Buğdaylar boy attı başak içinde,
Yamaçlar çiçekten kuşak içinde,
Bulutlar denizden döşek içinde,
Seni bekliyoruz hepimiz birden.
Rüzgar çayırlarda esip duruyor,
Sen bebeksin, sedef gibi yüzün var,
Tatlı fakat noksan noksan sözün var,
Seni sevdim, yüreğimde hüzün var,
Ömür boyu sevsem seni az gelir.
Giydiklerin ipek değil, çul olsa;
Ağzım, dilim nasıl bendense;
Gözlerim, dudaklarım;
Ellerim, ayaklarım;
Gönlüm, ruhum nasıl bendense;
Sen işte öyle bendensin.
Atsam atamam,
Boşadır bu köşkler, kervansaraylar,
Kurduğun düzeni saltanat sayma.
Ömrü tüketiyor bu geçen aylar,
Koyduğun noktayı kainat sayma.
Sana denildi ki; bin kere şükret,
Ben şehidim.
Gömülmüşüm bu kutsal topraklar için
Karatoprağa,
Anlatılması olanaksız özlemler içindeyim
Güneşe, yağmura, dala, yaprağa
Ve henüz körpe baharlar içindeki gençliğime.
Basmaya korkarım ayak toprağa;
Bu toprak altında şehitlerim var.
Şan, şeref işlemiş dala, yaprağa;
Bu toprak altında şehitlerim var.
Bu Ali, bu Halil, bu Mehmet, Dursun,
Sanmam ki sen beni sevesin
Okyanuslar üstüne köprüler kurulmadan,
Yerden göğe direkler vurulmadan.
Zira; ölümüne andiçmiş gibisin
Rastlayınca görmezlikten gelmeye,
Görünce tanımamaya,
Gözyaşlarım kanlı ama yarim bunu su sanır,
Yüreciğim feryad etmez, feryadından utanır,
Tek emelim onu görmek, zira ömrüm azaldı,
O zalimi sormayın hiç, her geçen gün saklanır.
Bu gidişle benim halim çölden beter toz duman,
Kanadı kırılan yorgun kuş gibi,
Bir ömür boyudur yorulmuş gibi,
Zamanı bir yerde durdurmuş gibi
Ben kendi kendimle savaşlardayım.
Ne gönlüm kurtulur hayallerinden,
Sarı saç nedir ki kölesi oldum,
Zavallı gönlüme geç derim, geçmez.
O güzelim gözler yanmış tutuşmuş,
Bakma yanacaksın, kaç derim, kaçmaz.
Yaman bir zalimin pençesindeyim,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!