerlerinden geçtiği yüz yıllık çöküntüleri, yıkıntıları ve kalıntıları bir anda billur kubbeli saraylara çevirerek değerlendiren büyülü elleri gibi büyük bir ustalıkla kayarak ve dokunduğu her yeri güzelleştirip kıymetlendirerek taş merdivenleri çıktı, yukarıdaki barakayı bir ucundan bir ucuna kadar sardı.
Delikanlı, bir arpa başağını avuçlarıyla tersine tersine okşuyormuş gibi, içinde biryerlerinde bir ürperme hissetti. Zorlukla:
- Yani çıkalım mı evden diyorsunuz?
Dedi. Yaşlı kadın pullu başörtüsünü daha bir sıkıştırdı, çivit rengi gözleriyle kirpiklerini kıtpmaksızın daha bir baktı:
- Hı. İşte öyle diyorum.
Sarı saçlarına kul-kurban oldum,
Sen beni istemez, sevmez misin hiç?
Bir ömür peşinde koşup yoruldum,
Bir kerecik olsun övmez misin hiç?
Islak çimenlere güneş doğarken,
Sallama mendili; ürperiyorum,
Sanki ufuklara gider gibisin.
Sanki gözlerimde ıslak damlalar,
Sanki yüreğimde keder gibisin.
Bilemezsin, ben nasıl düşmüşüm dara,
Sanma ki yeni çıktım bu kapının önüne,
Yıllardır eşiklerde böyle geçiyor ömrüm.
Benzetiyorum seni her bakıp gördüğüme,
Yıllardır eşiklerde böyle geçiyor ömrüm.
Dönersen bulma diye kapımı duvar gibi




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!