Benim işim yücelerden yüceyle,
Fikirsizle, barbarlarla işim yok.
Ben sır için yola çıktım geceyle,
Baş kesecek serdarlarla işim yok.
Bir çobanım engin derya peşinde,
İlk Sarsılış
Hikmet Çocuk arkadaşlarıyla birlikte yine oradaydı.
Buranın bir çiftlik işletme müdürlüğü olduğunu ana kapıdaki yazıdan öğrenmiş olduğu halde, nasıl bir yer olduğu konusunda tek bilgisi yoktu. “İşletme” nin anlamını bilmiyor, “Müdürlük” ü ise bir tür başöğretmenlik sanıyordu.
İşletme, Ermeni maşatlığının arkasından başlayıp dağların yamaçlarında son buluyordu. Çevre duvarları arasında ana yapı, yatakhane, yemekhane, çayhane, ekim alanları ile büyükçe bir başka alan ve alanın ortasında da bir pınar vardı.
Pınarın çevresi bir dinlenme yerini andırmaktaydı. Pınarla önündeki üç uzun yalağı yosunlu kaba ağaçlardan yapılmışlardı. Yanında-yöresinde ağaçtan kesme sıralar, ağaçtan kesilme masalar göze çarpmaktaydı. Beyazdan pembeye çiçekli dallarla kuşatılmış olan pınar, cennetten bir köşe gibiydi.
İlk Sinema
- Aman Hüseyin Bey, bacak kadar çocuk ne bilsin sinemaya gitmeyi? Daha ben bile bilmiyorum sinemanın ne olduğunu.
- Sen bilemezsin; eskisin. O bilir; yenidir.
- Aman iyi iyi. Daha artık sinema her ne ise.
Baba Hikmet Çocuk ‘un üstüne yukarıdan aşağı eğildi. Çarşıyı biliyorsun; her gün gittiğin yer. Evimizin önündeki yokuşu ineceksin, Cumhuriyet Alanı ‘nı geçeceksin. Bankanın ve İstiklâl İlkokulu ‘nun önünden Postahane ‘ye yukarı. İşte çarşı. Sonra pazaryeri. Halkevi eczahanesinin üstünde. Eczane ilaç satılan yer. Bu ortası delikli sarı kâğıdın adı “Bilet” tir. Merdiveni çıkacaksın, bu bileti kapıdaki adama vereceksin. O yarısını koparıp alacak ve yarısını sana verecek. O zaman içeri girip boş bir iskemleye oturacaksın. Sonrası artık kendiliğinden gelecek. Şu kırtışlı bir kuruşla da cebine kırık leblebi doldurdunmu beyle bacanaksın. Haydi bakalım, sana güveniyorum.
Ben hala hayalinle ve sen hala uzaklarda.
Bana böyle mi gelecektin?
Böyle mi bekletmeyecektin beni?
Sen günün, ayın, yılın ne demek olduğunu
Ve bir yılda kaç ay olduğunu
Biliyor musun acaba, anam-babam?
İnan ki bıkmadım sana yanmaktan,
Uğrunda taş olup ufalanmaktan,
Zira biliyorum; bir gün uzaktan
Sen bana selamlar göndereceksin.
Köprüdür ki kurdum azgın sulara,
Çok mutluyum bu sabah; çünkü sana rastladım,
Nice yıldan bu yana ilk defa rahatladım,
Kurtuldum çilelerden ben sanki adım adım,
İnan ki bu dünyaya yeni gelmiş gibiyim.
Sonbahar rüzgarında saçların uçuyordu,
İnanmam rüzgara; yalan söylüyor,
Sen bana hiç selam göndermezsin ki.
Sevda nasıl şeydir bilen biliyor,
Ömrünce uğraşsan bilemezsin ki.
Varlığım, yokluğum sana önemsiz,
İşte bu gördüğün avuçlarımda
Çırpınan kalbimdir, aldanmıyorsun.
Adın yemin oldu dudaklarımda,
Islandı gözlerim, inanmıyorsun.
Dilimde adından ne türküler var,
Duyduğun şarkı değil,
İniltisi kalbimin.
Korktuğum korku değil,
İniltisi kalbimin.
Bitmiyor, duramıyor,
Nuh diyorsun, peygamber demiyorsun.
Nuh nicelerini kurtardı bir büyük tufandan,
Sen bir beni boğdun tufanlarına,
Güvercinler salıverdim sulara bir ömür boyu,
Bir tek güvercinim dönemedi senden bana doğru
Ağzında bir tek küçücük zeytin dalıyla




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!